turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


OLUP BİTENLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

04 MAYIS 2019

Ülkemizde yaşananlara baktığımız zaman ne konumda olduğumuzu kestirmekte yine de zorlananlar var niyeyse. Akademisyenler işlerinden kovuluyor. Doktorlar, “Savaş halk sağlına zararlıdır” dedikleri için ceza alıyor. Gazeteciler düşüncelerini yazıp çizemiyorlar yüzlerce gazeteci işlerinden atılmış, bazılarının pasaport ve sarı basın kartları iptal edilmiş, 300’e yakın gazeteci içerde. Daha dün Cumhuriyet gazetesi yazar ve çizerleri içeri yollandı. Yargı keyfi olarak ceza üstüne ceza keserken Anayasa Mahkemesi bile gazetecilerle ilgili aldığı kararda “hak ihlali yoktur” diyebiliyor. Gerçek fetöcüler devletin üst kademelerinde toplumun gözünden kaçırılıp koltuklara oturtulurken Fethullahçılığa dipten doruğa karşı olanlara; “Örgüt üyesi olmamakla birlikte…” denilerek Fetöcülere yardım ettikleri gerekçesi ile şakır şakır ceza kesiliyor.

Yolsuzluk, haksızlık, baskı, zulüm ve ekonomik cezalandırma akıl almaz boyutlara çıkmış. Olmadı, kitlesel linç girişimleriyle yığınlar korkutulup sindirilmek isteniyor. Devletin savcısı, yargıcı, emniyet görevlisi, askeri, polisi ya üzerlerine düşen görevi iktidardan çekindikleri için yerine getirmiyorlar ya da ne bileyim bizzat iktidarla birlikte iktidarın istediklerini yerine getirmek için her şeyi yapabiliyorlar.

Çubuk Akkuzulu Köyü’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi neredeyse güvenlik güçlerinin gözleri önünde aleni yapılırken iktidar saldırganları değil de CHP’lileri suçlayabiliyor. Olayın failleri ise yargıda yaptıklarının karşılığını görmeleri gerekirken kahramanlaştırılıp vatan kurtaran Şaban gibi ortalığa salınıyor. Yargının bu gibiler için hiçbir yaptırımı söz konusu değil niyeyse. Böylesine vahim bir olayın sorumlusu Çubuk Savcısı tarafından ifadesi alınsın serbest bırakılsın denilerek kılına bile dokunulmuyor.

Ülke ekonomik çöküntü içinde olmasına, dolar gelip 6 lirayadayanmasına, milyonlar açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına, işçiler ellişer yüzer kapı önüne konulmasına, kidem tazminatlarının iç edilmesi istenmesine, işçiler hak aramak için gerve kalksa yasaklanmasına, çarışda pazarda sebze meyve satanların fiyat artışları nedeniyle iktidar tarafından terörist ilan edilmesine, üst üste bindirilen zamlarla çalışanların belinin bükülmesine karşın iktidar yine de bildiğini okuyor ve yeni yeni hak ihlalleriyle çarkı çevirebileceğini düşünerek işlerin iyiye gittiğine dair açıklama üstüne açıklama yapabiliyor. Olmadı, iktidar işin içine yabancı düşmanlığı sosunu katıp kaba milliyetçilerin kanına öfke şırınga ederek zevahiri her daim kurtaracağını düşünüyor.

Eğitim biritirilmiş, sağlık hizmetleri sömürü çarkına hizmet eder hale getirilmiş, bilimin yerini safsata almış yürümüş, sağlık hizmetlerinde alternatif tıp adı altında doktorlar sülüklü tedaviye kadar tıp hizmetlerini geriye çeker olmuşlar, sanattan korkuluyor, kimsenin kimseye güveni kalmamış, sermaye adına konuşanlar azıttıkça azıtmışlar. Rifat Hisarcıklıoğlu işçilerin hak arama süresinin 5 yıldan 1 yıla indirilmesini isteyecek kadar meydanı boş bulmuş. Sözün özü faşist diktatörlük altında ne hak ne adalet ne özgürlük var.

Zaten seçimler bu haliyle göstermelik bir konumda iken seçimlerin sonuçlarının bile iktidar nasıl istiyorsa öyle olması için çalışma ve çabalar diz boyu hale gelmiş. YSK akıl almaz kararlara imza atar olmuş, AKP ve MHP’nin nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda YSK iktidarı hem bilgilendirerek hem de yüreklendirerek AKP ve MHP’yi seçimlerin sonuçları hakkında sınır tanımaz bir noktaya iter olmuş, İstanbul Belediye Başkanı seçimleri pazartesi günü iptal bile edilir yolunda karar alınabileceği yolunda mesaj üstüne mesaj verilir durumda.

Bu yüzden de bambaşka bir eşiğe gelmiş dayanmış bulunmaktayız. Bir başka deyişle demokrasi güçleri hem ağır bir baskı hem de büyük bir saldırı altındalar. Bu yüzden de demokrasi güçlerinin aynı zamanda dinci, gerici ve faşist bir yapıya karşı nasıl mücadele etmeleri gerektiği konusunda daha açık ve daha etkli bir yol bulmaları kaçınılmaz hale gelmiş bulunuyor.

Böylesine apaçık çizdiğimiz bu görüntü karşısında salt uç sözler söyleyerek ne devrimcilik, ne demokratlık ne ilericilik ne de sosyalistlik yapılamaz. Genel olarak demokrasi güçleri olarak ifade ettiğimiz güçlerin faşizme karşı mücadele etmek ve faşizmi alt etmek için biraraya gelmeleri ve birlikte mücadele etmeleri dışında bir yolun olmadığı da ortadayken zaman yitirilmemeli herkes eteğindeki taşı dökmeli ve mücadelenin içinde yer almalıdır. Hiç kuşkusuz ki kimilerinin devrimcilik taslayarak CHP’yi de AKP ve MHP gibi gösterme gayretlerinin ise ne değeri vardır ne de yararı.

Dolayısı ile CHP de bu mücadelenin içindedir, içinde olmak da zorundadır..

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA