turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HER YOL SERBEST

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 HAZİRAN 2019

Gerçek o ki AKP ve saray iktidarının inanılacak hiçbir yanı kalmadı. Adamlar, Ekrem İmamoğlu – Binali Yıldırım tartışması sanki önlerine çok önemli bir fırsat çıkarmış gibi davranarak, akla hayale sığmayacak yollara başvuruyorlar. Demek ki neymiş, bunların ipiyle kuyuya inilmezmiş. Bugüne kadar televizyonlarda tartışılmıyordu ne oluyordu ki bundan böyle tartışılsa ne olacak? CHP ve AKP’nin önde gelen adamları onca bir araya geldiler, onca şöyle olacak böyle olacak dediler de bir şey mi değişti? Kamuoyu yine yalanlarla uyutularak mağduriyet yaratılıp kandırılmak isteniyor. Bu iş ta başından beri CHP ve AKP’nin önde gelen adamları tarafından organize edilmedi mi? CHP temsilcisi bu işin aslı şudur derken bir kaşık suda yaratılan fırtına için niye Mahir Ünal çıkıp da bir şey söylemiyor? Gerçi söylese nasıl söyleyecek ya baksanız ya yaşlı başlı kocaman Binali Yıldırım bile havaya uymuş gerçeğin saptırılması ve mağduriyet üzerinden sonuç alacağını düşünüyor. Daha doğrusu bunların iradesi Recep Tayyip Erdoğan tarafından ipoteklendiği için özgür iradeleri ile çıkıpta iki çift söz edecek halleri mi var?

Yok, İmamoğlu ile bir otelde Küçükkaya görüşmüşte, kendisine sorulacak soruları önceden biliyormuş da bir sürü altı üstü boş tangırtı. Ya peki, kendisi görüşmeye gitmeyen fakat telefonda konuşan Binali Yıldırım için ne demeli? Binali Yıldırım bu işin nasıl cereyan ettiğini bilmiyor mu sanki? Biliyor ama çıkıp da vicdanen rahatsız olup bir açıklamada bulunuyor mu? Bulunmaz, bulunmaz çünkü o gün tartışmalarda vakfın temiz vakıf mı kirli vakıf mı olduğunu nasıl anlayacağız, deterjanla mı yıkayacağız diye soran birinden ne beklenir ki? Temiz vakıf tartışmasına girmeyeceğim ama Binali’nin taraf olduğu vakıfların ve derneklerin hepsinin kirli oldukları bilinmeyen bir şey mi? Çocuk tecavüzlerinden tutun da ölümlerine kadar bu vakıf ve derneklerin var olduğu alanlarda gerçekleşmiyor mu?

Burayı fazla uzatmayalım ama yine de bir uyarıda bulunalım. Tarafsız gazetecilik nasıl yapılırmış sanırız Fatih Portakal da İsmail Küçükkaya’da öğrenmiş oldular. Oyun kurmak için devletin istihbarat örgütlerini de kullanırlar bunlar gidip otelden de görüntüleri alıp kurgulayıp piyasaya sürerler. Niye, çünkü tıynetleri buna uygun. Bir akşam haberinde Portakal kalkmış Ordu Valisi’ne hakaret edildiğini söyleyerek tarafsız gazetecilik oynamıştı anımsadınız mı? Anımsamadıysanız anımsatayım ve sorayım Fatih Portakal gerçekten de takdire yaşan bir gazetecilik gerçekleştirdiniz ama unuttuğunuz bir şey var. Bunlar sonuç elde etmek için her yola başvururlar her yola. Çünkü sizin de devletin valisi falan diye geveleyip iyi gazetecilik yaptığınızı sandığınız olaylara benzer neler yaşadı bu ülke neler? Bizzat Erdoğan halka hakaret eden kaç vali için onları yedirtmem dedi de sonunda Fetöcü oldukları ortaya çıkınca sildi attı hepsini. Bu yüzden sanmayın ki bugün devletin valisi diyerek sahiplendiği Ordu Valisi’ni de günü gelince silmez. İşte bu yüzden siz alet olup bunların eline koz verdiniz. O zaman çıkarın ortaya devletin valisine nasıl hakaret edilmiş Türkiye duysun.

İsmail Küçükkaya böyle bir oturum yürüteceği için ne kadar havalanmış, siz FOX TV’ciler de bundan kendinize pay çıkarmıştınız değil mi? Şimdi anladınız mı bunların sınır tanımaz kumpaslarının işi nerelere vardıracaklarını? Bakın Portakal’ın duydum hakaret edildi sözünün sonrasında Recep Tayyip Erdoğan kalkıp meydanlarda yargıyı da işaret ederek neler söylüyor. Ekrem İmamoğlu Seçilseymiş bile görevini yapamazmış.

Hakaret dediğiniz nasıl yapılıyor acaba? Bunlar değil mi İmamoğlu’na hem de insanlık suçu işleyerek yani ırkçılık yaparak Yunan, Rum, Pontus diyen? Daha dün Recep Tayyip Erdoğan, İmamoğlu’nu kastederek seçildi en çok Yunan basını sevindi demedi mi? Vatandaşa ananı da al git, şehide kelle, askerlik yan gelip yatma yeri değil, kendilerinden olmayanlara illet, zillet, çöp, pislik, terörist, hain demek hiç hakarete girmiyor siyaseten söylenmiş sözler oluyor da kumpas kuranlara “basitlik” sözü kullanıldığı için mi hakaret edilmiş oluyor. Ha evet, milletin anasını sinkaflarım demenin de hakaret yerine geçmediğini öğrendik tabi, AKP ve saray iktidarı sayesinde.

Yok be kardeşim; bunlara ne söylesek yüzlerinde küçücük bir kızarma olmuyor. Baksanız ya şimdi de kalkmış sahaya inen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan; “Pazar günü Sisi mi diyeceğiz, Yıldırım mı” diye soruyor. Yani CHP’nin adayı ve bu ittifakı oluşturanlar ve adayları Ekrem İmamoğlu Sisi oluyor, Yıldırım ise kendisine darbe yapılmış zavallı mağdur. Şimdi bu nereden çıktı diyenler olabilir? Biliyorsunuz Erdoğan’ın düşün ortağı Mursi mahkeme önünde yaşamını yitirdi. İşte bu Mursi için bütün Diyanet köküyle kömçeğiyle iktidarla birlikte camilere koşup gıyabi cenaze namazı kıldılar. Ayrıca Mursi’nin kim olduğunu anlatmaya bile gerek yok. ABD vatandaşı, CIA güdümünde ve dinci, imancı biri. Cumhurbaşkanı iken aldığı kararlara baktığınız zaman bu kişiyi daha iyi anlarsınız, zamanı dolduğunda da ABD tarafından ipi çekilen kişi. Şimdi AKP ve saray iktidarının işi Mursi’ye kalmış bu yüzden de bizlerin çenesini yoruyor, zamanını alıyor bu bilinen kişi.

Karadeniz’de derelerin önü bağlanıp HES’ler gerçekleştirilirken doğa tahribatına ve gelecekte yaşanacak felaketlere yine değinen ve karşı çıkan bizlerdik. Ne oldu? Sel yüzünden yollar, köprüler yıkılıp toprak kaymaları oluyor, bentler yıkılıyor ve Araklı’da yaşanan felaketle karşılaşıyoruz. Görüyoruz ki burada hiçbir bilimsel anlayışa değer verilmemiş, sizin anlayacağınız işler Allah’a bırakılmış. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli de zaten yaşananları Allahın işi diyerek özetleyip çıktı işin içinden.

Bu bakan sahi neyin nesidir? Allah onun düşüne girip bu felaket benim işim midir demiştir de kalkıp insanların tepesinin tasını attıracak açıklamalarda bulunmak gereği duyuyor?

Görüyorsunuz ülke bu dinci, gerici ve faşist anlayışta olanların sayesinde ne hale getirilmiş.

Hukuk yok, vicdan yok, yalan var, talan var, adam kayırma var, yurttaşlarımızın soyulup soğana çevrilmesi var, ülkenin parsel parsel edilip yabancılara satışı var. Geniş emekçi yığınlarının ise önüne ölümlerden ölüm beğen seçeneği konuluyor. Hani bu durumda siz hilesiz, hurdasız ve de zor kullanmanın dışında İstanbul seçimlerini alacağınızı mı sanıyorsunuz?

Bu yüzden de sizin dışınızdakilere son zamanlarda söylediğiniz “azgınazınlık” sözü var ya bu sözünüz de kumaşınızın nasıl bir kumaş olduğunun anlaşılmasına yetti de arttı bile.

İşte bu yüzden ne yaparsanız yapın gideceksiniz hem de tıpış tıpış…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA