turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


LİNÇ GİRİŞİMİ VE YSK KARARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 NİSAN 2019

Ülke gerçekten de diken üstünde. Nerede ne zaman kıyamet kopacak belirsiz hale gelmiş. Cumhur İttifakının oluşturduğu ortam, hemen herkesi olmadık işler yapmaya kalkmalarına öyle uygun öyle uygun ki bir gün olsun dillerinden saldırgan politika eksik olmuyor. Bahçeli’nin ağdalı ve hedef göstererek izlediği politika, Recep Tayyip Erdoğan’ın elinde topladığı tartışılmaz erkin verdiği sınır tanımazlıkla gerçekten de yarın neler olur bu ülkede kestirmenin olanağı yok.

ABD ile pek çok nedene bağlı olarak geldiğimiz noktaya bakıyoruz da gerçekten Erdoğan’ın izlediği politikayı anlamakta zorlanıyoruz. ABD’nin ülkemiz ve bölge ülkeleri ile ilgili olarak izlediği yıkım politikalarının şöyle bir listesini çıkardığımız zaman bu politikaların izlenmesini kolaylaştıran hem de çok kolaylaştıran bir saray iktidarı ile burun buruna geliyoruz. Türkiye halkına AKP ve saray iktidarı Amerika’ya da kafa tutuyorum bakın görün işte demesinin yarattığı ortam özellikle de dinci, gerici ve milliyetçi çevrelerde akıl almaz bir körlüğü de olabildiğince arttırdı. Bu yüzdendir ki cumhur ittifakında bir araya gelenlerin çoğunluğu kendilerine gerçeklerden uzak bir dünya kurmuş bulunuyorlar. İşte bu nedenle iktidar yanlılarının ABD ile yürütülen politikaların arka planını gördükleri bile yok.

Neymiş efendim, Erdoğan’la Trump önemli konuları telefonla konuşup belli konularda anlaşmışlar. Bu konunun başında da S-400 füze alımı geliyormuş. Bu olaya bakıp da ağa maraba öyküsünü düşünmemek olası değil. Madem işler böyle gelişecekti Erdoğan iktidarı ne diye Rusya’dan S-400 füzeleri almaya kalkıştı?

Ancak bizim konumuz bu değil. Bu yüzden kısaca değinmeyi güncelliği nedeniyle gerekli gördük. Biz daha çok şu Çubuk Akkuzulu Köyü’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişimi ve bugün karar vermesi beklenen YSK’nın İstanbul seçimleri üzerinde durmak istiyoruz.

Olayların yaşandığı gün televizyonlara yansıyan görüntüler elbette kanımızı donduran cinstendi fakat CHP’nin savcılığa sunduğu görüntülere baktığımız zaman olayların çok daha korkunç boyutlarda seyrettiğini görüyoruz. Kışkırtanlar ve kışkırtılanlar aymalı açık ortadalar. Bu gerçeğe karşın güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler ise tam anlamıyla fiyasko. Şimdi bir soru sorabiliriz, bu fiyaskonun sorumluları kim ya da kimlerdir açık açık ortaya çıkarılmalıdır. Bize göre bu olayı araştırmak için işe İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan başlamak en doğru yoldur. Sonrası zaten çorap söküğü gibi gelecektir. Sözü biraz daha ileri götürmekte yarar vardır. Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan’da yaşanan bu linç olayının en önemli sorumlularıdır.

Derece derece aşağılara inersek orada görev yapan güvenlik güçleri sorumlularının da ihmal ve göz yummalarını atlayamayız. Bir tek olay bile linç girişiminde daha ileri gidilmesini engellerken yani Emniyet Genel Müdürü’nün konuşmasından söz ediyorum, eğer yetkililer isteseydi ve de böyle bir olayın yaşanmasının arkasında olmasaydı kesinlikle kimse böyle sonuçları ağır olacak linç girişiminde bulunamazdı.

Bu olay öyle ya da böyle atlatılmıştır diye sevinmek ve yaşananları unutup gitmek doğru değildir. Çünkü önümüzdeki günlerde de iktidarın her sıkıştığında benzer yollara başvurmayacağını kimse garanti edemez. Bu yüzden üzerine gidilmeyen, hatta küstahça kışkırtıcıları kahraman ilan edilen bu olay yeniden masaya yatırılmalı, eğer bu olayla ilgilenen savcılar ve yargıçlar gerçekten hukuk insanıysalar hemen harekete geçip sorumlularına bir hukuk devletinde nelerin olmayacağını göstermelidirler. (Tabi hukuk diye bir şey varsa) Çapı bu kadar büyük bir olay yaşamamıza karşın içerde tutuklu bir tek kişinin bile olmaması oldukça düşündürücüdür. Bu yüzden de şu soruyu sormak hakkımızdır diye düşünüyoruz.

Bu halk düşmanı saldırganların arkasında kim ya da kimler vardır ki sorumlulardan bir kişi bile içeri alınmış değildir.

Gelelim YSK’ya. Bildiğiniz gibi 16 Nisan 2017 Anayasa referandumunda mühürsüz oy pusulaları ve zarflarıyla kullanılan oyların geçerli olacağına sandıkların açılmasına bir saat kala yasa hükmüne karşın karar veren YSK’dır. O YSK ki Türkiye’de rejim değişikliğine izin veren bir anayasanın kabulüne yol açan bir karar alarak ülkenin tam kalbine hançer saplamıştır. İşte o üyeler, görevleri de bir yıl uzatılarak şu an iş başındadırlar. Son seçimlerde verdikleri çelişkili kararları da düşünürsek öyle ülkede hukuk var, hukuk adamları var diye çok da umutlanmamalıyız. Bu yüzden İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı çıkarsa hiç kimse hayal kırıklığına uğramamalıdır. Eğer çıkmaz ise YSK’nın daha önce verdiği kararlar elini kolunu bağlayacak örneklerle dolu olduğu içindir. Yoksa YSK, ülkenin rejiminin değiştirilmesine yol açacak bir karara bile yasa hükmü olmasına karşın imza atmıştır ki İstanbul seçimlerinin yinelenmesi bunun yanında devede kulak bile değildir.

Sonuç olarak bizler ülkede iktidarın eliyle nelerin bozulduğunu daha nelerin bozulacağını bilmiyor değiliz.

İşte bu yüzden her şeye hazırlıklı olmalı içerden mesaj gönderen Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, "Seçmenlerimiz CHP'den teşekkür almak için değil; demokrasi ve barışa şans yaratmak için sandığa gitmiştir. CHP'li belediyelerin bize diyet borcu değil halkın tamamına eşit, adil, şeffaf, demokratik hizmet borcu vardır" demesi de oldukça anlamlıdır.

Bu yüzden İstanbul seçimleri olur da iptal edilirse bu kez bu seçimleri iptal ettirmenin peşinde koşanlara gereken dersi vermek de bizim boynumuzun borcudur.

 

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA