turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


LİBYA’DA OLANLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

08 TEMMUZ 2019

Biliyorsunuz Libya emperyalist güçlerce tam anlamıyla derin bir kuyunun içine itildi. Libya’nın değerlerine el koymak isteyen emperyalistler orada soluk alırlarken Libya Lideri Kaddafi’nin de linç edilerek öldürülmesini sağladılar. Bu görüntüde kendisini hemen rol kapmanın içinde bulan AKP ve saray iktidarının da oynadığı rolü hiç ama hiç unutmamak gerekir. Bu yüzden de son zamanlarda Libya’da yaşanlar ve Türkiye’nin adının daha sık geçmesi asla bir rastlantı değildir.

Bildiğiniz gibi bazı değişik eğilimler olsa bile Libya tam anlamıyla ikiye bölünmüş durumda. Bunlardan birisi Tobruk Meclisi ki bunu General Hafter’in komutanlığındaki Libla Ulusal Ordusu destekliyor diğeri de İhvancı Trablus Hükümeti. İhvancı Trablus Hükümeti’ne dış güçler destek veriyor. Bazıları gelişmelere göre kendilerini ayarlamak gibi bir yolu seçerken AKP ve saray iktidarı ise kayıtsız koşulsuz işin nereye varacağını bile düşünmeden İhvancı Trablus Hükümeti’ne destek veriyor. Elbette biz bu kafanın yabancısı değiliz. Çünkü aynı tutum Suriye konusunda da gösterildi ve dinci, gerici, kanlı katillerden oluşan İslami terör örgütleri desteklendi.

Üzerinde yeterince duruldu ya da durulmadı bunun bir önemi yok. Ancak İhvancı Trablus hükümetine yükü patlayıcı madde yapımında kullanılan malzemelerle Tanzanya bayrağı taşıyan bir gemi, Yunanistan Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından yakalandı. Bu geminin de Türkiye’ye ait olduğu ileri sürüldü. Gerçi bu konu ile ilgili Türkiye’den yalanlama geldi ancak Tobruk Hükümeti sözcüsü Türkiye’yi içsavaşta taraf olduğu gerekçesiyle uluslararası pek çok kurum ve kuruluşa şikâyet etti. Sonrasında bu konu ile ilgili konuşan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu şu açıklamayı yapmak zorunda kaldı. “Gemi silah yüklü değil. Gemi içinden çıkan iki konteynerdeki kurusıkı silahlarla ilgili bir süreç var. Biz bu konularda çok hassasız ve bu konuda birlikte soruşturma yürüteceğiz.” Çavuşoğlu konu hakkında duyarlılığını belirtse de gelişmeler hiç de öyle olmadı ve Mayıs ayı içinde Türkiye’den Libya’ya çok sayıda zırhlı araç “kirpi” denilen BMC’nin ürettiği zırhlı araçlar ve ağır silahların Trablus’ta tesliminin yapıldığına dair fotoğralarıyla birlikte basında haberler birbirini izledi. Bu nedenle de General Hafter Türkiye’yi açıkça düşman ilan etti ve Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Ahmed El Mismari Türkiye’yi Libya’yı kuşatmaya kalkışmakla suçladığı gibi bazı Türk subaylarının da pasaport görüntülerini yayımladı. Bütün bunlar olurken Türkiye’ye ait bir insansız hava aracının düşürüldüğü, Ecdebiye’de (daha sonra bırakıldı) 6 Türk yurttaşının alıkonulduğu açıklaması yapıldı. Bir anlamda böylece Libya içsavaşında Türkiye’nin de yer aldığı duyurulmuş oldu.

Libya’nın yazgısı 2011 yılından itibaren yazılmaya başlandı. Fransa ve İtalya’nın başını çektiği Libya’ya yönelik operasyonlarda daha sonra fiilen NATO görev üstlendiği için başlangıçta uzak duruyormuş gibi yapan Türkiye’de bölgeye savaş gemileri göndererek dahil oldu. Süreç içinde olanlar oldu Kaddafi devrildi ve emperyalist güç odaklarınca ülkenin seçime gitmesi için bir kurul oluşturuldu. Bu kurul zamanında görevini tamamalamasa da Başta Müslüman Kardeşlerin partisi Adalet ve İnşa Partisi olmak üzere çeşitli İslami Gruplar hükümette yer aldılar. Daha sonra Müsülam Kardeşler’in partisi, Adalet ve İnşa Partisi desteğini çekti ve bir anlamda darbe yapmış oldular. İşte o saatten sonra da İhvancılarla liberaller arasında kavga sürgit devam etti.

Türkiye bu işin neresindeydi gelinen noktada neresindedir?

Bir kez şunu iyi bilelim. Libya’nın Adalet ve İnşa Partisi AKP’nin kardeş partisidir. Doğal olarak ABD ve diğer ülkelerin liberalleri desteklediği bir gerçektir. İslami terör örgütleriyle bağlantılı olduklarına dair hep kuşku duyulan ve ABD’nin Bingazi Konsolosu’nun tıpkı Kaddafi gibi linç edilerek El Kaide tarafında katledilmesi ABD kamuoyunda çok büyük tepki yarattı. Ancak böylece bir gerçekte ortaya çıkmış oldu. Emperyalistlerin liberaller aracılığı ile Libya’yı talan etme istekleri ve İslami örgütlerin Libya’da yıkımda çok büyük paylarının olduğu bu bağlantının da El Kaide’ye kadar varıp dayandığı.

Kaddafi’nin linç olayından sonra halkın malı olan petroller kaçak yollarla Trablus’tan yüklenip Akdeniz yolu ile taşındığına o dönemde ABD’nin de nasıl korsancılık oynadığını basını yakından izleyen herkes bilir.

Libya nasıl bölündü?

Libyada ortalık milis çatışmasından geçilmiyordu. UGK işlerin kötü gidiyor olmasına karşın görevini sürdürdü. Bu da yeni bir başlangıca adım atılmasına neden oldu. 14 Şubat 2014 tarihinde emekli General Halife Hafter bir basın duyurusu ile GUK’u feshederek Libya Askeri Geçiş Konseyi’ni ilan etti. Bu açıklama darbe olarak nitelendirildi ve Hafter’in tutuklanması kararı çıkarıldıysa da Hafter karşılık olarak kendisini destekleyen Zintan Milisleri aracılığı ile parlamentonun 5 gün içerisinde feshetmesini isteyerek bir adım öne geçmiş oldular. Ancak bu kez Zintan Milislerine karşı sesler yükseldi ve Libya’nın el birliği ile bu hale getirilmesi için çaba harcamış olan İslami ağırlıklı gruplar ve liberaller de karşı karşıya gelmiş oldular. General Hafter darbe girişiminden başarılı olmadıysa da bu karmaşadan kazançlı çıkan ise uluslararası alanda sesini duyuran General Hafter oldu.

Durumunu sağlamlaştıran Hafter, karışıklıkları ileri sürerek Bingazi’ye 2014 Mayıs’ında “Libya’nın Onuru Operasyonu” adı altında bir operasyon düzenleyerek Bingazi’yi ele geçirdi. İhvancıların Zeydan yerine seçtikleri geçici Başbakan Abdullah Sini basın sözcüsü aracılığı ile GUK’un teröristleri desteklediğini söyleyerek Hafter’in desteklenmesi gerektiği açıklamasını yaptırdı. Bunu arkasından da azledilen Ali Zeydan da GUK ile Adalet ve İnşa Partisi’ni ağır bir dille eleştirerek Hafter’i destekledini ilan etti. Arkasından da Tobruk’taki Libya ordusu birlikleri, Libya Özel Kuvvetleri ve Libya Hava Kuvvetleri komutanları da Hafter’e katıldıklarını açıkladılar. Böylece de Hafter yeni organize katılımlarla Libya Ulusal Ordusu meşru komutanı sıfatına erişmiş oldu. Tabi Libya’da böylece resmen bölündü.

25 Haziran’da (2014) ise Temsilciler Meclisi seçimlerinde, Adalet ve İnşa Partisinin öncülük ettiği İslamcı güçler 200 sandalyenin sadece 30’una sahip oldu. Katılım ise yüzde 20 civarındaydı. Bu durum İslamcı grupları tatmin etmediği için Libya Anayasa Mahkemesi’nce seçimler iptal edildi. Adalet ve İnşa Partisi ilk seçimde başarı kazanamamıştı ama Kongrede ağırlık kazandı. İkinci seçimi ise kaybetti. Ancak sonuca razı gelmedi.

Liberaller, Müslüman Kardeşler ve diğer İslami grupların şiddet yanlısı oldukları gerekçesini ileri sürerek Hafterin yanında yer alırken İslamcılar da Hafteri darbeci ilan ederek savaşmaya karar verdiler. Böylece Tobruk’ta Temsilciler Meclisi (TM), Trablus’ta da Milli Genel Kongre olmak üzere iki hükümet şeklinde Libya bölündü.

Ayrıca birçok bölgede kabilelerin egemenliği olduğu gibi IŞİD’da dahil değişik güçler tarafından kontrol altında tutulan yerler var. Şu anda ülkenin yüzde 80’ine yakın bölümünü Tobruk Hükümeti kontrol ediyor. Libya topraklarının Tobruk Hükümeti %77-80 arasında bir bölümünü kontrol ederken Trablus Hükümeti ancak %6 – 7 arasında değişen bir bölümünde hakim. 261 bin kilometrelik bir alana sahip Tebu halkının yarı özerk bölgesi ise %16 civarında.

İşte AKP ve saray iktidarının bugüne kadar çuvallayan bütün dış politikasına böylece Libya’nın ancak %6-7 civarında bir bölgesini kontrol edebilen Müslüman Kardeşler yani İhvancıların Partisi Adalet ve İnşa Partisi ve öteki İslami gruplardan oluşan kesimleri kan uyuşması nedeniyle desteklediği görülüyor ki bu da ister istemez Türkiye’yi yeni bir batağın içine itme anlamına gelmiş oluyor. Sonrası mı? Sonrası bugüne kadar olduğu gibi tufan…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA