turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ÜMMET

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

10 TEMMUZ 2019

Bu ülkenin demokratları, devrimci demokratları, ilericileri, devrimcileri ve sosyalistleri oturup düşünmelidir.

Türkiye ümmet toplumu mudur yoksa yurttaş mı?

Recep Tayyip Erdoğan, dikkat ederseniz konuşurken hiç mi hiç yurttaş sözcüğünü ağzına almamaktadır. Onun için tek bir gerçeklik vardır o da ümmettir. Nitekim tıpkı kendilerinin Necmettin Erbakan’a gidip “biz parti kuracağız, başkalarından duyma, bizden duy” dedikleri gibi tarih bir şekilde tekrarlanmış, Ali Babacan da gelip kendisine aynı sözlerle parti kuracaklarını söyleyince o da Babacan’ı uyurarak demiş ki “Ümmeti bölmeye hakkınız yok!”

Bu yönde olup bitenleri artık sağır sultan duyduğuna göre demiş dememiş sözüne değil de işin özüne değin birkaç söz etmek boynumuzun borcu oldu. Neden derseniz, aklının ucunda demokrasinin D’si geçen birisi hiçbir şekilde bu tür durumlarda ümmet sözcüğünü kullanmaz. Kullanmaz çünkü ümmet sözcüğünün egemen kılınmak istendiği hiçbir ülkede demokrasinin kırıntısından bile söz edilemez.

Görüldüğü gibi eşyanın doğası gereği Recep Tayyip Erdoğan bu sözcüğe inancının gereğinin çok üstünde bir anlam yüklüyor ve üstüne basa basa bu sözcük üzerinden yürüyerek aynı zamanda da Ali Babacan’ı sözde dini bütünlerden uzak tutmaya çalışıyor. Hem ne demek ki ümmeti bölmek? Diyelim ki Erdoğan 82 milyonu ümmet olarak görüyor olsa da halkın hepsinin kendi partisiyle ilgisinin olmadığına, o belli bir parçayı ancak peşinden sürüklediğine göre bu sözün de dikkat edildiğinde yerinde kullanılmadığı bir gerçek. Bu durumda yurttaşlık sözcüğünü eşit, özgür ve kardeşlik olarak düşündüğü için özellikle bu sözcük kendisini çok ama çok rahatsız etmektedir. Gerçi burjuva toplumunda yurttaşlık tanımı eşit, özgür ve kardeşlik bağlamında tanımlansa da bunun böyle olmadığını herkes bilir ancak Recep Tayyip Erdoğan ve onun gibi düşünenlerin hiçbirinin bu noktaya kadar bile gelmediğini hepimiz biliriz.

Onlara göre; ümmet dediğiniz nedir ki? Toplumun tepesindekilere biat etmiş, onun bir dediğini iki etmeyen, sözümona Allah adına otorite kullandığını düşünerek o ne isterse onu yapan kul köle toplumundan başka bir şey olmadığı için doğal olarak Ali Babacan’ı uyarmak gereği duyuyor, ümmeti bölme, zayıf düşeriz diye. Yani sizin anlayacağınız; Türkiye, Ortaçağ anlayışından bir türlü kendisini kurtaramamış bir anlayış çukurunda debensin dursun isteniyor. Ki bizler de özenle ve bu yaklaşıma çok büyük bir tepki koyarak bu anlayışın dışında tutuyoruz kendimizi.

İş bu noktaya gelmişken; Türkiye, kendisini hızla Suriye batağından bir an önce kurtarması gerekiyor. Bu batakta ısrar eden yöneticiler böyle giderse hem dışarıdan ülkemize gelmiş olan yabancılara iyilik yapmış olmayacak hem de Türkiye halkına. Bugün mevcuk iktidar ekonomik sorunlara çözüm bulamadığı için çıkışsız kalan ülkemiz yurttaşları gitgide içinde bulundukları zorluğun tek sorumlusu olarak yabancıları görecekler, hızla artan milliyetçilik dalgası yüzünden de ülke yaşanması istenmeyen olaylarla karşı karşıya kalacaktır. Aklına Beşar Esad’ı devirmeyi koyan AKP ve saray iktidarı ne yazık ki gözünün önünü görecek durumda değildir. Bugünün sorunları tabiki de gitgide tehlikeli bir hal alırken 10 yıl sonranın sorunlarını düşünmek bile gerçekten zordur. Dahası AKP ve saray iktidarının dünya görüşü yüzünden Türkiye gelecekte görülmemiş karmaşalara da sahne olabilir.

Bugün Kuzey Afrika’dan bütün diğer İslam ülkelerinde örgütlenen ve kendilerini Müslüman Kardeşler olarak tanımlayan İhvan hareketi mensuplarına AKP ve sarayın gösterdiği yakınlığı içimizde bilmeyenimiz yoktur. AKP ve sarayın bu çevrelerle ilişkisi ise görülenin ve bilinenin çok ilerisindedir. Bu ilişkiler kimi zaman açıktan açığa sürdürülürken kimi zaman da gizliden gizliye devam ettirilmektedir.

Son zamanlarda Türkiye’nin adının Libya’da anılıyor olmasının nedeni de işte tam da budur.

Bilindiği gibi Trablus’ta iktidarı elinde tutan İhvancılar ülkenin ancak %6-7’sinde hükümranken AKP ve saray iktidarı bunlarla iş tutmakta, onlara silah ve mühimmat desteği vererek iş yürütmektedir. Salt bu yüzden Türkiye içsavaş süren bir bölgeye silah sevkettiği için uluslararası kuruluşlara şikayet edilerek gerektiğinde zora düşürülmektedir. Hem ne için AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın İhvancılara yakınlığı yüzünden.

Daha benzer pek çok ilişki AKP ve saray iktidarı tarafından el altından yürütülmekte, gelecekte gerçekten de ülkemizin başına bela olacak adımların atıldığından sık sık söz edilmektedir. Sözünü ettiğimiz bölgelerden İhvancı pek çok kişi hem de Sudan istihbaratının bilgisi içinde Sudan pasaportu ile Türkiye’ye sokulmakta, daha sonra bu pasaportlar Sudan istihbaratı tarafından geri toplanıp götürülürken İhvancıların çoğu Türkiye’ye iktidarın bilgisi dahilinde giriş yapıp bu kişilere yurttaşlık hakkı verilmektedir. İddiaya göre bu kişilere yurttaşlık hakkı verilmiş oy dahi kullandırılmıştır. 1000 kişiye yakın bir sayıdan söz ediliyor, bunların çoğu geçmişte kendi ülkelerinde milletvekili veya üst kademe yöneticisiymiş. AKP bunlara yurttaşlık hakkı ile birlikte seçme ve seçilme hakkı da verdiğine göre önümüzdeki seçimlerde bu kişilerin AKP listelerinden aday bile olacakları gözardı edilmemelidir.

Sözün özü AKP ve saray iktidarı aşırı İslamcıları ülkeye sokarak belli ki bir oyunun peşindedir. Bu yüzden de AKP ve saray iktidarının yarattığı ve yaratacağı daha fazla yıkıma izin verilmemeli, Recep Tayyip Erdoğan ve destekçileri kendileriyle bir an önce başbaşa bırakılarak yalnızlaştırılmalıdır.

Yoksa Cumhuriyetle birlikte son verilen ümmet toplumu anlayışı içerdeki ve dışardaki komplocularla yeniden hortaltılmaya ve egemen kılınmaya çalışılır ki bunun bedeli de gerçekten ağır olur gerçekten…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA