turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


MİNAREYİ ÇALAN…

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

07 TEMMUZ 2019

Bir söz vardır, minareyi çalan kılıfını uydurur diye, işte o hesap sol ve sosyalist yapılar bir konuda karar aldıklarında eğer yanlış bir karar almışlarsa yanlışlığını bir türlü kabul etmezler. Bunun yerine bin dereden su getirerek aldıkları kararı sınıf mücadelesi gerçeğine dayandırdıklarını kanıtlamak için o kadar çok neden ileri sürerler ki sonunda bir de bakmışsınız ki küçücük bir hata çığ gibi büyümüş örgütü günlük tartışmaların içinde boğulmakla karşı karşıya getirmiştir. Bunun nedeni özet olarak şudur; sol ve sosyalist yapılar genellikle stratejik olanla taktik olanı birbirlerine karıştırırlar. Bu yüzden de taktik olarak bazı konularda davranış sergileyemezler ve açığa düşerler. Sonra da taktik bir mesele atlanır ve işin dışıda kalınır. Bunun açıklanması da zor olduğu için açıklama staratejik nedenlere dayanılarak yapılmaya kalkışılır ki haklı olunulduğu düşünülsün istenir.

Bu durum en açık haliyle 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde yapılmıştır. 31 Mart seçim sonuçları açıklanmış, görülmüştür ki kazanan Ekrem İmamoğlu’dur. AKP ve saray iktidarı ise “hakkımızı arıyoruz, hak aramak suç mu” safsatasına sarılarak istediği gibi yönlendirdiği YSK’nın da desteği ile seçimleri iptal ettirmiş, bu yüzden de İBB Başkanlığı seçimlerinin yeniden yapılması kararı alınmıştır. İşte tam da bu noktadan sonra sazı sol ve sosyalist yapılar seçimlerden çekilmişler, izledikleri politikaya boykot kararı demeksizin sandığa gitmeme kararı gibi anlaşılması ve anlatılması zor bir karar almışlardır.

Elbette boykot kararı almak için sandıkların bir tekmeyle devrilmesi ve devrim yolunda hızla adımlar atılması stratejisi izlenebilirdi, izlenmesine de böyle bir güç bu kararı alanlarda olmadığı için onlarda garip bir karar alarak önemli sayabileceğimiz tepkileri üzerlerine çekmişlerdir. Oysa taktiksel olarak sandığa gidilebilir pekâlâda Ekrem İmamoğlu desteklenebilirdi. Böyle yapılmadığı, sonuçta gelen eleştirilerinde yanıtsız bırakılmaması gerektiği için izlenmesi gereken taktiksel yollardan vazgeçilmiş, deyim yerindeyse tam anlamıyla bir köşeye çekilinerek seyirci konumuna düşülmüştür. Bu yüzden de gerek örgüt içine gerekse dışına yönelik Ekrem İmamoğlu’nun ve onu destekleyen ana gövdenin ve diğerlerinin sistemin nasıl savunucuları oldukları üzerinde durularak gelen tepkiler savuşturulmaya çalışılmıştır. Her ne hikmetse Ekrem İmamoğlu’nu destekleyenler için en ağır eleştiriler yaparak onların komünist olmadıkları üzerinden fatva verme kolaylığına kaçanlar, kendilerinin seyirci olma hallerinin neye yaradığı konusunda dişe dokunur bir söz edememektedirler. Yani demek istiyorum ki bu seyirci olma hali acaba siyasette nerede duran ve bugüne kadar yapıp ettikleri ile geniş emekçi yığınlarının canına ot tıkayanların işine yarıyor olmaz mıydı? Niyeyse buraya hiç mi hiç değinilmeden doğrudan ne kadar sınıfçı oldukları ve ne kadar kararlı bir şekilde devrimi savunduklarına inanmış gibi görünerek zevahiri kurtarma çabası ne oluyor acaba?

Aynı gemideyiz, hepimiz kardeşiz, birlik beraberlik, vatan, millet, Sakarya diyenlerle sanki aynı düşünceyi savunuyorlamış görüntüsü vererek kendileri gibi düşünmeyen komünistleri suçlayıp onlar üzerinden düştükleri hatayı aklamak yerine, doğru tavır hatayı olduğu gibi kabul etmekten geçer. Hani, sizler devrim yolunda koşar adım giderken bazı kendilerini komünist sayanlar seçimle meçimle oyalanıp bitik burjuva seçeneklerini kurtarmak peşinde olsalardı ettiğiniz bir harman lafın elbette kıymeti çok büyük olurdu fakat siz sadece oturup beklediniz. Yani stratejik olarak yapıp ettiğiniz milim bir şey bile sözkonusu değil.

Sonra dönüp toplantı üstüne toplantı yapıyorsunuz. Toplumun gelinen aşamada memnuniyetsizliğinden söz ederek bu memnuniyetsizliğin sanki sizin politikalarınızın sonucu oluştuğu gibi bir zehaba kapılarak bu memnuniyetsizlerden yönelişler olacağı esasen katılımların da olduğu yolunda şu yaz sıcağında serinletici açıklamalarla üye ve sempatizanlarınızı serinletiyor olabilirsiniz ama yapılan taktiksel ve stratejik hatayı yine de anlatmış olamazsınız. Bu yüzden hiçbir kuşkuya kapılmaksızın diyorum ki zaman zaman İBB Başkanlığı seçimlerinde olduğu gibi taktiksel bir yola başvurularak Ekrem İmamoğlu desteklenebilir ve hiçbir komünist yapının da üstüne çamur sıçramış olmaz. Tersine asıl hata stratejik davranıyormuş gibi yapıp da bu davranışın hiç mi hiç hakkını vermeden köşebaşı seyircisi gibi oturmaktır bir komünist yapıyı zora düşürecek olan şeyler.

Hem uluslararası sistem savunucularının ve yerli işbirlikçilerinin her zaman için kendi çıkarlarına siyasi figür veya figürler yaratmak gibi bir politikaları da olmaz değil, olur elbette. Bizler bu gerçeği her fırsatta gördük ve yaşadık. Doğal olarak bütün bunlara da gözümüzü kapatacak değiliz. Ama komünist bir yapı olmak kendi gözündeki merteği görmeyip başkalarının gözündeki çöpü görmek de değildir. Hem böyle ben daha çok komünistim diyerek ve güzellemeler düzerek de en âlâsından komünist olunsaydı bu iş için bilinçli, özverili, dönmez, bileği bükülmez kararlı komünistlere ne gerek olurdu değil mi? Bunu bizim yerimize güzellemeciler yapar olur biterdi. Bizler de bu kadar kafa patlatmak zorunda kalmazdık hani…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA