turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İŞLER NASIL DÜZELECEK?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 HAZİRAN 2019

AKP ve Saray iktidarının sonu 31 Mart seçimleriyle göründü. Ancak bu denli önemli bir kayba uğrayan Cumhur İttifakı hiç değil elden İstanbul’u kaçırmak istemediği için her türlü hile ve hurdaya başvurarak YSK’den İstanbul seçiminin iptali kararını çıkarttı. Alışılmış bütün örneklerin dışına çıkan YSK’nın bu kararı da iktidarın umduğunu bulamaması ile sonuçlandı. 23 Haziran günü yinelenen İBB Başkanı seçimleri bu kez farkı öyle arttırdı ki Ekrem İmamoğlu 800 binin üstüne çıkararak seçimleri kazandı.

Bu seçimin kazanılması ile birlikte iktidarın kör körsen yanan lambası iyicene söndü sönmesine de iktidarın tutumunda en küçük bir değişiklik olmadı niyeyse. Hemen iktidar silahına sarılıp seçilmiş olan belediye başkanlarının yetkilerini kısıtlamaya kalkıştı. Bu yöntemle belediye başkanlarının elini kolunu bağlayacak onları hizmet veremez hale getirecekti. Bir başka deyişle de “bakın gördünüz mü bunlar sizin sorununuzu çözemez, çözse çözse biz çözeriz” demeye getirecekti sözü. Nitekim öyle de oluyor.

Ankara’da Mansur Yavaş bir iki dişe dokunmaz kararın dışında halkı memnun edecek bir şey yapamaz hale getirildi. Ne yolsuzlukların üstüne gidilebiliyor ne de Ankara’da yapılan rant vurgunlarının. Birileri vurmuş geçmiş ama yetki gaspından dolayı bu sözünü ettiğimiz konulara sıranın bile geleceği yok. Aynı şey İstanbul’da daha Ekrem İmamoğlu mazbatayı alır almaz bir heyula gibi karşısına çıktı. Gelmeyen otobüsler, işlemeyen metrobüsler, köprüler, Marmaray sizin anlayacağınız İstanbul’da bunların provokatif tutum ve tavırları yüzünden yaşamı felç etmeye başladı.

Zaten saray iktidarı yüzünden geniş emekçi yığınlarının anası ağlamıştı, hemen seçimlerin arkasından da iktidar tarafından bindirilen zamlar yüzünden insanlarımızın elleri böğürlerinde kaldı. Bu denli yağmur gibi yağdırılan zamların bilinen nedenleri dışında başka nedenleri de olması gerekir ki iktidar gözünü karartmış Hababam zamma devam ediyor. Peki, bu zamların bilinenlerinin dışında bilinmeyen tarafı sizce ne olabilir hiç sordunuz mu kendi kendinize? Biliyorsunuz 31 Mart seçimleri sırasında ve daha da önemlisi 23 Haziran İstanbul seçimlerinde Ekrem İmamoğlu halkın umudunu öyle arttırdı ki bu yüzden halkın beklentileri de o oranda arttı. Verilen vaatler yerine getirilebilir miydi? Başkalarının aksine biz getirilebileceği düşüncesindeyiz. Ancak yerine getirilmesini engellemek için AKP ve saray iktidarı yağmur gibi zamlar yağdırmalıydı ki belediye başkanlarının eli kolu bağlansın. Buna bir de yetki gaspını eklediniz mi oh yemede yanında yat bir sonuç çıkmış olur ortaya. Yani belediyeler iş göremezler böylece bahtı kararan, yıldızı sönen iktidarı da vatandaşlar yeniden mumla arar hale gelirler.

Olur mu böyle bir şey diye aklınızın ucundan bile geçirmeyin, bizce olur. Daha önce aynı şey SHP’nin başına öyle bir gelmişti ki sonrasında hem yerel seçimler hem de iktidar bu şark kurnazlarının eline geçmiş 25 yıldan fazla bir zamandır da bunlardan bir daha belediyeler alınamamıştır.

Ortada birikmiş derin sorunlar var. Ekonomi talan üzerine kurulduğu için çıkış için tünelin ucunda ne ışık var ne de küçücük bir parlama. İktidar şimdiye kadar görülmemiş bir anlayışla nerede para varsa üstüne çöküp bitiriyor. Kamuya ait ne kadar fabrika, kurum ve kuruluş varsa elden bu anlayış yüzünden gitti. Şimdi üretimi arttırarak ekonomiye cansuyu olacak elde bir tek fabrika bile kalmadı. Bu yüzden Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesi göreceksiniz kısa zamanda hamhum şaralop yapılacak. Zamlar ve vergileri arttırarak işlerin çözümü yoluna gidilse yurttaşın daha fazla yükü kaldıracak hali kalmamış ama iktidar için durum belli oldu, daha çok bu yolu kullanacak gibi görünüyor.

Türkiye’nin dış politikası çökertilmiş. Ülke 17 yıllık AKP ve saray iktidarı döneminde biline biline ateşin içine atılmış desek yeri. Suriye’de durum karışık. Akdeniz’de dersen yine öyle. Ege malum. Bir de üstüne üstlük Libya’da Libya Ulusal Güçleri tarafından bir savaş uçağımız düşürülmez mi? Tabi sormak gerekli bu savaş uçağı neyin nesi kimin fesi diye de soracak kim var ki? Onca yaşadıklarımız az, Recep Tayyip Erdoğan Osaka’da düşmüş Trump’un peşine resimde aynı kareye girmek için kim bilir neler yaptı bilemiyoruz ama bazen bir fotoğraf sayfalarca yazıdan bile kolay anlatıyor her şeyi. Tump’un bir yanında kendisi, diğer yanında da resmen katil Suudi Krallığı Velihatı Prens Bin Salman. Sonra efendim al Makron ver Putin derken Ali’nin külahı Veli’ye Veli’nin külahı Ali’ye bir katakulli furyası.

Sahi bir şey daha var, üzerinde pek konuşulmadı, öylece geldi geçti. Şu askerlik meselesi nedir hiç kapsamlı olarak analiz ettiniz mi? Ettiğinizi hiç sanmıyorum. Eğer etmiş olsaydınız saray tarafından orduya nasıl bir operasyon çekildiğinin farkına varırdınız. Neymiş efendim askerlik 6 aya inecekmiş. İhtiyaç öyle ya da böyle yöntemler izlenerek kapatılacakmış. Gelinen noktada olası tehlikelere işaret etmek bizim uzmanlık alanımıza girmiyor, bu konuda kanaldan kanala koşup düşüncelerini açıklayan ya da ne bileyim havaya konuşan onca insan var. Bunu geçelim yalnız ordunun nasıl AKP ve saray ordusu haline getirilmek istendiğinin de mi kimse farkına varmıyor acaba? Dün Fetöcülerin orduya çektiği operasyonun bizce yüz fazlası AKP ve saray tarafından çekiliyor ama bu konuda muhalefetten pek bir şey işitmedik. Çünkü onlarda erken terhis olacak askerlerimizin gönlünün fethedilmesi telaşındaydılar.

Şimdi söyleyeceklerimize gelelim. Bence AKP ve Recep Tayyip Erdoğan devri kapanmıştır. Eğer bu devir biraz daha sürecek olur da CHP’li belediyeler de halkın beklentilerine yanıt veremezlerse her şey öyle çarçabuk tersine döner ki daha ne oldu demeye bile kalmaz ele geçirilmiş olan fırsat elden uçar gider. Görünen köy kılavuz istemez. AKP ve saray anlayışı da asla sizin düşündüğünüz gibi demokratik bir çizgiye çekilemez. Eğer böyle bir şeyin şansı olsaydı AKP ve saray iktidarı ülkede bu denli her şeyi çıkmazın içine sokup işi buralara kadar getirmezdi. Ülkede hukuk var mı? Olsa ne Selahattin Demirtaş ne de Eski CHP Milletvekili Eren Erdem içerde olurdu. Sizler acaba CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında niye dava açıldı sanıyorsunuz? Dün bazı milletvekillerini olayla ilgili dinledik. “Canan Kaftancıoğlu asla yalnız yürümeyecek” diyorlardı. Sonuçta bu söz tumturaklı tumturaklı olmasına da iş gelip bir yere dayandı mı insanlar ne kadar yalnız olduklarını ancak yaşadıkları zaman anlıyorlar. Tıpkı Eren Erdem ve dahi onca gazeteci, hukukçu, aydın, öğrenci, sıradan yurttaşlar gibi.

Duyuyoruz, muhalefet erken seçim istemeyecekmiş. Sonra efendim bazı yasal değişiklikler gerekirmiş ama onun için de güç gerekliymiş. İyi de ne olması gerekiyor? Dün ne olduklarını iyi bildiğimiz Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu mu sizin söyledikleriniz için cansuyu olacak, onu mu bekliyorsunuz? Ya da ne bileyim Abdullah Gül gibi biri yeniden sahneye çıkar da zevahiri mi kurtarır düşüncesindesiniz?

Şimdi noktalayalım yazımızı. Eğer atılması gereken adımlar yüreklice atılmaz ise olacak olan şey halkın ensesinde boz pişirecek faşist bir iktidardır ki böyle bir iktidarın da fazlasıyla isteyeni vardır ülkemizde. Eğer bunların önü salt seçim sandığında kesilmiş olsaydı, bunlar İstanbul gibi yerde kaybettikleri oy oranına bakar çoktan iktidarı bırakırlardı. Peki, bunlar ne yapıyor? Ekonomik, siyasi, sosyal yaptırımlara hız vermişler niyetleri de pek bir bozuk, kendileri dışında herkesi kırıp geçirmekle tehdit edip duruyorlar. Görünen büyük resimdeki ayrıntı bu. Ya dikkate alınır ya da alınmaz sizlerin bileceği iştir de biz sosyalistler boyun eğmeyiz anlaşıldı mı beyler hı anlaşıldı mı?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA