turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BUGÜN NE YAZSAM? -2

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 HAZİRAN 2019

“BUGÜN NE YAZSAM” diye yazımın başlığını sözün gelişi koydum. Çünkü yazılacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim. Ama ben yine de AKP ve Saray iktidarı ile birlikte zaten ağız değiştirmeye teşne o kadar aşağılık ve lümpen insan gördüm ki doğrusu bu dibe vurma olayı karşısından zaman zaman da olsa böylelerine yanıtlarım olmadı değil. Bunlara bazen yanıt verirken çok düşündüm değer mi diye ama baktım ki bunlar hepten haritayı pusulayı şaşırmışlar, bende kalkıp onlara yani bu gibilere birkaç sözcükle de olsa yanıt verdim. Baktım ki öylesine bir bozulmuşluk içindeler öylesine bir bozulmuşluk içindeler ki sonra vazgeçip çektim kuyruklarını ve en iyisi bunları kendi pislikleri ile baş başa bırakarak o pisliğin içinde nasıl debelendiklerini seyrettim.

Sizin anlayacağınız AKP’nin 17 yıllık iktidarı salt ekonomik ve özgürlükler alanında işleri bozmamış, aynı zamanda da ülkede öyle bir kültürel yıkım gerçekleştirmiş ki ülkemizde seviye yerlerde sürünür olmuş. Niye derseniz AKP ve benzeri partiler kültürel olarak gelişmiş olan toplumlarda kendilerini var edemezler. Bu yüzden de karşılarında her anlamda dibe vurmuş yığınlar oluşsun isterler. Sonra da bu yığınların istenildiği gibi güdülmesi ve oraya buraya sürülmesi gelir ki dikkat ederseniz yaşanılanlar ve bize yaşatılmak istenenler tam da bu minval üzerinde ete kemiğe büründü.

En üst kademede görev alan kimselerin konuşmalarına dikkat ettiyseniz tam bir mafya ağzı olduğunu görürsünüz. Varlıkları iktidar desteğine bağlı olan mafyalar ve mafyacıklar duracak değiller ya onlarda çevrelerine topladıkları dibe vurmuşlarla insanları asıp kesmekle tehdit etmeye başladılar. Bu kervana bir de Bahçeli’nin MHP’si dahil olunca kare tamamlanmış oldu ve dibe vurmuşluk bataklığında kulaç atanların sayısı da bir hayli arttı diyebiliriz.

Sonra iki sözlerinden birinde yineledikleri devletin şunu, devletin bunu denilen kimseler de dalınca işin içine gerisi lağım seli gibi geldi ve ortalığı tahammül edilmez bir koku kapladı. Eh böyle durumlarda Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan’dan duyduklarımız, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun en soylu sözleri, Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’nin Fetö ağzıyla sergilediği mizansenler nihayetinde damadın engin ekonomi bilgileri sayesinde ülkede yandaşlaştırılan fedai ve biat kültürü ile dürtlenip coşturulan sokak sümüklülerinin her biri bir yerde kabadayı bozması olarak toplumun gündemine girdiler ve birer ölüm makinesi gibi ortalığa tehdit savurmakla kalmadılar oraya buraya saldırarak da iktidarın değirmenine su taşımaya soyundular.

Gerçi bize bu ağızlar çok tanıdıktı tanıdık olmasına da toplumda dibe doğru kayışın ne dediysek önüne geçemedik. Öyle ya bizim söylediklerimiz zaten duyulmuyor, iktidarın yarattığı dambıl düdük gürültüsü arasında yitip gidiyordu gitmesine de sonuçta ortada yine de yüzmesi gereken bir gemi vardı. O gemi yüzdürülemezse eğer; sonuçta yine bunların kendi içinden birileri çıkabilir “Aaaa kral çıplak” diye bağırabilirlerdi. Üstelik dağıtılan pastada da gözetilmeyen adaletsizlik bu dibe vurmuşlar arasında hırıltıları da arttırmıştı.

Öyle bir noktaya gelindi ki tam karşıdan muhalefet edenler ne edilmiş edilmiş ama yine de susturulamamıştı. Yığınlar ister işsiz kalsınlar, ister içeri atılsınlar, ister mesleklerinden edilsinler, isterse her an baskı altında tutulsunlar bir türlü zaptı rapt altına alınamazken bir de iktidarın kendi içinde böyle gitmez diyenlerin sayısı artınca atlas gökyüzü yırtıldı ve gökyüzünü dikmek de mümkün olmayınca sonuçta da iktidar için kara görünmüş oldu.

Dünkü İstanbul seçimlerinin sonuçları işte tam da bu yaşanılanların sonucudur. 14 bin oy farkını çalındı malındı denilerek kabullenmek istemeyen iktidar ortaya öyle adamlarını saldı ki zaten bu tür ağzı bozuk lümpenlerden milyonlarca sessiz yurttaş kusma noktasına gelmişti. Onlar da ve de iktidarın içinden az çok gidişi görenler de tavır alınca bu kez fark vardı 1 milyona dayandı. Böylece de Binali Yıldırım tam da şimşek hızıyla çıktı seçimlerle ilgili bir konuşma yaparak Ekrem İmamoğlu’nu kutlamak zorunda kaldı. Binali Yıldırım kutlamak zorunda kalmadı, aynı zamanda da yenilgiyi en erken kabul eden kişi olarak tarihe geçti.

Dolayısı ile İstanbul seçimlerindeki bu sonuca biz komünistler olarak şöyle bir yanıt verip geçemeyiz.”Eee nolacak canım, Ekrem İmamoğlu kazandı da devrim mi oldu, o da o, öteki de o.” Hele de TKP’nin en üst ideologlarının söyledikleri gibi; Yaptığımız boykot değildir, kimseyi boykota çağırmıyoruz ama sandığa gitmeyeceğiz. Çünkü 24 Haziran’dan sonra ülkemizde çok tehlikeli şeyler olacak, biz bunun için hazırlanıyoruz, demelerini de bunların bir bildiği var anlamına gelmediğini iyi analiz edeceğiz. Bunu şunun için söyledim, bir şey için ya hazırsındır ya da değil, seçimlere katılmayarak ya da sandığa gitmeyerek hazırlanılabileceğine kimse inanmaz.

Tehlikeli şeyler olabileceği tespitine gelince; eh bu konuda evvel Allah biz komünistlerin hep şerbetli olmamız gerekir zaten. Niye derseniz onca yaşadıklarımızın nedeni aynı zamanda da hazırlıklı olmayışımız değil midir?

Amacım o bunu demiş, biz evvel Allah okkalı laf ederiz de değildir.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak komünist sınanmışlık ve denemişlik çerçevesinde beli bir mesafe kat etmiş bir partiyiz ancak eti budu belli olan bir partiyiz.

Dolayısı ile İstanbul seçimleri ve 31 Mart’ta yapılmış olan seçimlerin sonucuna geldiğince iyi okumaya çalışacak ve kendimizi de her daim mücadele ekseninde konumlandırarak yolumuzu yürüyececek ve zorluklarımızın üstesinden gelmek için savaşacağız hepsi bu.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA