turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BUGÜN NE YAZSAM?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 HAZİRAN 2019

Öyle ya bugün İstanbul’da seçimler olduğu için seçimlerden söz edemem. Yıldırım gibi çarpıp geçenlerden de söz etmek olmaz, ya da ne bileyim hayran olunacak güzellikler karşısında güzelliklerin de bir anlamı vardır sanırız. Ayarsızların yaşamımızı ayar etmesinden bıktık usandık amma velakin; kalksak, iki çift söz etsek, ayarsızlar kim bilir ne çok alınıp hukuklarıyla çullanıverirler üstümüze.

Bu yüzden an be an bizler de geçip giden güzelliklerini soldurduğumuz yaşamımızın nasıl geçip gittiğini bize her daim anımsatan Nazım Hikmet’in bir şiiri ile girelim yazımıza.

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Eh bu kadar değil tabi. Akar suyun sesinin dindiğini de gördük, gölgelerin gölgelenip renklerin silindiğini de. İçimizi acıtan şeylere el sallayıp geçmedik, boyun eğip kabullenmedik bize giydirilmek istenen usluluk gömleğini. Ayakta yaşadık kaktık ve diklendik, rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçerken hayatımız…

Bir İstanbul Belediye seçimlerinin çok ötesindedir bizim ülkümüz. Sevgi yakarız körsen körsen yanan gaz lambasında. Bundandır yalnızlığı sevmeyişimizin nedeni.

Cahit Kulebi’den birkaç dize yazalım şimdi de;

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

Hasan Hüseyin Korkmazgil’den ‘Haziran’da Ölmek Zor’un birkaç dizesini alalım şimdi de.

Bugün 23 Haziran. İstanbul leylak ve tomurcuk mu kokuyordur acep, yoksa üstü başı gazete kokan bir basın işçisinin hallerinden kuduran otomatik silah mı, toma mı? Hangi serin dalında ötüyordur bir çalıkuşu, neremi dövsem Haziran’da ölmek zor!

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

Tezgâhlarında ip bükülür, meydanlarında siyasetçiler ip atar, ah güzel İstanbul’um ah bugün halin nicedir?

asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

Sığdırılmazsa bir insan şehre. Ne şehir ona küser ne de o şehre. Sabahattin Ali gibi alır başını gider dağlara. Bir orman uğultusu saçlarını tarar, umutları kalır başka bahara.

Şehirler bana bir tuzak,
İnsan sohbetleri yasak,
Uzak olun benden, uzak,
Benim meskenim dağlardır.

Gökyüzünde bulutlar dolaşır. Umut doludur yoksulun yüreği ‘Ah Len Ah.’ Boynu büküktür, yüreğine isyan ekmiştir de şikâyetsizdir. Enver Gökçe; böyle bitirmek ister hikayesini...

Ayağımda
Soğuk
Kuyu
Lastiği
Boynu
Buruk
Kalmışım
Böyle
Ah
Len
Ah.

Yanık sesinden içlenen Diyarbekir, kar tozan Karacadağ, kar tozan Zozan, içlenip içlenip ağlayan üç gün meme verilmeyen Adiloş Bebelerin hatırına geçilmiş olan zindanlar; Şimdi selam dururlar Ahmed Arif’e…

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara,
Seni, anlatabilmek seni,
Namussuza, haldan bilmez,
Kahpe yalana.

Son olarakta kendi şiirimden bir bölümle bugünkü yazımı noktalayayım.

NASILSINIZ, İYİ MİSİNİZ GÜZEL İSTANBULLULAR?

Sesin niye duyulmuyor içinde aşklar yaşanmış
İstanbul dan Paris’ten
Komüncülerin geçtiği sokaklardan
Édith Piaf’ın ‘Ne Me Quitte Pas’ şarkısını mı dinledin
Yoksa ‘La Vıe En Rose’unu mu
Neyi seversin
Bir sevgilinin sıcak kalbinde
Sevmez misin ayık kalmayı
De bana hele de
Tank mı geçti
Yorgunsun
Gökyüzü kadar mavi
Derin ormanlar kadar koyu yeşil
Heveslerinin üstünden

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA