turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YUMUŞAMA SİSTEMİN RAYINA OTURTULMASIDIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 MAYIS 2019

Türkiye’de ve dünyada kapitalizm geldi duvarın dibine dayandı. Yeni Dünya Düzeni anlayışını bütün dünya ülkelerine kabul ettirmek isteyen kapitalist öğretinin savunucuları ne diyordu? “Dünyanın sonu geldi.” Peki, dünyanın sonu nasıl gelmişti onlara göre? Şöyle; artık Yeni Dünya Düzeni ile birlikte ülkeler arası sınırlar kalkacak, sermaye de gidip istediği ülkede yatırım yapıp o ülkenin kalkınmasına yararlı işler yapacak ve gönenç içinde bir yaşam sağlayacaktı.

Eee şimdi ne oldu?

Ne olacak kapitalist sistemin mumu yatsıya kadar yandı. Ama bu arada da dünyanın büyük tekelleri sayısız ülkeyi epey hortumladılar ve hortumlamaya da devam ediyorlar.

Bizim ülkemizde ise 12 Eylül faşizminin ülkeye hediye ettiği Turgut Özal bu bayrağı eline aldı ve “Dışa açılma” safsatası altında Türkiyeyi emperyalist/kapitalist uluslararası sermaye kuruluşlarının hükmüne teslim etti. Sonrasında ise bu bayrağı en yukarılara taşıyan iktidar ise AKP ve Recep Tayyip Erdoğan iktidarı oldu. Şöyle bir bakın, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan döneminde özelleştirme adı altında ülkenin ne kadar fabrika, kurum ve kuruluşları varsa yabancılara ve işbirlikçilerine peşkeş çekildi.

Böyle bir durumun ister istemez politika sahnesini dalgalandırmayacağı düşünülemez. Çünkü bu uygulamaların her biri ülkemizin geniş emekçi yığınlarına dünyayı dar ettiği için yönetenlerin de yönetmekte zorlanacağı gerçeğini getirdi önümüze koydu. Zaten AKP iktidarının diğer burjuva partilerinden farklı olarak dinci, gerici ve faşist bir özellik taşımasını da yanına eklersek ülkede ortamın nereye evrileceğini analiz etmekte zorlanmayız.

Böyle bir ortamda iktidar en çok sol ve sosyalistlere yönelik yaptırım uygulayacağı için bu yaptırımlar salt onlarla da sınırlı kalmadı ve süngünün sivri ucu burjuva demokratlarına kadar uzanmış oldu. İster istemez böyle bir iktidar iktidarını egemen kılmak için bir yandan toplumu uyutmak için yalana, dolana ve hileye başvuracaktı diğer yandan da bununla yetinmeyecek baskı ortamını son sınırına kadar arttıracaktı. Öyle de oldu. Bugün mecliste bulunan CHP, İyi Parti ve HDP’de en üst perdeden saldırılarla karşılaştı, karşılaşıyor.

Bu gidişten rahatsızlık duyan öncelikle bu yaptırımlardan zarar görenler olsa da bir süre sonra sermaye güçleri böyle bir gerginlik ortamında işlerini/güçlerini istedikleri gibi yürütemeyeceklerini düşündükleri için ortamın yumuşamasını, bu denli gergin ve saldırgan politikaların yapılmaması gerektiğini dillendirir oldular. Bu fısıltıyı duyan sermayenin kalemşörleri ise hemen harekete geçip başladılar Türkiye İttifakı yaygarasına. Sizce garip değil mi 17 yıldır bu ülkenin işçisinin, emekçisinin, aydınının ve namuslu yurttaşlarının anasını ağlatanlara yönelik politik tavır yerini bir anda Türkiye ittifakı adı altında kendisini dışa vuruyor, bu politikayı da savunanlar birer birer ses vermeye başlıyordu.

Hepinizin bildiği gibi Çubuk Akkuzulu Köyü’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oyunun bir parçası olarak saldırıya uğramıştı ama o ve partisi yine de kendisini yaşananların dışına atıp sözü geçen saldırganlığa ve kazanılan İstanbul seçimlerini iptal ettirip katakulli ile kazanmak için her şeyi yapabilen bir ittifakla arayı yumuşatmaya çalışan bir politika izleyebiliyorlardı.

Eh bunların ne kadar sürer bilinmez ama imdatlarına 19 Mayıs Samsun’da buluşma ve birlikte davranma fırsatı çıkıverdi. Bir de baktık ne gördük, Kılıçdaroğlu Samsun’a gitmiş ve herkesin gördüğü ve yandaşlarının içini sızlattığı resim karesinde ne yazık ki yerini almaktan hiçbir çekince duymamıştı.

Biz yazımızın burasında makarayı yeniden başa sarıp gerilere dönecek değiliz. Ancak şurasını söylemekte yarar görürüz. Abdülhamit dönem gericiliği en koyu gericiliktir. Bu gericilik Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilanı sonrası bir ölçüde de olsa yenilmiştir ama sözünü ettiğimiz gericilik hep pusuda bekleyerek rövanşı alma gereksinimi ile yanıp tutuşarak varlığını bugünlere kadar da getirmeyi başarmıştır. Bu güçler sırasıyla DP ile başını göstermiş, Demirel’in AKP’sinde yuvalanıp kök salmış, 12 Eylül faşizmi tarafından semirtilmiş, Turgut Özal’ın ANAP’ı döneminde de artık kendisini iyice gösterir hale gelmiş, AKP ile birlikte ise ABD’nin güdümünde dünya gericiliği ile de bağ kurarak baştan bu tarafa saydığımız her türlü gerici dalga AKP’de toplanıp yuvalanmıştır.

İşte şimdi o dinci ve gerici tayfa bakmış görmüştür ki hükmünü ilan etmesi sanıldığı kadar da kolay değildir. Bu yüzden hemen Atatürkçülük görüntüsüne bürünmüş ve 19 Mayısı da Kurtuluş Savaşını da, Cumhuriyeti de tanır, bilir ve sahiplenir konuma çekmiştir kendisini.

Bu görüntüye de ilk aldanan parti her ne hikmetse CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. Samsun iskelesinde çekilen ve servis edilen tarihi resim işte o resimdir ki bu gerçeği aklı başında ne ilericiler, ne devrimciler ne de sosyalistler yutmazlar…

Bu nedenle de kapitalizm çeşmesinden sağlıklı su akmayacağını her fırsatta geniş halk yığınlarına açıklamaktan da çekinmezler.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA