turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KILIÇ ATACAK GÜÇ VAR MI?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 NİSAN 2019

Bilindiği gibi geçmişte sermaye iktidarı ne zaman tehlikeye düşse ve alışılagelmiş devlet otoritesi ne zaman sarsılsa ordu kılıcını atar iş olur biterdi.

Şimdi durum öyle gelişmiyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı boyunca ordunun eski halinin kalmadığı bir gerçek. Hem bu ordu gözümüzün içine bakıla bakıla Fetöcüler tarafından ele geçirilip içinde kalanlara yönelik operasyonlar yapılmadı mı? Bu operasyonlar sonrası Kemalizmi savunmaktan bile aciz salt görüntüde Kemalist olanlar bir çırpıda derdest edilip işleri bitirilince işin rengi de değişti. Ordu içindeki güçler savaşında her şeyi kontrol etmeyi aklına koymuş olan Fethullahçılar bir darbe girişiminde bulunacak kadar kendilerini hazır hissettilerse bu yaşananlar kim ya da kimlerin sayesinde olmuştu oturup düşünürsek anlamakta zorlanmayız.

Söylediğim şudur; birlikte yol yürüyüp birlikte ıslananlar arayı limonileştirince birbirlerine karşı karşılıklı salvolarda bulundular. İktidarı paylaşmak istemeyen Erdoğan hep pusudaydı ve onları alt etmenin ve gelişmeleri kendi çıkarına döndürmenin de hesabını iyi yapmıştı. Sonuçta Fetöcülerin darbe girişimi darbe cüretiyle sonuçlandı ve darbe Recep Tayyip Erdoğan’ın darbesine dönüştü. Erdoğan eliyle Kemalist rejim yıkılmıştı yıkılmasına da gelinen noktada anayasası da hazırlanmış olmasına karşın bir türlü Erdoğan’ın istediği rejim kurulamıyordu.

Ülkemizde ekonomik kriz önlenemez düzeydeydi ve bu krizi Erdoğan’ın kafasıyla atlatmanın da olanağı yoktu. Bu yüzden de ister istemez koşullar Erdoğan’ı sıkıştırıyor ve zora sokuyordu. Üstelik işleri tıkırında gitmeyen sermaye güçleri bile homurdanmaya başlamış, bu iktidarla bu işin götürülemeyeceği hesaplandığı için bazı çıkışlarda söz konusu olmaya başlamıştı. 2002 yılından bu yana seçimleri kazanan hep Erdoğan’ın olması inandırıcı değildi inandırıcı olmasına da neredeyse seçimlerde yapılan hileleri de hemen herkes özellikle sosyalist solu saymazsak diğer muhalefet partileri kabullenmiş gibiydiler. Sonuçlarla ilgili halkın neler döndüğü konusunda tepkisi yok değildi vardı var olmasına da bu tepkiyi eyleme dönüştürecek bir güce sıçratmasının da olanağı yoktu. Zaten sürekli seçim yitiren CHP bile olup bitenleri bir şekilde sineye çekiyor, aman şu olmasın aman bu olmasın diyerek halkın yükselen öfkesini de bir şekilde dindirerek gazını alıyordu.

31 Mart 2019 günü yapılan seçimlere kadar ülke bu gerçekleri yaşadı. Halkın üzerinde ekonomik kriz öyle bir hal aldı ki hileler bile kâr etmedi AKP büyük şehirlerin tümüne yakınını ve daha başka pek çok yerde seçimleri yitirdi. Bununla birlikte kimi yerlerde YSK aracılığı ile seçilenler seçilmemiş sayılarak mazbata AKP’li adaylara verildi. Kimi yerlerde ise seçimler iptal ettirildi. Sıra İstanbul’a gelince en büyük deprem ise burada oldu. AKP ve MHP’nin itirazı YSK’nın emirle İstanbul seçimlerini iptal ettirmesi bir kez daha ülkemizde iktidar tarafından nasıl oyunlar tezgâhlandığını gözümüzün önüne serdi. Ancak bu gerçeklere karşın CHP’den ve tüm diğer muhalefet güçlerinden dişe dokunur bir tepkinin de gelmediği görüldü. Halkınsa tepkisi vardı var olmasına da halk da her şeyi aşıp ortaya çıkacak kendisine güç ve güvenden yoksundu.

Sonuçta Çubuk Akkuzulu köyünde Kılıçdaroğlu’na linç girişiminde bile bulunmaktan çekinmeyen iktidar aslına bakarsanız işi nerelere vardıracağının mesajını vermişti vermesine de bu konu bile bir şekilde geçiştirildi. Geçiştirildi çünkü Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği doğrultusunda Samsun’a gidilip boncuk gibi dizilerek fotoğraf çektirildi. Sonuçta CHP bunca şey olurken neden Erdoğan iktidarını alaşağı edecek bir politika değil de daha çok durumu idare eden bir yol izliyordu acaba hiç düşündünüz mü? Ya da şöyle soralım; Erdoğan’ın bu koşullarda bile iktidarda kalmasına niçin rıza gösteriliyor olabilirdi?

İş sermayenin ve dış güçlerin ne istediğinde gelip düğümleniyor, sistemin bütün partileri hep birlikte yeni bir onarım yoluyla sistemi düze çıkarabileceklerini düşündükleri hem bu yolun daha sancısız ve sarsıntısız olacağını hesap ettikleri için iş gelip gelip bu noktaya dayanıyordu. Hem nasıl oluyordu da sosyal bir mücadele yerine bu iktidarın gücünün sınırlanması olmadı iktidardan indirilmesi için MHP’nin içinden İyi Parti’yi, AKP’nin içinden de Davutoğlu, Gül ve Babacan’ın kurmayı düşündükleri partilerle bu amaca varılacağına dair edilen sözler ve yorumlar neden bu denli ortalıkta dolanır olmuştu hiç kafa yoruyor muyuz?

Ama görüldüğü gibi bunlarda yetmiyor. Mevcut partilerle Erdoğan’ı zapt etmenin olanağı yok gibi. Akıldan geçenler ise çok değişik. Recep Tayyip Erdoğan’ın Kemalist rejimi yıktığı ve kendi istediği rejimi de kuramadığı bir gerçekti ama o da baktı gördü olmuyor, Kemalizmi kendisine tabi kılarak kendi rejimini onun üstünden kurmanın hesabını yapmak en iyisiydi, bu 19 Mayıs törenleri ve AKP’nin birden Atatürkçü kesilmesi bu yüzden sahneye konmuş, Türkiye ittifakı da bunun üzerinden kurulursa Erdoğan için yeme de yanında yat bir kazanım olurdu.

Herkes hesabını yapabilir ama toplumsal olaylar her isteyenin istediği gibi mi gelişir işte işin orası öyle değil. Toplumsal olaylar kendi yatağında gelişir kendi yatağında da akar. Dolayısı ile egemen güçlerin değişik renkleri toplumsal olayları kendi istedikleri doğrultuda kontrol altına almak ve iktidarlarını sürdürmek isteyebilir ve ülkemizde sol ve sosyalistleri işin dışında tutarak söylemek isteriz ki girişilen bütün katakulli oyunları çeşitli sermaye güçlerinin birer tezgâhı olarak sahnededir.

Peki, o zaman sahnede yerini alan İmamoğlu’nu 23 Haziran’da desteklemeyecek miyiz? Yanıtım basit, sayısız kez dile getirdiğim yazılarımda Cumhur ittifakının İstanbul’da yenilgiye uğratılması bu ittifakın geriletilmesi önemli bir kazanımdır. Yalnız İmamoğlu’nun kazanmasını kimse şapkadan tavşan çıkacak diye beklememelidir. Ortada devrimcilerin bu seçimler sonrası çok büyük kazanımları olmayacak, sermaye CHP ile İyi Parti ile yapamadığı şeyi İmamoğlu üzerinden gerçekleştirmiş olacaktır.

Bununla birlikte sol ve sosyalist güçler 23 Haziran seçimlerinde tabiki de oylarını İmamoğlu’na vermeli ancak kendi amaçları doğrultusunda sıçrama yapacak sosyal mücadeleden de asla ödün vermemelidirler.

Çünkü kendisini CHP’nin bir parçası gibi sayan ve hatta buralara gidip kendisi o deryanın içinde kaybolanların düşündüğü ve yaptığı hesaplara benzer hiçbir hesabı olmamalı mücadeleyi toplumsal ayağa kalkışla taçlandırmak görevimiz olmalıdır ki cumhur ittifakının geriletilme politikasının bir anlamı olsun.

Yoksa işin içinde hiçbir kazanım elde etmeksizin kumda oynamak da vardır.

Bilelim de…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA