turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İKİ DÜNYA

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

09 TEMMUZ 2019

Her şey o kadar açıkça ortada ki yanıldım, göremedim, iyi anlayamadım demenin olanağı yok. En sıradan insan nasıl gece ile gündüzü ayırt edebiliyorsa, nasıl akla karanın arasındaki farkın ne olduğunu biliyorsa iki dünyanın insanlarının arasındaki farki da biliyordur, görüyordur, anlıyordur bence. Hani, duyarsınız; “keşke ellerim kırılsaydı da ben bunlara oy vermeseydim” diyenler vardır ya aslında onlar yanıldıkları, kandırıldıkları ya da ne bileyim iyi göremedikleri için oy vermiş değillerdir. İşin özü komşuda pişer, bize de düşer kafasında olduklarından dolayı iktidar olanların nimetlerinden kendisinin de yararlanacağını düşündüğü için gidip göz göre göre karanlığın yanında yer almıştır. Aradığını bulamayınca da böyle sızlanmaları duyarız tabi. Öteden beri bu tür sızlanmalar bana hiç mi hiç inandırıcı gelmemiştir. Öyle ya kişi orada bulamazsa umduğunu bir başka yerde bulacağını düşünerek pekâlâ başka bir çıkar çevresine omuz vermekten çekince duymaz. Sizin anlayacağınız böyleleri hiçbir zaman sorunu kökten kafasında çözümleyip de olması gerektiği yerde olamaz.

Sizlerle bugünkü yazımda çok karmaşık gibi gelecek konuların üstünde durup konuşacak değilim. Ço basit konularda bile yığınla yurttaş nerede durmaktadır, nasıl tepki koymaktadır bunları konuşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi AKP iktidarı kadar talancı, vurguncu, gözümüzün içine baka baka doğayı katleden, yolsuzlukların ayyuka çıktığı bir iktidar daha gelmiş değildir. Ama niyeyse bir yığın yurttaş da onları şu düşüncelerle desteklemekten ve bunu da utanıp sıkılmadan açıkça ifade etmekten çekinmemişlerdir. Ne diyorlar; “çalıyorlar ama çalışıyorlar da.” Ne güzel değil mi? burada çalmak eylemi nasıl da kanıksanmış ve olağan bir şeymiş gibi ifade edilmiyor mu? Bunu söyleyenlere acaba fırsat düşse kendileri de tıpkı onlar gibi çalıp çırpmazlar mı? Çalıp çırparlar ve de üstüne iki göbek bile atarlar.

Yahu arkadaş, Ankara gibi Allah’ın kırının ortasında bir kent kurulmuş. Sonra burada soluklandığımız bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından Orman çiftliği kurulmamış mı? Bizler çocukluğumuzda ve gençlik yıllarımızda buralara gidip gezip dolaşmaz mıydık? Bozkırın ortasında oluşturulan Atatürk Orman Çiftliği’ne ne oldu? Turgut Özal’la başlayan talan ve yıkım AKP iktidarı ile ayyuka çıkarılıp üstüne bir de tüy dikilmedi mi? Çeyrek asırlık AKP belediyeciliği buraların talanı üzerinden akıl almaz rantlar sağlamadı mı? Bizler İ. Melih Gökçek denilen adamla az mı boğuştuk bu yüzden? Sonra bugünkü Beştepe’de yükselen ve israf sarayı olarak adlandıracağımız saray nerede kuruldu? Oradaki ağaçlara ne oldu? Bu güzelim doğa harikası için onca insan ölüp dirilip kavga verirken Bir Recep Tayyip Erdoğan ortaya çıktı da bizim söylediklerimizin hiçbirini dikkate bile almadan hepimizi devlet gücünü kullanarak etkisizleştirmedi mi? Sonra da bütün bu yapılanların üstüne bizimle dalga geçer gibi “itibardan tasarruf olmaz”demedi mi? Ve bugün tasarruf edilmeyeceği söylenen o saray var ya bize kaça patlıyor hiç biliyor musunuz?

Efendim, sizin ağaç dediğiniz nedir ki, kesin yıkın Kuzey Marmara ormanlarını yollar ve köprüler yapıp doğanın bir daha kendisini onaramz hale gelmesinde elinizden ne geliyorsa yapın ki kasalarınız dolsun. Sonra öyle bir havaalanı yapın ki dünya da birinci olacak diye diye hem bölgenin su havzasını kurutun hem de ormanlarını yok edin ki 20 milyona gelip dayanmış olan İstanbul soluk alamaz hale gelsin, afetlere ve felaketlere karşı savunmasız konuma getirilsin. Sonra da efendim gelsin paralar gitsin paralar…

Çamlıca’nın ününü namını bu ülkenin yurttaşı olup da duymayan var mıdır sizce? Bence yoktur. İyi güzel birisinin kafasında artık ne varsa oralara girmeyelim, işte o kişi oraya 60 bin kişilik cami yaptırmaya karar versin ve bugün o tepenin yeşilliğinin yerinde yeller essin ve beton yığını olarak minareleriyle İstanbul’u tehdit eder gibi yani bir heyula gibi orada durup dursun. Kaç kişi orada namaz kılarmış, kılmazmış tartışmaları arasında Recep Tayyip Erdoğan tarafından emir çıkarıla ve oraya bir dünya namaz kılan kişi taşınıp bak gördünüz mü demek ki 60 bin kişi ile ramaz kılınırmış dedirtmek için dağlar, tepeler, minareler ve de hacısı, hocası, diyanetçisi, tarikatçısı, cemaatçısı oraya koşsun.

Gezi gösterilerini bu yazıma katmıyorum bile.

Yine İ. Melih Gökçek ODTܒnün tam ortasından yol geçirmek için varıp onca emekle yetiştirilen ağaçları kesmeye başladığında da bu ülkenin güzel insanları tarafından tepki görürken, kendisi de ruhu da karanlık başka bir dünyanın insanları tarafından destek görmüştü anımsadınız değil mi? Sonra ne oldu efendim ağaçlar kisildi, yollar açıldı, kaç yılın emeği heder edilip vurguna talana zemin hazırlandı. O zaman da polisler gazıyla, sopasıyla, kalkanı ile öğrencilerin ve başka karşı çıkan yurttaşların üstüne çullanmamışlar mıydı?

Sahi be arkadaş bu ODTܒde ne var? Niye egemen iktidarlar ve de AKP iktidarı gözünü karartıp karartıp bu üniversiteye yüklenmektedir? Bilim namına hiçbir şey verilmez safsatayı üniversite öğrenimi sananların bir sürü açtığı üniversite varken gelip gelip ODTܒye neden yüklenilir acaba?

Kafaları örümcek bağlamış, bir karanlıktan gelip bir karanlığa gidenler bizleri mi sınıyorlar acaba? Yapıp ettiklerine daha ne kadar tahammül edebileceğimizin hesabını mı yapmaktadırlar dersiniz? Adamlar koskoca Ankara’da yurt yapacak bir yer bulamamışlar iş makineleriyle, adamlarıyla ODTÜ ormanlarına dalıp öğrenci yurdu yapacaklarmış duydunuz mu? Gelmişler ve ağaçları doğramaya başlamışlar. Bir kızımızın feryat figanı ile irkilmemiş olsalardı, bu feryat figan dalga dalga yayılıp herkesin gündemine girmemiş olsaydı bugün ODTܒnün ağaçları doğranmış olacaktı kesin. (Hâlâ da doğranmaktan kurtulduğu kesin değil) Sonra bu ağaçları savunanlar ve ağaçlara düşmanmış gibi bakıp ağaçları doğradıkça bizleri doğruyormuş kin ve nefretiyle şekillenmiş olan insanlar hakkında size nasıl bilirdiniz deseler ne dersiniz acaba?

Yazıyı uzattım biliyorum. Bu yüzden de bitireyim en iyisi. Her zaman iki ana karşıtlık söz konusudur. Savaşların en korkuncu ve acımasızı bu iki karşıtlık arasında geçer. Bu iki karşıtlık dışında kalan kesimler de vardır elbette. Durum ve statülerine göre bu kesimler de yer yer birine yer yer de diğerine yakındır. Biri vardır ki bin savaştan 999’nu kazanmıştır diğeri ise birini. 999 savaşı kazananlar salt savaşı kazandıktan sonra kendi karanlıklarını devam ettirirler, sömürüleri artar, zulümleri artar, toplumu öyle bir kıskaca alırlar ki bu kıskaçtan fırsat bulup da bir daha kimse başını kaldıramasın isterler. Öyle de sürgit devam edeceğini düşünürler. Sonra efendim yenilen hiç vazgeçmez savaşmaktan. Çünkü bilir ki ne zaman savaşmaktan vazgeçilirse işte o zaman yenilmiş olunur. Ve de gün gelir devran döner 999 zafer kazananların karşısında 1 kez savaş kazanılır ve dipten doruğa her şey değişir. İnsanlık o güne kadar görülmemiş bir değişikliğe ve yaşam şekline ulaşır. Doğa ve de doğanın bütün canlıları bu kazanılan zaferin getirdikleriyle daha bir güzelleşir ve de daha bir umutla yeryüzünü sevgi gökkuşağı iler sararlar.

İşte bunun için bizim mücadele ettiklerimizin arasında ölüyorum deseniz, o ağaç kesilirken feryat figan eden ne bir tane kızları vardır ne de genç bir delikanlıları. Çünkü hayat onları ölüme mahkum etmiştir ve de onlar büyük şairimiz Nazım Hekmet’in şiirinde söyledikleri ile aynı yazgının zavallılarıdır.

Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
- çürüyen diş, dökülen et -,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…

 

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA