turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ANAP’IN SONU=AKP’NİN SONU

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

05 HAZİRAN 2019

17 yıldır AKP’nin durdurulamazmış gibi görünen yükseliş masalı bitti. Halkın gözünde ittifakı oluşturan AKP ve MHP’nin söylediklerinin hiç mi hiç bir değeri kalmadı. 31 Mart günü yapılmış olan yerel seçimlerde kullanılan beka sorunu söylemine kitleler inanmadı ve ittifaka bir ölçüde de olsa anladığı dilden konuşup ders verdi. Ancak AKP’nin seçimleri sineye çekip durumu kabullenmesi kolay olmadığı için AKP ve saray hiç değil İstanbul’u geri almanın telaşına düştü ve YSK’da kullanılarak seçih iptal ittirildi. Bu nedenle İstanbullular 23 Haziran günü sandığa gidecekler ve oylarını kullanıp yeni başkanlarını seçecekler. Ancak durum öyle gösteriyor ki AKP’den yana esen rüzgârın fısıltısı bile yok gibi. Dahası HDP’nin oylarının yüksekliği seçim sonuçlarını etkileyeceği düşünüldüğü için MHP’nin işin içine gallangup dalmasına da izin verilmiyor. Bu yüzden de MHP’nin hevesi büyük ölçüde kursağında kaldı ve İstanbul’a mitilini sereceğini düşünen Bahçeli ise büyük ölçüde devre dışı bırakılıp mitili de çöpçüler tarafından toplanıp çöp arasına atıldı.

Olup bitenlere baktığımız zaman saray iktidarı ile ülke sorunlarının çözülemeyeceği büyük ölçüde halk tarafından görüldü ve bu yüzden de AKP saflarında toparlanma bir türlü sağlanamadı sağlanamayacakta. Aksine hem taban bağlamında hem de parti yönetim kademelerinde çözülmenin önüne geçilemeyecek.

Görünen havaya ve yapılan anketlere bakıldığında ise AKP ve saray ne yaparsa yapsın arayı kapatacak gibi görünmüyor. Bu yüzden de AKP’yi bazı yol ve yöntemlere iten neden çoğaldıkça çoğalıyor. AKP seçimleri kazanmak için elinde olduğunu düşündüğü bütün kozları sahaya sürüyor ve dil değiştirip bir kez daha kavgacı bir yöntemi benimsemiş görünüyor. AKP öyle zor bir durumda ki aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık, bu yüzd Recep Tayyip Erdoğan ortaya bütün gövdesini koymaktan çekiniyor. Malum yitirilecek bir seçimde böyle bir davranış halkın ve özellikle de kendi yandaşlarının üzerinde etkisi büyük olacak ve Erdoğan’ın durumu su götürmez bir şekilde sorgulanmak üzere masaya yatırılacak. Bu yüzden yine olmadık sözleri etmekten kendisini alıkoyamıyor ama seçim yenilgisinde de bütün şimşekleri üstüne çekmeyip yenilginin faturasının adayın üstüne kalmasını isteyen bir havası olduğu da kesin. Bu yüzden ne kadar taktik değiştirirse değiştirsin İmamoğlu bendini aşmayı başaracak gibi bir görüntüleri yok. Ancak hep de tedbirsiz değiller. Ellerinde bulunan hiçbir kanalda ve gazetede Ekrem İmamoğlu’ndan söz etmemeye özen gösteriyorlar. CHP’nin adayı deyip halkın CHP’ye oy vermeyeceği gibi eskilerden kalma bir yanılgıları var. Oysa İstanbul’da halk kendiliğinden anında sokakları dolduruyor, bu da CHP ve Ekrem İmamoğlu’na gözle görülür bir moral üstünlüğü sağlıyor. Buraya kadar rüzgâr İmamoğlu’ndan yana esiyor çok belli. Fakat kazanmaya duyulan bu denli bir güven düşünülmeyen bir açık da yaratabilir, asıl oradan AKP seçim kazanmak için hamle girişiminde bulunabilir. Buna izin verilmemesi gerekir.

Bu gerçekler ortadayken AKP’nin ve sarayın yürüttüğü propaganda yöntemi de yüz yumuyor. Çünkü o kadar ilkel ve o kadar acemice hazırlanmış yöntemlerle Ekrem İmamoğlu’na pes ettirileceği düşünülüyor. Neymiş efendim İmamoğlu bir televizyon programında PKK ve Fetöcülere demişmiş ki “gelin İstanbul’u birlikte yönetelim.” Sonra efendim İmamoğlu; kendisine sataşan bir genci tokatlamış, (bunun bizzat İçişleri Bakanı Soylu söylüyor) Hem neydi o belediye başkanının sözleri? Adam kalkıp Yunan gazetelerinden Etnos’a dayandırarak Ekrem İmamoğlu ve Trabzonlulara Pontus Rum’u demesi? Bu abuk subukluğa bir de Erdoğan’ın İstanbul Konstantinopolis değil sözlerinin dahil olması bunların iyice döküldüğünü göstermiyor mu sizce?

İşte bu kafa AKP’nin oylarını bile tehlikeye soktu. İmamoğlu’na oy vermeyeceklerini bildiğimiz kimseler bile İmamoğlu’na oylarını vereceklerini söyler oldular.

Şöyle gelinen noktaya baktığımız zaman AKP ve sarayın işbilmez politikaları nedeniyle Türkiye’nin hem ABD ve AB ile hem de Rusya ile ciddi sorunlar yaşadığını görüyoruz. Ekonomik yıkımın ise önüne geçilecek gibi değil. İşte bu yüzden AKP ve sarayı çok daha zor günler bekliyor. Daha şimdiden ekonomik yıkımın faturası sırtına yüklenen halkın homurtusu da arttırdıkça artırıyor. Dolayısı ile AKP İstanbul seçimlerini kaybetse de kazansa da durumu kurtarmasının olanağı yok gibi.

Durum bu merkezde olduğu için AKP’nin bölünmelerle karşı karşıya geleceği yönünde de güçlü sinyaller var. Tek kişilik iradenin çarkı aşınmış görünüyor. Durum toparlanamazsa AKP ve sarayı zor günlerin beklediğini söylemek için falcı olmak gerekmiyor. Erdoğan da Ahmet Davutoğlu’nun “ya hal değişikliği ya da izmihlal” demesini, Babacan ve Gül faktörünün parti içinde ne gibi sonuçlar yaratacağını görmüyor olması düşünülebilir mi? O da çatlağı daha fazla genişletmemek için kendince tedbirler aldı almaya da devam edecek gibi. TBMM Başkanlığı yapmış Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Ali Şahin, Köksal Toptan ve İsmail Kahraman’dan oluşan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu laf olsun diye oluşturulmadı elbette. Gerçi tek adamlıktan vazgeçme Erdoğan için çok zor zor olmasına da dümeni hepten yitirmektense bu sonuca da ister istemez katlanmayacağı anlamına da gelmez.

AKP’liler MHP’nin kendilerine seviye yitirttiğini düşünüyorlar. İttifak için atılan adımlardan sonra neredeyse Bahçeli’nin AKP politikalarında çok etkili olduğu düşüncesi de AKP tabanında yaygın. Bu durumdan parti yaygın bir şekilde rahatsız. Ancak AKP ve sarayın şimdilik bu ittifaktan vazgeçmesi olası değil ama böyle sürdürmesi de olanaklı görünmüyor. İstanbul seçimleri için onca cart curt eden Bahçeli’nin sesi tabiki de laf olsun diye kısılmış değil. Çünkü Bahçeli’nin sahaya inmesi demek AKP’nin İstanbul’da çok daha fazla oy yitirmesine neden olacağı düşünüldüğü için Ankara’dan çıkması yasaklandı gibi bir şey…Nedeni de malum alacaklarını sandıkları Kürt oyları…

Ha bu arada başımıza taş düşer gibi güm diye hukuk reformu düştü. Eh ne diyelim buna inanalar da oldu bizim gibi inanmayanlar da. Çünkü ülkede hukuksal işleyişin bu noktaya getirilmiş olması laf olsun diye olmadı. Tersine Erdoğan ve partisi tarafından özlenen ve istenen dinci, gerici ve faşist bir sistemin oturtulması için gereği yapıldı. Göz boyama ayaklarına gelince artık bu tür politikaları Barolar Birliği Genel Başkanı Metin Feyzioğlu’ndan başka yutan var mı bilemem ama Recep Tayyip Erdoğan’dan ileri hukuk bağlamında bir hamlenin beklenmesi de gerçekten çok ama çok saflık olur. Hele bazılarının Başkanlık sisteminin yürümediğini gördüğü bu yoldan da dönmek istediği yolunda tahminleri yokmu gelinen noktayı daha da traji komik hale getiriyor.

Sonuç alak İstanbul seçimlerini cumhur ittifakı ister kazansın ister kaybetsin yeniden o şaşalı günlerine AKP ve sarayın dönmesi olanaksız.

Yazıyorum ve de söylüyorum, gelinen nokta; AKAP’IN SONU=AKP’NİN SONU ya da AKP’NİN SONU=ANAP’IN SONU denklemiyle öyle bir örtüşecek ki tek kişilik bir dünya liderinden geriye gölgesi bile kalmayacak aha da buraya yazıyorum…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA