turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ÇÜRÜYEN KAPİTALİZM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 ŞUBAT 2019

ABD bildiğiniz gibi kapitalist emperyalist ülkelerin en zalimi, en sömürücü, Dünya halklarının baş düşmanı olanı konumunda. Büyükler böyleyse diğer emperyalist/kapitalist ülkeler ve onların ayak izlerinde yürüyenlerin de özünde birbirlerinden farkları yok.

Krallığı anlıyoruz, sultanlığı biliyoruz. Hanedan bütün ülkeyi çekip çevirir istediği gibi de yönetirdi. Kapitalizmi savunan burjuvalar bu anlayışa karşı çıktıkları ve eşitlik, özgürlük ve kardeşlik dedikleri için dünyada hâlâ örnekleri olsa da birer birer bunlar tarihe karıştılar.

Sömürü ve baskı düzeni olan kapitalist sistem tarih sahnesine çıkıp aşamalarla bugüne geldi. Geldi de ne oldu diye soruyorsanız çok da ayrıntıya girmeden kısaca değinelim. Burjuva sistemi olan kapitalizm ve savunucuları artık dillerine ne özgürlükleri ne eşitliği ne de kardeşliği almaz oldular. Çünkü bu belgileri savunmak demek; bir sömürü sisteminin varlığı ile çelişen gerçekler olduğundan ve de sistem kendi icat ettiği demokrasi içinde artık yığınları yönetemez konuma geldiği için faşist yöntemlere başvurmaya başladı. Bir süre sonra yine eski konumuna gelmek istediyse de artık geriye dönüşün olanağı kalmadığı için hak ve özgürlüklerin neredeyse kullanılamayacağı bir baskı ortama olağan hale getirildi. Sistem kendisini garanti altına almak istediği için de anayasal değişikliklere gidip yasaların tamamını kendi varlığının sürgit devam etmesi için değiştirdi.

İleri kapitalist ülkelerde de geniş halk yığınlarının çok önemli hak kayıplarına uğraması görülürken emperyalist/kapitalist sisteme göbeğinden bağlı ülkelerde ne hak kaldı ortada ne de hukuk. Diyebiliriz ki neredeyse faşizm yönetenlerin olağan yönetme biçimi haline geldi. Kim ki bu sistemde başını kaldırdı, haksızlıklara karşı sesini yükseltti bedel ödettirildi.

Bugün ülkemizde yaşadıklarımıza baktığımız zaman hak ve özgürlüklerimizden başlayarak neyimiz var neyimiz yok yitirme noktasına geldik dayandık. Sömürü öyle bir katlandı ki ekonominin ağır yükünü sadece ve sadece işçiler ve emekçiler çeker oldular. Kendileri gibi düşünmeyen milyonları bile göz kırpmadan tehdit edip zaptı rapt altına almaya kalkıştılar. Yurttaşlık hakkı çiğnendi. Anayasa’da yazılı olan eşitlik ilkesi ağızlara bile alınmaz oldu. Devlet kapısı eş, dost ve en yakın akrabalarla dolduruldu. Bütün bunlar yaşanırken de ortada bir hak etmişlik var mı yok mu dikkate bile alınmadı.

Yazımın girişinde ABD ile diğer bağımlı kapitalist ülkelerdeki benzerliğe değinmiştim ya, şimdi bir örnekle altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi ABD Başkanı Trump’un damadı da tıpkı bizde olduğu gibi söz sahibi. O kişi önemli sorunları görüşmek için Türkiye’ye geldi ve sarayda kabul edildi. Onunla görüşenler kimlerdi derseniz Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan ve damadı Berat Albayrak oldu. Neler konuştular, hangi ipleri birbirine bağlamaya çalıştılar çok bilmiyoruz ama Suriye’nin konuşulduğu muhakkak. Belki bu arada Cemal Kaşıkçı cinayeti de konuşulmuştur bilemeyiz. Bizler buradaki benzerliğe dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü kapitalist ülkelerde yönetici konumundaki kimseler öyle hale gelmişler ki artık babalarına bile güvenemedikleri için yine de en önemli yönetim kademelerini en yakını bildikleri ve güvendikleri kimselerle dolduruyorlar. Sizin anlayacağınız bir bakıma kapitalist sistemle yönetilen ülkeler bir anlamda hanedan anlayışına geri dönmüş konumdalar. İş böyle olunca da KPSS birincisi bir öğretmen bile sözüm ona mülakat dedikleri Alicengiz oyunu ile eleniveriyor.

Trump’un damadı bizimkilerle görüştükten sonra nereye uçtu, Suudi Krallığına. Orada kiminle görüştü? Tabiî ki de adı Kaşıkçı cinayetinde adı geçen Prens Bin Salman’la. Şimdi bu denli kirlenmiş bir anlayışın dünyada neler yaptığını ya da yapmaya kalktığını Venezuela’ya bakıp anlayabilmek olasıdır. ABD’nin halk ve insanlık düşmanı yöneticileri iki de bir kalkıp Venezuela’yı tehdit edip Maduro’ya sayılı günlerin kaldı diyebiliyorlarsa sömürü düzenlerinin ve saltanatlarının sürgit devam etmesi içindir.

Gördüğünüz gibi bu gezintide Türkiye’ye daha sıra bile gelmiyor. Ancak iyi bakın ve ülkedeki ekonomik yıkımı ve baskıları görün sonra da kime inanacağınıza siz karar verin. Neymiş efendim? Berat Albayrak ekonomiyi düze çıkaracakmış.

Nasıl mı?

Minare gölgesi ve davul tozuyla desek he mi vallahi he mi billahi abartmış olmayız. Bu yüzden de hepsi burnundan soluyor. Çünkü bu seçimlerde hile hurda yapmazlarsa kesinlikle sandığa gömüleceklerini onlar da iyi biliyorlar.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA