turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


24x12= KAÇ EDER?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

05 TEMMUZ 2019

Okuyoruz, dinliyoruz görüyoruz. 8. Sınıf öğrencilerinin dörtte biri dört işlemi yapamıyormuş. Ne kadar ilginç değil mi? Oysa bizim çocukluğumuzda değil 8. Sınıflar 1.sınıflar bile dört işlemi rahat rahat yapacak konumdaydı. Artık 2. ve 5. sınıflardayken bırakalım dört işlemi karmaşık problemleri bile kolaylıkla çözerdik. Hatta varsa eğer arşivlerde 5. Sınıf bitirme sınavlarında sorulan sorulara bir bakılsın bu söylediklerimin hepsinin doğru olduğu görülecektir. Ki bizim koşullarımıza baktığımız zaman eğer böyle bir başarı grafiği varsa bugünkü çocuklarımız için bırakalım dört işlemi karmaşık problemlerin çözümü bile leblebi çekirdek gibi gelmeli çocuğa. Oysa gerçeklere baktığımız zaman ne görüyoruz koskocaman bir başarısızlık.

Neden böyle oldu acaba?

Dünyanın hiçbir ülkesinde bizim Ülkemizde olduğu kadar eğitim sistemiyle oynanmış değildir. Bu olmadı şu, o da olmadı bu diye diye çocuklarımızın kafası allak bullak edildi. Bugüne kadar ülkenin hatırı sayılır ne bilim insanlarının söylediklerine kulak verildi ne de onlar çağrılıp düşünceleri soruldu. Niye derseniz bir avuç işbirlikçi iktidarların elinde ülkenin geleceğinin üzerine kibrit suyu döküldü kibrit suyu. Ne sermaye güçleri bilimden yana oldular ne de onlar adına politika yapan politikacılar. İktidarlarını sürgit devam ettirebilmek için onlara bilim değil safsata gerekli olduğundan her fırsatta okullarımıza safsatayı sokmak için göbekleri çatladı. Kendilerinde ahlakın kırıntısı yoktu ama bu sözü ağızlarından düşürmeyerek dini politikaya alet edip karanlığı geçerli kılmak yolunda yapmadıklarını bırakmadılar. Çünkü onlar da biliyorlardı ki sermaye güçleri ve onlar adına politika yapanlar ancak ve ancak iktidarlarını karanlığın egemen olduğu bir ortamda sürdürebilirlerdi.

Üretime ve aydınlanmaya yönelik olan Köy Enstitüleri komünizm suçlaması ile kapatıldı. İmam Hatip Okullarının açılması için görülmemiş bir çaba harcandı. Normal eğitim yapan okullarımız bile din eğitiminin ağırlık kazandığı okullar haline getirildi. Olmadı, Din ve Ahlak Dersi konulup bu isim altında dinci, gerici öğretmenler yetiştirilip yetiştirilip okullara postalandılar. Felsefeden ölümlerinden korktukları gibi korktukları için ya bu ders tamamen kaldırıldı ya da işlevsiz hale getirildi. Bunun gibi kendileri açısından tehlike görülen Sosyoloji idi, Mantık’tı, Biyoloji idi bir bir müfredat dışına çıkarıldı. Sonra fen dersleri, her şeyin anası Türkçe ve matematik dersleri bile salla gitsin anlayışı ile verilmeye başlandı.

Denilebilir ki artık okullarımız sabahtan akşama koro halinde söylenen Sübhaneke çekilen, Allahümme İnnaneste iniltileri ile duvarların patlatıldığı ezbere dayanan bir eğitimi karabasanı gelip çocuklarımızın göğsüne bir kara heyula gibi oturdu.

Eee bunlar yetmezdi tabi. Dağa taşa İmam Hatip Okulları açılmalı, normal okullar yapılabiliyorsa imam hatip, yapılamıyorsa Eğitim Öğretim Programı değiştirilerek imam hatipleştirilmeliydi. Bugün gelinen nokta budur. Bu noktaya gelişin tarihi de elbette AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’la başlamış değildir. Yalnız 17 yıllık AKP ve saray iktidarında bu anlayış görülmemiş bir yoğunlukta arttırılmış ve İmam Hatip Okullarının sayısı olağanüstü artarken var olan okullarda verilen derslerde imam hatipleri aratmaz hale getirilmiştir. Tabiî ki gide gide ya bir yere varılacak ya da eğitimin tabutuna son çivi çakılarak okullarımız tümden dini eğitim veren kurumlar haline getirilecektir. Eh kafa bu olunca da 8. Sınıf öğrencisi her dört çocuğumuzdan birisinin dört işlemi yapamaz hale gelmesini yadsımamak gerekir bence.

Biliyorsunuz bir ülkeye ülke yöneticileri gittiğinde jest olsun diye o ülkenin üniversiteleri sıklıkla olmasa da üniversiteye davet edilir ve o üniversite de fahri doktora cübbesini giydirerek kimi yöneticilere fahri doktora unvanı verilir. Sayın Erdoğan’ın üniversite bitirmek isteği içinde kaldığı için o da hiçbir fırsatı kaçırmaz her gittiği yerden bir fahri doktora unvan belgesi alıp tıpkı sporcuların madalyaları gibi çerçeveletip evinin bir yerine asar ki ona düşmanlık besleyenler çatlasın.

Neyse bizim işimiz bu değil.

Biliyorsunuz Japonya’nın Osaka kentinde G-20’ler zirvesi vardı. Bize sorarsanız bu zirve tırı vırıdır aslında. Onca koşturmanın arasında nasıl fırsat buldu bilemiyoruz, gidip bir Japon kız ünivesitesi’nden de fahri doktora diploması almaz mı Erdoğan?

Bu üniversite nasıl bir üniversitedir, neye karşılık düşer, salt kızlardan oluşmasının geleneklerle ne gibi bir ilgisi vardır, Japonya’da kapitalizmin onca gelişmiş olmasına karşın toplum katında feodalizmin derinliği nedir, hiç ama hiç incelenmeksizin sadece kızların öğrenim gördüğü bir üniversite adını duyduğundan Sayın Erdoğan dönüşünde YÖK Başkanına hemen talimat vermiş ve bizde de böyle bir bilmem ne kız üniversitesi kurulması gerektiğinin söyleyerek çalışmalara başlayın emri vermiş. Sonra da efendim geçmişte bizlerde de bilmem ne kız lisesi, bilmem ne erkek lisesi varmış da birileri sonradan bunları karıştırıp bu tür öğretime son vermişlermiş. Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi de bu duruma hayıflandığından yeniden bu tür okulları ihya edecekmiş.

Bunlar konuşulup dururken düşündüm, sahi bizim ülkemizde bir meclis yok mudur?

Böyle bir kuruluş için yasa masa gerekli değil midir?

Böyle bir üniversitenin giderleri, kapsamı vb. nasıl olacaktır meclisin yasa çıkarması gerekmez mi?

Her şey Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği ile olacaksa ki öyle oluyor, meclise ne gerek vardır dağıtılsın gitsin daha iyi değil midir?

İşte böyledir değerli ülkemin insanları, bir kişiye bu kadar üstünlük verilirse bırakalım daha pek çok şeyi o ülkenin çocukları bile dört işlemi yapamaz hale gelir ve ülke halkı görülmemiş bir sömürü çarkının dişleri arasında ezim ezim ezildiği gibi ülke silinir gider de kimsenin ruhu bile duymaz anlaşıldı mı ruhu bile…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA