turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DENİZLER ve BUGÜNÜMÜZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 MAYIS 2019

‘Ölenler dövüşerek öldüler
Güneşe gömüldüler’

Diyor ya büyük ozanımız Nazım Hikmet; Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları ve de daha isimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz sayısız devrimci dövüşerek öldüler ve güneşe gömüldüler. Bu yüzden de güneşe gömülmüş olan binlerce devrimci kardeşimizi an olsun unutacak değiliz. İşte bu yüzdendir ki her zaman hak edenler hak ettikleri gibi anılırlar. Denizler, Mahirler ve Kaypakkayalar da hak etmişler, hak ettikleri gibi de anılmaktadırlar. Anmalar isteriz ki Türkiye devrimci hareketinde yer alan bütün yapılara derinlik ve kararlılık kazandırsın. Ne var ki pek çok kimse ya da örgüt ağızlarından Denizleri, Mahirleri ve Kaypakkayaları düşürmemekle birlikte salt onları ismen anarak sığ sularda kulaç atmaktan öte gitmiyorlar.

Bu anımsatmayı yapmayı kendim ve partim adına bir görev sayıyorum. Çünkü mücadeleden çoktan kopmuş olan sayısız kimsenin önüne teknoloji de çıkınca artık yapılması gereken her şeyi internet ortamında yapar oldular. İnternet ortamında havada uçuşan devrimbazlıkları görünce de ister istemez dövüşerek ölenlerin kemiklerinin sızladığını düşünmeden edemiyoruz.

Sosyalizm mücadelesi aynı zamanda kitleleri saflara kazanma ve devrimin kitlelerin eseri olacağına inanma işidir. Durum bu olunca da yığınlardan kopmuş sözüm ona devrim vaazcıları herkese internet ortamında laf yetiştirerek ve de ona buna ne kadar devrimci olduklarını söyleyerek iş yaptıklarını sanmaktadırlar. Eğer bugün Denizler ve Mahirler aradan bunca yıl geçmesine karşın anılıyorlarsa her şeyi dörtbaşı mamur bildikleri için değildir. İnandıkları dava uğrunda kimsenin düşünemeyeceği kadar içtenlikli ve inançlı oldukları içindir. Bu yüzden de onların kucaklayıcı ve yoldaşça dayanışma anlayışı bizim için de paha biçilmezdir, onları kendimizden biri olarak görmek bize onur ve gurur vermektedir.

Ha evet, şimdi önemli bir noktaya parmak basmakta yarar vardır. O da Denizleri, Mahirleri ve Kaypakkayaları anlamak demenin salt onlara güzelleme düzmek ve yas tutmak anlamına gelmediğidir. Aradan geçen bunca zaman içinde ilericilerin, devrimcilerin, demokratların ve sosyalistlerin niye bunca mevzi yitirerek gerilediklerini sorgulamakla başlasaydık işe bugün inanıyorum ki çok daha başka şeyleri tartışıyor olacaktık. Oysa 1980’lerden bu yana geriye doğru yaşadığımız toplumsal devinimin niye bir türlü önüne geçemediğimizin ve ileri mevziler kazanamadığımızın da analizini yapmış olacak ve daha donanımlı ve daha kararlı bir konumda olacaktık.

1980 12 Eylül Faşist diktatörlüğünden bu yana kimi ara ara yükselişleri saymaz isek ülkede sürekli olarak dinci, gerici ve faşist bir anlayışın ülkeyi kararttığını ve geniş yığınların aklını çeldiğini görürüz. Oysa sözünü ettiğimiz bu faşist diktatörlük önlenebilir bir gerçeklik iken önlenememiş, yığınlar ise her geçen gün daha da karamsarlığa kapılarak büyük ölçüde etkisizleşmiştir. Ve zaten dinci, gerici ve faşist dünya görüşünü savunanlar da kitlelerin böyle olmasını istemekte ve bütün çıkış yollarını da kapatmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Şu son seçimlerde bile CHP’nin başarısına burun kıvırarak ve de CHP’nin ne kadar faşist olduğu yolunda devrimbazlık taslayarak devrimciliklerini bu gerçek üzerinden kanıtlamaya kalkanlar öyle sanıyoruz ki dünyadan habersizdirler. Habersiz olmak bir yana kitlelerin ruh halini görmekten de fersah fersah uzaklar. Bu yüzden Denizleri, mahirleri ve Kaypakkayaları anlamak istiyorsak ülkeyi dinci, gerici ve faşist diktatörlükle yönetmek isteyenlere gerçekte verilecek bir yanıtımız olmalıdır. Yoksa faşist diktatörlüğün dişlileri arasında unufak olmak devrimciliğin şanından olmasa gerektir.

Her zaman söyledim yine söylüyorum; eğer faşizme karşı mücadele edip üstünlük kazanılacaksa bu salt kitle gücü bunca sınırlı sosyalistim ya da devrimciyim diyenlerle başarılacak bir şey olsaydı canımızı dişimize takar şimdiye kadar bu işin üstesinden gelirdik olur biterdi. Böyle olmadığı dünyanın her yanında sürdürülen mücadelelerden de anlaşılacağı gibi geniş bir mücadele birliğini gerektirmektedir. Bu mücadelenin içinde; kim ne söylerse söylesin bir sosyalist olarak umrumda bile değildir, sonuna kadar CHP ve hatta başkaları da vardır. Öyleyse yaşadığmız her mücadele ortamında düşündüklerimizi yaşama geçirmek oldukça önemlidir.

İstanbul Belediyesi’ni kaybeden dinci, gerici ve faşist ittifakın sözcülerinin söylediklerini duyuyor musunuz? Bence duyun! Eğer hiçbir şey bilmiyorsanız düşmanınızın nasıl davrandığına bakın ve de ona göre mücadele içinde olun. Ne diyor Bahçeli; İstanbul seçimleri iptal edilmeli. Edilirseymiş ne yapacakmış? Mitili İstanbul’a serecekmiş. Peki, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ne diyor? İstanbul seçimlerini YSK iptal etmeli, kendisini aklamalıymış. Bu söylediklerimden kim ne kadar neyi anladı bilemem ama eğer Denizleri, Mahirleri ve Kaypakkayaları anlamak diye bir derdiniz varsa ne yapacağnızı bilmelisiniz. Yoksa Deniz’i, Mahir’i, Kaypakkaya’yı anmışsınız size çok da bir şey kazandırmaz. Hani, su pınarın ilk gözesinden çıktığında temizdir, sonra akıp giderken kire, pasa, bulanır da zararlı olmaya başlar ya tıpkı devrimcilik de böyledir, yaşamın diyalektiğini bilmiyorsanız zehirli bir hiç olmaktan ne yazık ki kurtulamazsınız.

Bu kadar sözden sonra Denizleri yüksek bir bilinç ve kararlılıkla anarken bu vesile ile Mahirleri ve Kaypakkayaları da anıyoruz.

Anıları ve bıraktıkları miras hiçbir zaman unutulmayacaktır.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA