turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YARALI ve YAŞLI ASLAN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 HAZİRAN 2019

Bugünkü yazıma bir öykü ile başlamak istiyorum.

Zengin bir köy ağası yaşlanmış olduğu için köyde artık çok da önemsenmediğini düşünüyormuş. Bu yüzden de köylüleri sınamak istemiş. Düşünmüş, taşınmış sınama yolu olarak hastalanmaya karar vermiş. Atmış kendisini yatağa, yatak döşek yatar olmuş. Duyanlar hemen yanına koşmuşlar. En sevip sayanlar hemen koşup gelirken bazılarının canları hiçte ziyaret etmek istemiyormuş. Hastalığının ağır olduğu yolunda söylentiler arttığı için çoğu; “ölür gider deyyus bizler de kurtuluruz” diye düşünüyorlarmış. Bakmışlar öldüğü falan yok, ölmeyip ayağa kalkarsa bize etmediğini koymaz diyerek kalan köylüler de birer ikişer ziyaretine koşmuşlar. Her niyeyse herkes geldiği halde köyden bir kişi inatla gelmiyormuş. Ağanın artık yatakta yatmaktan iyice yanları, belleri ağrır olmuş ama o son köylü de gelmeden kalkmak istemiyormuş.

Sonunda bakmış o son köylü olacak gibi değil, tumturaklı bir küfür edip “deyyus ölmedi, yarın kalkıp ayağa dikilirse bana etmediğini koymaz” diyerek düşmüş yola. Kapıda onu ağanın yakınları karşılamışlar, Ağanın yakınları hoş geldin beş gittin dedikten sonra fazla yanında kalmamasını tembihleyerek içeri almışlar. Köylü içeri girmiş, selam verip ayakta beklemeye başlamış. Ağa gözlerini devire devire öyle bir bakmış ki köylüye köylünün korkudan tüyleri diken diken olmuş. Sonra susmuş gözlerini tavana dikip öylece kalıvermiş. Köylü ne yapsın yanına biraz daha yaklaşmış ve “ağam…ağam nasılsın, iyi misin? Beni tanıdın mı?” demiş. Ağa önce duymazdan gelmiş, dur bakalım ne yapacak diye de içinden geçiriyormuş. Köylü sorularını yinelemiş. Ağa da bakmış olmayacak yine gözünü devire devire köylünün ta içini görür gibi bakmış ve demiş ki; “hiç tanımaz olur muyum, sen bizim evi yapan Dirmit Usta’sın.” Köylü önce şaka yaptığını sanıp sorusunu birkaç kez daha yinelemiş ve ağadan hep aynı yanıtı almış. Köylü içinden; “bunda kafa gitmiş, ölecek nasıl olsa puştoğlu puşt” diye geçirirken içinden, onca kızgınlığı ile ağanın yüzüne iyice baktıktan sonra; “dipdiriyken onca kötülüğün dokundu yüzüne bir şey söyleyemedim madem kafayı da yemişsin, sen bu yatışla bilmem neyimi kalkarsın” diye yüzüne yüzüne lafları sıraladıktan sonra kapıyı çekip çıkmış.

İşte bu hesap, bir zamanlar Recep Tayyip Erdoğan’ın Dünya Lideri olduğundan hiç kuşku duymayanlar 31 Mart seçimleri sonrasında Erdoğan’la onca birlikte yol yürüyenler Erdoğan; “topal ördek” diye muhalefet belediye başkanları için söylemiş olsa da asıl topal ördeğin kendisi olduğunu anlamışlar ama yüzüne de bir türlü söyleme yüreklilikleri yok. Sonra 23 Haziran İstanbul İBB Başkanı seçimleri gelmiş gündeme, arkasından da 806 bin farkı yedikleri görülünce birden bire ağanın ziyaretine giden son köylü gibi parti içinden ve Erdoğan çevresinden birileri çıkıp sayıp dökmeye başlamakla kalmamışlar, 1 kişinin devleti yönetmesinin de doğru olmadığını sesli olarak dillendirmeye başlamışlar. AKP milletvekillerinin içinden bile şimdiye kadar tıkları çıkmayan bazıları yeni düzenlemelerden söz etmeye başlamışlar. Üstelik de konuşmak için ellerinde onca malzeme varken bu fırsat kaçırılacak değil ya?

Bizlerin şimdiye dek yazıp çizdiği gibi AKP içinden ve bizzat Erdoğan’ın çevresinden de şimdiye kadar izlenen politikaların yanlışlığı dolaylı dolaysız dillendirilir olmuş. Öyle ya AKP politikalarının sonucu Türkiye her bakımdan köşeye sıkıştırılmış durumda. Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaları, Ege konusunda yaşananlar, Suriye politikasının Türkiye’yi içine düşürdüğü çıkmaz, Irak’ta, Libya’da, Yemen’de yaşananlar ve AKP’nin politikalarının herkesçe eleştirilir olması Erdoğan’ın çevresindeki çemberi daralttıkça daraltmış. İçerde talan ekonomisinin sonucu yaşanan ekonomik yıkımın artık düzeltilemez boyutlarda oluşu, devletin kurum ve kuruluşlarının keyfi bir şekilde yönetilmeye kalkışılması, yargının dibe vurması hak, hukuk, adalet gibi kavramların artık Türkiye’de düş olarak görülmesini de katar ve Erdoğan’ın yurtdışı desteklerinin kalmadığını da eklersek Erdoğan’ın ne denli yaralı ve yaşlı bir aslan konumuna düştüğünü de bütün açıklığı ile görürüz. İşte böyle bir konumda olan anlayış bugün Türkiye’yi açık dinci, gerici ve faşist bir diktatörlükle yönetmeye kalkıyor.

Oysa yeni gelişmelere baktığımız zaman Erdoğan’ın mutlak hakim olduğu düşünülen partisinin içinden bir değil iki parti kurma hazırlıklarının olduğunu görüyoruz. Üstelik de bu hazırlıklar artık eskisi gibi saklanmıyor da. Diğer yandan da Erdoğan bizzat; “arkamızdan hançerlendik” diyerek gelişmeleri doğrulamış oluyor. Daha önce yazdık, sermaye güçleri kendileri için en uygun olan yolun seçilmesini istiyorlar kesin. Bu yüzden de içinde AKP’nin de bulunduğu “büyük koalisyon” arayışları her fırsatta dillendiriliyor. Bununla birlikte böyle bir koalisyonun maddi temellerinin olmadığı CHP yöneticileri tarafından da görüldüğü için daha da açıkçası çok büyük tepki ile karşılanacağından şimdilik bırakın sarhoşu nerede düşerse düşsün politikası ağır basıyor.

Bu yüzden CHP son zamanlarda Parlamenter sisteme geri dönüş de dahil anayasa değişikliğiyle değiştirilmiş olan rejimi yeniden bir yoluna koymak için referandumdan falan söz ediyor. Üstelik de saray iktidarı geçmişte belediyeler aracılığı ile oluşturduğu ekonomik desteğini yitirdiği için bir yanda kaybedilen belediyeleri işlevsiz kılmak için yasa değişikliği arayışları içindeyken diğer yandan da siyasi hareketinin mali desteğini sağlamak için elinde bulundurduğu iktidar olanağını devreye sokmanın arayışı içinde.

Sonuç olarak AKP ve saray hangi yola başvursa yolun sonuna geldiğini o da iyi görüyor. Bu yüzden de açık faşizmle ülkeyi yönetmeye devam edecek etmesine de bu konuda da arabayı duvara vurmadan işi götüreceğinden emin değil. Dolayısı ile önümüzdeki günlerde çetin iktidar mücadelesi olacağı belli belli besbelli.

Dolayısı ile biz sosyalistlerin ne yapması gerektiği de ayrı bir önem taşıyor. Parlamentoda temsil edilmediğimize göre, bizlerin de geniş halk yığınları ile irtibatlanarak ve mücadeleye girerek AKP’nin dinci, gerici ve faşist diktatörlüğüne noktayı koymak için üstün bir özveri göstermemiz gerekiyor.

Tabi bütün bunları yaşama geçirmek için savaşım verirken de tek kurtuluş seçeneğinin sosyalizm olduğu gerçeğini an bile olsun unutmadan…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA