turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


OLACAK OLANLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 HAZİRAN 2019

Bildiğiniz gibi AKP ve saray iktidarı bir ikilemin içinde gidip gelmektedir. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan için dini devlet düşüncesinin ağırlığı tartışma götürmez. Ancak bu anlayışın da laiklik konusunun belli bir altyapısının olduğu ülkemizde gericilere geri adım attırdığı da bir gerçek. Bu yüzden de Recep Tayyip Erdoğan’ın dini söylemleri her ne kadar ağır bassa da arada sırada da değişiklik gösteriyor. Bunun nedeni elbette içtenlikle dini ağırlıklı bir devlet anlayışından uzaklaşmak olmadığıdır. Hep bildiğimiz gibi Recep Tayyip Erdoğan için amaca giden yolda her şeyin mübah olduğudur

17 yıldır işbaşında olan AKP ve saray iktidarı salt bu yüzden isteyerek değil, istemeye istemeye bazı kesimlerle ilişki kurup onları öne çıkarmayı kabul etmiş görünmektedir. Hani Erdoğan’ın en çok sinirlerini zıplatan kesimlerin içinde sanatçılar gelmektedir ya, bu yüzden Erdoğan baktı olmayacak, sanatçılar içinde şana, şöhrete, paraya pula en önemlisi de sarsılmaz bir güce inanmaları kolay olanların içinden birçoklarını devşirip aldı. Hani biz onlara zaten sanatçı değillerdi ki desek de bunların da bir etkilerinin olduğu bilinmeyen bir şey değildir.

Bu kadarla mı yetindi iktidar? Elbette değil.

Mesleki, politika açısından, uluslararası üne sahip kimilerini, bir yolu bulunup devşirilip yandaş yapılması için çabalar harcandı. Başarılı olmadığı da söylenemez hani. Bir düşünün önemli bir görevi üstlenmişsiniz Atatürkçülüğünüz öne çıktığı için bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşitli ortamlarda hışmına uğramaktasınız. Adınıza Atatürkçüler gruplar kurarak sizi bilmem nereye layık bile görmektedirler. İşte tam da bu noktada sizde birden eksen kayması oluyor ve konuşmalarınız ve hareketleriniz Recep Tayyip Erdoğan’ın işine yarıyorsa varın gerisini siz düşünün.

AKP ve saray iktidarını ellerinde tutanların bugüne kadar neler yaptıklarına baktığımız zaman çok da saf ve bilgisiz olmadıkları görülüyor. Onların ekonomi ile ilgili bilgilerini salt İslami esaslara göre oluşturulacak bugünün hiçbir sorununa yanıt vermeyen bilgilerle sınırlı sanıyorsak aldanıyoruz. Bunların yeri geldiğinde İslami anlayışın dışına çıkan o kadar çok kararları olmuştur ki saymakla bitiremeyiz. Bu yüzden de karşılaştıkları sorunları çözmek konusunda kendilerine ufuk açıcı olarak gördükleri liberalizmden hiç de gocunmuş değillerdir. En önemlisi onlara bugün bu denli şaşalı yaşamı sunan şeyin de liberal ekonomi olduğunu bilmiyor olamazlar. İslami tarz yaklaşımlar ise geniş yığınların gözünü boyamak için sos niyetine kullanılan çeşnidir o kadar. Bu yüzden de AKP ve sarayın arası kendilerine teşne büyük büyük liberallerle hep iyi olmuştur. Bakmışlar bu bile az gelmekte çıkmışlar yenilerini bulmuşlardır. Çünkü ortada sürüsüne bereket liboş söz konusudur.

Normalde dinci gericilik milliyetçiliği savunmaz. Çünkü dinci gericilik ümmetçi bir pozisyondadır. Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan arasında geçmişte yaşanan atışmalara baktığımız zaman karşılıklı söylenen sözler gerçekten de çok ağır olmasına karşın ne olduysa oldu birden bire Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan’ın abisi olup çıktı. Nedeni toplum katında küçük bir çevreye hitap etmelerine karşın etki alanı geniş olduğu için Recep Tayyip Erdoğan partisi içinde onca gönülsüzlüğe karşın bu çevrelere de kapısını aralayıp bugün Bahçeli’nin arkasında sürüklenen milliyetçi çevreleri de yedeklemiştir.

Çark bu kadarla döndürülemez, AKP ve saray iktidarı da bu denli sınırlı bir kesimle işbaşında kalamaz. Bu yüzden zaman zaman doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’dan gelen söylemler de olmuyor değil. Bir bakıyorsunuz 82 milyonun kucaklaşmasından söz ederek adını Türkiye ittifakı koyuyor, bir de bakmışsınız ki bu söylediğinin tam tersini söyleyerek yine başa dönmüş. Egemen çevrelerin aynı gemideyiz masalı eğer Erdoğan’ın işine geliyorsa hop Erdoğan böyle bir politikanın savunucusu kesilmiş. Daha da önemlisi demokrasiyi rafa kaldırmaktan çekinmemiş; dinci, gerici ve faşizan uygulamaları çekincesiz kullanan bir iktidar muhalefet çevrelerinin de bastırmasıyla yumuşama eğilimi gösteriyor ve son Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım arasında yaşanan televizyon tartışmasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bakılıyor, görülüyor ki bu da iktidarın işine yaramamış, bir kazanç getirmiyor hop Erdoğan meydanlarda İmamoğlu için seçilse de görev yapamaz tehdidinde bulunuyor, hızını alamayıp seçimlerin Sisi ile Binali Yıldırım arasında geçtiğini söyleyecek denli akli değerlendirmenin dışına da çıkabiliyor.

Burada bir konuya değinmekte yarar var. Evet, AKP ve saray iktidarı hazır olmasa da bazı adımlar atıyor ya da şöyle dersek yerinde olur atmak zorunda kalıyor. Yalnız gözümüzden kaçırdığımız bir şey var o da AKP’nin işbaşına geldiği günden bu yana oturtmak istediği dini ağırlıklı ne varsa yapıp ettikleri de kalıcılaşmak gibi bir ortamın kabul görmesine fırsat veriyor. Çünkü AKP’nin dini referans alan sayısız uygulamalarına muhalefet olarak gördüğümüz kesimlerin de yakınlaştıklarını ve hatta seçim meydanlarında aynı dili kullanarak uzlaşma eğilimi gösterdiklerini açıkça görüyoruz. Muhalefetin liberal ekonomi anlayışı konusunda çok daha kolay uzlaşacaklarını da düşünürsek geriye sistemin raydan çıkan tekerleklerinin nasıl yerli yerine oturtulacağı kalıyor ki o da olur inşallah havasında olanlarla biz komünistlerin hiç benzeşmedikleri de bir gerçek.

Öyleyse bütün bu tespitlerin arkasından biz komünistler İstanbul İBB seçimlerinde ne yapmalıyız sorusuna açık, kısa, anlaşılır bir yanıt vermemiz zorunlu hale gelmiştir. Yukarıda özetlemeye çalıştığım bazı yöntemler AKP ve saray iktidarının dinci, gerici ve faşist anlayışı terk ettiği, kısıtlı bir burjuva demokratik ortamına fit olduğu, demokrasi ve özgürlükler konusunda daha da ileri adımlar atacağı anlamına gelmez. AKP’nin karşısında yer alan ve millet ittifakı olarak kendisini ifade edenler ise elbette topluma sömürüsüz, özgür, hak ve özgürlüklerin sonuna kadar korunduğu bir dünya vaat etmiyorlar.

Şu an biz komünistler 23 Haziran seçimlerinde temsil edilmediğimize, boykot koşulları da oluşmadığı için seçimleri boykot etmediğimize göre buyurun kozlarınızı paylaşın diyerek bir kenara çekilemeyiz. Sandığa gideriz, oylarımızı Ekrem İmamoğlu’na veririz, sınırlı ölçülerde de olsa demokrasi mücadelesine ivme kazandırırız ki bu gerçek giriştiğimiz eylemin içeriği açısından bile değerlendirildiğinde geçip bir köşeye oturmaktan bin kez daha anlamlı ve ön açıcıdır.

Tabi iyi bir komünist örgütsek, ideolojik ve örgütsel olarak her koşulda bağımsızlığımızı koruyabiliyorsak…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA