GERÇEK YAYINLARI EĞİTİM DİZİSİ BROŞÜRÜ

EMPERYALİZM NEDİR? -3

Bu zorunluluğu getiren, tekellerin yüksek kâr sağlama yarışmasıdır.

Demek ki, birbirine karşı iki eğilim emperyalizmin özelliğidir; bir yanda tekniğin zorunlu gelişmesi, diğer yanda bu gelişmeyi kâr amacına tabi kılarak durdurma çabası.

Emperyalizmde, üretim güçlerinin büyümesi ve özgür gelişmelerinin engellenmesi arasındaki diyalektik, bu sürecin kökeninde yatar.

Çürüyen kapitalizm, burjuvazinin sadaka diye dağıttığı paralar ve küçük çıkarlar dolayısıyla sistemli olarak bir işçi aristokrasisi tabakası yaratır. Bazı sendikacılardan oluşan bu satın alınmış tabaka, işçi sınıfının çıkarlarına, tarihsel devrimci görevlerinin yerine getirilmesine engel olmaya çalışır. İşçi sınıfının içinde bunlar, burjuvazinin en çok işine yarayan oportünizmin kaynağını oluşturur. Burjuvazi, sosyal barış ve reform yoluyla kapitalizmin islah edilebileceği propagandasını küçük burjuvalarla birlikte bu oportünist işçilere yaptırır ki işçiler bilinçlenmesin, kendi sınıf çıkarları için savaşması yozlaşsın, saptırılsın.

Emperyalizmin çürümüşlüğü toplumsal yaşamın her alanına yayılır. Sosyalizm ve işçi sınıfı düşmanı kanunlar çıkarılır, devrimci işçiler fabrikalardan kovulur. Basına polis baskıları getirilir, grevler zor kullanılarak, polis ya da ordu aracılığı ile bastırılır.

Bütün bunların tek nedeni şudur:

Kapitalist mülkiyet çağdışıdır ve bu çağdışı sömürü sistemini zora dayanarak ayakta tutmaktan başka çaresi yoktur mali oligarşinin.

Bunun sonucunda emperyalizm, ekonomi ve ona dayanan tüm üstyapı kurumlarını çürümüş ve asalak bir duruma getirir.

Toplumsal zenginliği çarçur eden ve tüm toplum üzerinde tekel egemenliği kuran mali oligarşi, ekonomik ve her türlü toplumsal gelişmeyi engelleyen, toplumun kanını emen bir asalak durumundadır.

Kâr ve faiz “kuponu” keserek yaşayan, herhangi bir girişimde yararlı hiçbir rolü olmayan, tembelliği meslek haline getiren bir asalak zümre egemenliğidir. Emperyalizm.

Sermaye ihracı sayesinde rantiye, yani irat sahibi, hiçbir iş yapmadan halkların sömürüsüyle yaşar,
Borç verme şeklinde sermaye ihracı yapan bir avuç rantiye ya da modern tefeci devlet karşısında, borçlu bir yığın devlet vardır. Birinciler, ikincilerin sırtından geçinen asalaklardır. Yani çürüyen kapitalizm DEVLET aynı zamanda asalaklaşmış devlettir.

En ileri ülke olan ABD’de nüfusun 2,7’si toplam mülkün yüzde 67’sine sahiptir. Bu korkunç zenginliği elinde tutan Amerikalı finans-kapitalistler, yalnız Amerika halkını değil, diğer halkları da sömürmekte olan bir avuç asalaktırlar.

Bir diğer emperyalist ülke olan Almanya ‘da durum pek farklı değildir. Almanya’da tekelci büyük burjuvazi, toplam nüfusun sadece yüzde 0.3’nü oluşturur ve nüfusun tüm geri kalan kısmından, yani yüzde 99,7’sinden daha çok mülk sahibidir. Alman finans oligarşisinin üst kademesine çöreklenmiş 50 kişi ekonominin 1000 kilit noktasını elinde tutar.

KAPİTALİZMİN ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜNÜN KÖKENİNİ TEKEL EGEMENLİĞİ OLUŞTURUR

Emperyalizm aynı zamanda can “çekişen kapitalizmdir” diyordu Lenin. Çünkü emperyalizm, kapitalist sistemin çelişkilerini en uç noktasına getirir. Eski sömürü yöntemlerine yenilerini ekler.

Emperyalizm üretim güçlerini toplum yararına geliştirmez, geliştiremez. Emperyalizmde bilimsel ve teknolojik devrim, emekçi halkın ve genel olarak toplumun yararına değil, kapitalist sınıfın çıkarlarına hizmet edecek şekilde uygulandığından bunalımların, sarsıntıların yayılma hırsının ve sonunda savaşların aracı haline gelir.

Ekonomik bunalım ve sarsıntıların en çok görüldüğü yerler, kapitalist girişimlerin en büyüklerinin, tekelci yığışımların egemen olduğu ülkelerdir. Emperyalizm ve savaş arasında çok yakın ilişki vardır.

Emperyalizmdeki çürümüşlüğü en belirgin hale getiren bir olgu da işsizliktir.

Kapitalizmin 2009 yılı bunalımına bağlı olarak başta emperyalist ülke Amerika olmak üzere bütün öteki emperyalist ülkelerde milyonlarca kişi işsiz kaldı. Sistemin her dönemde işsizliği ortadan kaldırmasının olanağı yoktur ama böylesi dönemlerde işsizlik çok daha çarpıcı şekilde artar.

Oysa emperyalist döneme damgasını vuran işsizlik kronik, yani müzmin işsizliktir. Sürekli ve büyük işsizler ordusu gelişmiş kapitalist ve emperyalist ülkelerin baş özelliği olmuştur.

Çünkü tekniğin bu denli gelişmesine karşın üretici güçlerin başlıcası olan insan, yeteneklerini geliştiremez hale gelmiş ve kötürümleştirilmiştir emperyalist ülkelerde.

Emperyalizm, çalışan insanı hor görür.

Emperyalizm döneminde teknik ilerlemenin getirdiği, modern üretim yordamı milyonlarca insanı gereksiz kılabilmekte, onları toplumun en dış kenarına itebilmektedir.

Amerika’daki işsizlerin yüzde 44’ünü 14-24 yaşları arasındaki gençler oluşturmaktadır.

Emperyalizm döneminde, özellikle günümüzde, bağımlı ülkelerle emperyalist ülkeler arasındaki çelişkiler gittikçe derinleşmiştir. Emperyalist devletlerin az gelişmiş ülkeler halklarını acımasızca soyması ve sömürmesi, baskısını şiddetlendirmesi emperyalizm karşıtı savaşımı gittikçe şiddetlendirmektedir İşte bu, emperyalizmi can çekişen kapitalizme çeviren başlıca çelişkidir. Sosyalizmi kaçınılmaz hale getiren onun bu can çekişmesidir.

Kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı olan bugünkü çağ, birbirinin karşıtı olan bu iki sistemin dünya ölçüsünde savaşımı dönemidir.

Sürekli gerileyen can çekişen kapitalizm karşısında sosyalizm, her geçen gün biraz daha seçenek olarak yığınların isteğine dönüşmektedir. Bu nedenle halklar yüzünü sosyalizme dönmektedirler.

Bu dönemde kapitalizmin genel bunalımı gündemdedir. Yani serbest yarışmacı dönemde rastlanan devri buhranlar değil, sürekli ve emperyalist dünyanın her alanına yayılan bir buhran vardır. Bu buhranı niteleyen, kapitalizm ile sosyalizm arasındaki savaşımdır. Emperyalizm, kapitalizmin sürekli buhranıdır.

Emperyalizmin insan toplumlarına getirdiği bozukluk, çürüme ve çöküntü yalnızca maddi alanda mıdır?
Hayır. Emperyalist ve kapitalist toplumlardaki insanların manevi çöküntüleri ve yoksullukları da çok ileri boyutlara varmıştır. Birkaç rakamla bu durumu gözler önüne sermek olasıdır.

ABD’deki gençlik içler acısı durumdadır. Suç oranları gittikçe artmaktadır. Uyuşturucu madde kullanımı son derece yaygınlaşmıştır. ABD gençliğinin yüzde 30-50’si uyuşturucu madde kullanmaktadır. Bu maddelerin fiyatları gittikçe yükselmekte, elde edilen kârlar yine egemen çevrelerin ceplerine girmektedir.

Almanya’da onbinlerce çocuğun hırsızlık, kundakçılık gasp ve cinayet gibi suçlar işlediği resmi istatistiklerde dile getirilmektedir.

Emperyalizmin kokuşmuşluğu yüzünden insanlar, ruhsal ve ahlaksal yönden gitgide yozlaşmaktadırlar.

Amerika’da okuma-yazma bilmeyen 15 milyondan fazla insan vardır. Aç insanların sayısı da son bunalımla birlikte 50 milyona yaklaşmıştır. Küçük çocuklar beslenme yetersizliği nedeniyle ölmektedir. Daha ana karnında başlayan açlık yüzünden, yüzbinlerce bebek sakat doğmaktadır.

Emperyalist Almanya’da 1 milyondan fazla insan evsiz barksızdır ve bunların üçte birini çocuklar oluşturmaktadır. Ama konut darlığına karşın ev sahiplerine kiraları istedikleri gibi yükseltme hakkı tanıyan kanun vardır Almanya’da.

Öldürülesiye çalıştırılan işçileri her gün tehlikeler bekler. İş kazaları ve meslek hastalıkları korkunç artmıştır. Almanya’da emekliye ayrılan işçilerin yüzde 60’ının malülen emekli olduğunu istatistikler dile getiriyor.

En zenginle en yoksul arasındaki gelir farkı, azalmak şöyle dursun, geçmişe oranla kat kat artmıştır ve artmaktadır.

İşsizlik günbegün artarken, emekçilerin satın alma güçleri gittikçe azalırken, zenginlerin gelirleri olağanüstü rakamlara varır, ama bu rakamlar devlet sırrı gibi hep gizlenir.

Tekel egemenliği, iş gücünün çarçur edilmesinin başlıca nedenidir. Açık işsizlik yanında gizli işsizlik de hükmünü sürdürür.

Son elli yılda kapitalist dünyada, bir milyara yaklaşan işçinin bir yıl süreyle hiç çalışmamasına denk bir iş kaybı olmuştur.

Üretici olmayan işlerde özellikle devlet dairelerinde ve orduda çalışanların sayısı gittikçe artmakta, üretici emekçilerin sırtından bunlar da asalakça geçinmektedir. Emperyalizmin, devleti asalak yapan bir özelliği de budur.

Emperyalizm insanın çalışma gücünün heba edilmesini önleyemediği gibi, fabrikaların tam randımanla çalıştırılmasını da sağlamaz. Örneğin Amerika’da, fabrikaların düşük kapasiteyle çalıştırılması yüzünden yüz milyarlarca dolarlık değer kaybı olmuştur.

Emperyalizm, bilim ve tekniğin artan gelişmesinden doğan olanakları toplumun sağlıklı gelişmesinden doğan olanakları toplumun sağlıklı gelişimi için kullanmaktan acizdir. Kapitalist üretim planlaması sadece egemen burjuvazinin çıkarları doğrultusunda yapılır.

Oysa sosyalizmde planlı bir ekonomi nedeniyle işsizlik kökünden çözümlenir. İnsanların maddi ve manevi yaşam düzeyleri sürekli olarak yükselir.

Demek ki, ekonominin ve toplumsal gelişmenin planlı şekilde yönetilmesi, ancak politik gücün işçi sınıfının ve yandaşlarının eline geçmesiyle ve kapitalist üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılmasıyla olasıdır.

Askerileştirme ve silah üretimi kapitalizmin asalaklığının ve çürümesinin bir başka ifadesidir.

Emperyalist egemenliğin temel özelliğinin saldırganlık olduğunu biliyoruz artık. Bu saldırganlığın ürünü askerileştirme veya militarizmdir.

Asalak emperyalizm için ölüm ticareti en kârlı iştir.

Emperyalist ülkelerde özellikle devletin bilimsel araştırmalarının çoğu askeri amaçlarla yapılır; daha yüksek düzeyde silah tekniğine ulaşmak için.

İşte kapitalizmin çürümüşlüğünün ve çağdışılığının en belirgin kanıtı: Bilimsel teknik devrim ve üretici güçlerin gelişmesi, bütün bu üretim güçlerinin kitle halinde imhasına yarayan üretiminde kullanılıyor.

Burjuva sözcüleri silah üretmeyle işsizliğin ve sefaletin önüne geçileceğini savunurlar. Aman ne var ki bunun tam tersi olur. Emperyalizmin kuşattığı halkların sefaleti artar. Emperyalist ülkelerin bizzat kendi içlerinde de durum farksızdır.

Emperyalist devletin silahlanma giderleri çok büyük boyutlara varır. Bunun getirdiği ekonomik yükler tamamen emekçilerin sırtına yüklenir, onların satın alma güçleri de gittikçe geriler.

Emperyalist saldırganlık ve silahlanma yarışının azgınlaşması sonucunda ise halkların direnmesi artmaktadır.

Dünya emekçilerinin barış özlemleri sosyalizm kavramıyla birleşmekte bütünleşmektedir.

Çünkü sosyalist üretim ilişkilerinden yayılma çabaları çıkmaz. Birlikte oluşturulan toplumsal zenginlik, sosyalist toplumun insanca gelişmesi için kullanılır.

Emperyalist ülkelerde silah ticareti, sermaye ihracı teşvik edilerek sağlanır. Silahlanma yarışını körüklemek, yani silah satmak, emperyalist ülkelerdeki üretim için en yaşamsal öneme sahiptir. Çünkü artık, silah üretimine hizmet etmediği sürece üretim çok ağır gelişmekte, çoğunlukla yerinde saymaktadır. Buna en iyi örnek yine ABD’dir.

Bir kez daha görüyoruz ki, emperyalizm insanlığın çıkarlarıyla kesinkes ters düşmektedir. Emperyalizmin yaşaması, toplumların fiziksel varlığını tehlikeye atmak pahasına olabilmektedir.

EMPERYALİZM DEMOKRASİNİN CAN DÜŞMANIDIR.

Tekelci sermaye, tahakküm olmaksızın ekonomik gücünü ayakta tutamaz. Çünkü halkın yaşam çıkarları, özgürlük ve demokrasi özlemleri, tekelci burjuvazinin çıkarlarıyla çatışır. Onun için tekel egemenliği ve demokrasi birbirleriyle zıt düşerler.

Tekel egemenliği demek, politik gericiliğe, her türlü demokrasi düşmanlığına yolu açmak demektir.

Ama bu çağdışı, bu yok olmaya mahkum tekelci kapitalizmi kurtarmak için, insanları uyutma yolları aramaktan geri durulmaz. Sözde kapitalist toplumlar “bolluk toplumları”dır”; oralarda “özgür, demokratik ve sosyal devlet” vardır.

Ne var ki, bütün bunların yalan olduğunu gerçekler apaçık gösteriyor. Kapitalizmin yapısını, özünü örtbas etme çabaları sürekli iflas ediyor.

Biliyoruz ki, burjuva demokrasisi, serbest yarışmacı kapitalizmin temeline dayanarak gelişmişti. Bu demokrasi, özünde, burjuvazinin işçi ve emekçiler üzerindeki tahakkümüydü. Ama feodalizme kıyasla serbest yarışmacı kapitalizm özgürlük, eşitlik, demokrasi ve uygarlık yönünde ileri bir adımdı. Serbest yarışmacı koşulları altında burjuva demokrasisi, kapitalist yeniden üretim sürecinin tamamlanabilmesini sağlayan politik ilişkileri temsil ediyordu.

Oysa tekelci kapitalizm döneminde tek amaç tekellerin mutlak tahakkümünü sağlamaktır. Tekeller, burjuva devletini ve tüm burjuva toplumunu tek başlarına tahakkümleri altında tutmaya çalışırlar.

Gerek politik, gerekse alt ve üst yapı arasındaki ilişkileri, bu yoğunlaşan tahakkümle tekelle belirler artık.

Tekel egemenliğinde en gerici unsurlar, politik terörü ve faşizmi ortaya çıkarmışlardır. İnsan onurunu ayaklar altına almak ve ırkçılığı teşvik için emperyalizm elinden geleni yapar.

Bundan 80 küsur yıl önce Lenin, işçi sınıfı ve emekçileri baskı altında tutmak ve kendi egemenliğini korumak için burjuvazinin kaçınılmaz iki yöntem uyguladığını göstermiştir.

1: Zorbalık, 2: Liberalizm, reform ve vaatleri.

Bunlar zaman zaman biri diğerinin yerini alarak sürer gider.

Ama bu uygulama, giderek emperyalist çelişkileri daha da derinleştirir ve onu temellerinden sarsar. Çünkü işçi sınıfı ve emekçilerin direnci ve bilinci çığ gibi büyümektedir.

Emperyalizmin tahakkümü, saldırganlığı ve kendine güvensizliği, emekçilerin olabildiğine etkilenişinden emperyalistlerin ne denli korktuklarının da belirtisidir.

İşte bu nedenlerden ötürü çağımızda işçi sınıfının savaşımı, özü gereği emperyalizm karşıtıdır.

Ancak demokrasi savaşımı içinde yetişmiş olan işçi sınıfı, kapitalizm ve emperyalizmi ortadan kaldıracak devrimi yapabilecek ve tamamlayabilecek yeteneklere sahip olur.

Emperyalizm düşünceyi de denetlemeye çabalar.

Emperyalist toplumlarda işçiler, öğretisel araçlarla sindirilmek istenir.

Burjuvazinin devleti, basını, okulları, kiliseleri, camileri düşünce denetiminde rol oynarlar.

Radyolardan, televizyonlardan, basından, yani tüm kitle iletişim araçlarından burjuvazinin işine gelen haberler duyurulur.

Sürükleyici görüntüler ve kahramanlar yaratılıp, insan salt tüketici düzeyine indirilmeye çalışılır.

Tekelci burjuvazinin demokrasi ve sosyalizme karşı sürdürdüğü psikolojik savaşın önemli bir parçası bilinci denetlemedir.

Böylece halk kitleleri kendini özgür sanıp yönetilmeye ve sömürülmeye ses çıkarmayan köleler ordusuna dönüştürülmeye çalışılır.

Kapitalist toplumda insanlar hep politik olmasın istenir. Politik bakımdan pasiflik ve bilgisizlik erdem diye övülür.

Emperyalizmde insan, sadece insan tarafından sömürülmekle kalmayıp, düşüncesi üzerine de ambargo konur. Böylece bilinçlenmesinin, yaratıcı yeteneklerini geliştirmesinin engellenmesini çalışılır.

Sanat ve edebiyat düşünce denetiminde kullanılan en belli başlı araçtır.

Saldırgan emperyalizmin politik amaçlarını destekleyen büyük (!) kültür, “Komünizmle mücadele” kültürü, “komünizm karşıtı” kültürdür.

Ama bu “kültür”ün de içyüzü her geçen gün açığa çıkar. Emperyalizmin insan düşmanı niteliği insanların bilincine daha somut bir biçimde yerleşiyor.

İşçi sınıfı, kapitalist toplumun sürüp gitmesinden hiçbir çıkarı olmayan, onun aşılmasında ise büyük çıkarı bulunan biricik sınıf olduğu bilincine gittikçe daha çok varıyor. Çünkü burjuvazi kendi mezar kazıcısını bizzat üretmiştir.

Emperyalizm çağdışı niteliktedir ve sosyalizmle tümden aşılacaktır.

Çünkü sosyalizm, üretim güçlerinin ve üretim ilişkilerinin kapitalist ve onun en yüksek aşaması olan emperyalist toplumdaki gelişiminin ve burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki karşıtlığın tarihsel sonucudur.


ANA SAYFA