turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BÜYÜK İNSANLIK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 HAZİRAN 2019

Bugün bu sözü dünya çapında şairimiz Nazım Hikmet’ten ödünç aldım. Bu başlık altında neler yazılmaz neler.

Gazetelerin sosyete sayfalarında hep okur, okudukça da büyük hayaller kurardık. Daha doğrusu onların yaşadıkları bizim gibilerin boş hayallerini süslerdi. Sosyalist olduğum için böyle hayaller kurmadım desem yalan söylemiş olurdum. Neki yine de o tumturaklı yaşamları yaşayanların yaşadıkları tam da benim hayalim olmazdı. Olmazdı çünkü böyle bir yaşamı daha çocuk yaştayken bile kendim için düşünmez, herkese ama herkese yetecek şekilde paylaştırırdım. Niye derseniz; bizler halamın kocasının masalları ile büyümüş, babamın kendince anlattığı sosyalizm düşüyle daha çocuk yaştayken güçlülere ve şatafatlı yaşam süren padişah ve krallara karşı düşman olmuştuk.

Halamın kocasının masalları değişik değişikti ama hepsi nihayetinde yoksulların düşleriyle doluydu. Sonuçta bu masallarda yoksullar da bir yolunu bulur kurtarırlardı yakaların. İçlerinde aşklarına kavuşan yoksul delikanlıları da sayarsak kimsenin ahının kimsede kalmadığını görerek gecenin yarısı da olsa düşlerimizle yatağa girer, sabah erkenden tarlaya çalışmaya gitmek için gözlerimizi ufalayarak kalkardık. Masal düşlerimizin hepsi de böylece uçar giderdi.

Babamın anlattıkları bir başkaydı, onun anlattıkları şiir derinlikliydi. Bize doğaçlama okuduğu şiirleri nereden bulurdu, nasıl ezberlemişti bilemezdik ama sonuçta bu şiirlerde kimlerin adı geçmezdi kimlerin. Aslı İle Kerem, Ferhat İle Şirin, Tahir İle Zühre, ara sıra türkülerini de mırıldandığı Karacaoğlan. Ya peki, tarlada ekin biçerken şöyle bir doğrulup biçilmesi hiç bitmeyecek gibi buğday başaklarına bakıp söylediği neydi öyle? Bu sözler de mi şiire dahildi, şiirse eğer kim yazmış olabilirdi ki bunları? Yoksa bu dize gibi sözler de ‘Büyük İnsanlık’ şiirini yazan Nazım Hikmet’in miydi? O ete, ekmeğe muhtaç ‘Büyük İnsanlıkta mı bizim gibi masal dinleyerek ikiye bölünmüştü? Madem ikiye bölünmüştük biz niye daha azdık?

“Tarla bizim, ekin bizim, harman bizim, buğday sizin – Bağ bizim, omca bizim, üzüm sizin.” Sonra babam bunları çoğaltır söylerdi de söylerdi. Dikkat ettim babam biz ne zaman yorulsak bu yola başvururdu. Doğrusu bizlerde şevklenir basardık ekine tırpanı. En tembel ortancamız bile bir farklı çalışırdı bu şiir ve sözlerini dinledikten sonra.

Büyüdük, okullara gittik. Her birimiz düzenin değişmesi için savaşanlarla birlikteydik. Burada bu yolu seçtiğimiz için nelerle karşılaştık yazmaya bile gerek yok. Baktık gördük ki dünyanın her yerinde padişahlar yine padişahtı, zalimler yine zalim. Kendilerini kitlelerden soyutlamış olan pek çoklarının şatafatlı yaşamları da çocukluğumuzda dinlemiş olduğumuz masallara yüzlerce yeni masallar katmışlardı. Kimisinin oturduğu saraylara paha biçilmezdi, kimisinin giydiklerine ve aksesuar olarak taşıdıklarına güç yetmezdi. Yedikleri ve içtiklerinin ise yanlarına hiç varılmazdı.

Gazetelerde en çok Ortadoğu Krallarını yazardı. Doğu ve Uzakdoğu krallarından pek söz edilmezdi niyeyse. Kim bilir belki de onların kral da olsalar sıradan ve yalın bir yaşamı seçmiş olmaları pek dikkati çekmez bu yüzden de kimsenin hayalini süslemezlerdi.

Uzatmayalım Filipinlerden, Güney Amerika ülkelerine kadar sayısız diktatörün saray ve şatafatlı yaşamı da günü gününe magazin sayfalarına aktarılır, imrenilecek bir yaşam olarak insanlara şırınga edilirdi. Belki de bu yüzden pek çoğumuzun hayali sakatlanmıştır kim bilir? Niye derseniz, çok azımız bu şatafatlı yaşamların milyonların yaşamlarından çalındığını bilirken büyük bir çoğunluğumuz hayalini kendi üzerinden kurar, günün birinde kendisinin de bu güçlülere ve muktedirlere benzeyeceğini düşünerek ve savunarak üzerlerimize gelirlerdi. Öyleydi ama yine de çocukluğunda bir lastik veya naylon ayakkabıyı bile zor bulan bizler için 50 bin dolarlık ayakkabı giymek, çanta taşımakta neyin nesiydi bir türlü kafamız almazdı. Kızgınlığımız şaha kalkar, kendi zalimlerimizi iktidardan düşürmek için bir tek canımız vardı onu da çekinmeden ortaya koyardık.

Bir avuç insanın giydiği ayakkabıya, gar dolabındaki giysilere yerinmezdik yerinmesine de bütün bunların bizim ölüm fermanımız olduğunu da iyi bilirdik. Bu yüzden de gazetelerin bu sayfalarını karıştırıp yerinen kaç kız arkadaşımızla arayı bozmuş selamı sabahı kesmiştik sayısı bile belli değildir.

Biliyorum bir çift söz etmek için lafı evirip çevirmekten sizleri iyice yordum. Ama be arkadaşlarım söylenecek bir sözde pat diye söylenmiyor ki. Söylense de yavan ekmek gibi insanın boğazına duracağından biraz katık sürmek gerekmez mi? İşte bende öyle yapıyorum.

Şu kapitalistler kadar alçak yeryüzünde yoktur.

Ellerine geçirdikleri iletişim araçlarıyla insanı bir bombardımana tutmasınlar daha canı çıkmadan canını çıkarırlar insanın. Bunların yaşamları hepimizin alın terinden çaldıklarıdır. Yedikleri, içtikleri, giyip kuşandıkları, bindikleri arabalar, uçtukları uçaklar hepsi; hep bizim alın terimizden çalınanlardır ama bunları görmekte o kadar çok zorlanırız ki zalimler biraz da bu yüzden hep en tepelerdedir. Romanya’nın Komünist bir Devlet Başkanı vardı bildiniz mi, Çavuşesku. İşte o Çavuşesku sosyalizm için nelere katlanmıştır merak edenler bulup okuyabilirler. Yeryüzünün sosyalizm düşmanı muktedirleri öyle bir kampanya başlattılar ki akıllara ziyan. Dünyanın bilmem ne bankalarında Çavuşesku’nun paralarından söz ederek işe başladılar önce. Sonra iş eşinin bilmem kaç çift ayakkabısı olduğuna gelip dayandı. Televizyonlar, gazeteler öyle yazılar öyle haberler patlattılar ki bütün dünyanın garibanları, bilenleri, bilmeyenleri bir sosyalist, Çavuşesku gibi mi olurmuş diye düşündüler. Sonrasında Çaşesku’yu iktidardan indirirlerken kimsenin çıtı çıkmadı, kimse onu arkalamadı. Çünkü sarayları, bankalarda paraları, eşinin gar dolapları, ayakkabı ve çantaları dünyanın parası değerindeydi. Kendisini katletmeye gelenlere Çavuşesku’nun son sözleri şunlardır.

“Siz kimsiniz? Sizleri tanımıyorum. Eğer beni herhangi bir nedenle yargılayacaklarsa ancak ve ancak işçiler yargılayabilir” sözleriyle noktalandı yaşamı. Sonra baktık gördük ki ortada ne banka hesabı var ne de kaçak saraylar. Bir daha eşi Elana Çavuşesku’nun ayakkabılarından da giysi gar dolabından da kimse söz etmedi. Çünkü Romanya’da sosyalizmi yıkmayı başarmışlardı.

Ve bizler? Türkiye’deki şatafatı da çok konuştuk Erdoğan ailesinin krallar gibi yaşamlarını da. Sonra öğrendik ki Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte eşi Emine Hanım da 50 bin dolarlık çantası ile Osaka’da yapılan G-20 toplantısına uçmuş.

50 bin dolar kaç lira yapıyor?

50.000x578=289.000 lira. Bu para kaç işçinin asgari maaşı ediyor? Aşağı yukarı 144 işçinin.

Eee şimdi anladınız mı biz masalları niye başka türlü anlamış ve yolumuzu seçmişiz…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA