turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ALLAH KAHRETSİN BİZİM DEDİĞİMİZ OLDU

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

11 TEMMUZ 2019

Bizi pek televizyonlara çağırmazlar. Çağırdıklarında da o anın duygusallığı mıdır nedir düşündükçe pek anlam veremem, program bitince sunucu; “sizinle daha çok program yapacağız “ diye uğurlarken içimden bir daha çağrılmayacağımı adım gibi bilirim de tabi neden olmasın” diye karşılık verir çıkarım oradan. Sonra bir daha ne çağrılırız ne adımız geçer ne de bize tahammül edilir.

Herkes bizi köşeye sıkıştırmak için sanki yeminlidir. Bizden çok başkaları bizim gelişip güçlenmemizi istiyormuş havasında tuzak sorular sormaktan geri kalmadıkları gibi bir de pişkin pişkin bize derler ki “yahu şurada şu ülkede bakın sol ne büyük başarı kazanıyor da siz niye kazanamıyor bu kadar bölük pörçüksünüz?” Hani bizim yüzümüze söylemeseler de dünya bu kadar değişmişken daha ne demeye o bildiğimiz katı kurallarınızda israr edip duruyorsunuz, olmuyor işte bırakın daha iyi demeye getirirler sözü.

Yunanistan’da Syriza’nın başarısını örnek gösterip siz niye onların başarısını göstermiyorsunuz, demek ki savunduğunuz düşüncelerde bir yanlışlık var dediklerinde bizler de sözümüzü sakınacak değiliz ya ne düşünüyorsak sözümüzü açıkça söyler yüzlerinin nasıl buruştuğunu da keyifle seyrederdik. Dikkat ederseniz ben demiyorum bizler diyorum çünkü başka zamanlarda bizim söylediğimizin tıpkısını söyleyenler de oldu.

Syriza konusu önümüze getirilip iyice köşeye sıkıştırılmak istendiğim bir televizyon programında şöyle demiştim. “Lütfen bizimle Syriza solunu karıştırmayın, hele onların sosyalist olduğunu hiç ileri sürmeyin çünkü onlar sosyalist mosyalist değil, TSİP olarak biz onları sosyalist görmüyoruz ki niye bizimle kıyaslama yapmak gereği duyuyorsunuz.”

Gerçekten de Yunanistan’da halkın sosyalist solla buluşması hem Yunanistan hem de Avrupa sermaye güçlerince hep tedirginlikle izlenegelmiştir. Kapitalist sistem görülmüştür ki Yunanistan’ın sorunlarını çözememekte bu nedenle de Yunanistan’da sosyalizm isteği her geçen gün daha da öne çıkar hale gelmektedir. Bu gelişmelerin bir şekilde önünün kesilmesi gerekir ki halk yeniden yüzünü kendilerine dönsün. Bu bakımdan Syriza deneyimi önemli bir deneyimdir. Burjuvazi bu konuda sanıldığından da daha ustadır. Syriza’yı iktidara getirirken faşistlerle ortaklık kurmak gibi bir muhtacı Himmet Dede formülüyle önleri açılmıştır ki bu da Yunanistan’da solun kaybetmesine, üstelik de çok kötü izler bırakarak kaybetmesine neden olmuştur. Böylece hem Yunanistan Komünist Partisi’ne kaybettirilmek istenmiş hem de Yunanistan’da seçenek olarak bir kez daha kapitalist sistem tercihinin sonuçları sermaye güçleri açısından kazançlı olmuştur.

Burada diyebilirsiniz ki Syriza bir sürü parçalardan oluştuğu için görevini yapamamıştır. Öyledir, hatta daha da ileri giderek söyleyeyim Syriza öyle bir oranda bırakılmıştır ki kendisine solum diyem güçlerle hükümet bile kuramasın. Öyle ya bu solun, sağı solu belli olmaz, denetimde ve amacımız için kullanmalıyız derken tam tersi de olabilir. Bu yüzden de her şey hesaplı kitaplı gibidir. Yani o sol denilen Syriza faşistlerle hükümet ortaklığı yapacak denli özensiz, bir o kadar da öngörüsüz olduğu için son seçimler yenilgisiyle sonuçlanmış, bir kez daha sermaye güçlerinin tuzağı meyvesini vermiştir.

Konuyu bir de bizim ülkemiz gerçeğinde ele alalım. Türkiye’de böyle bir solun ortaya çıkıp öne geçmesinin elbette maddi koşulu yok. Dahası kolay kolay da çıkacak gibi görünmüyor. Niye derseniz solcusundan sosyalistine kadar hemen pek çok kesim faşist yapılara karşı oldukça şerbetlidir. Daha da önemlisi bugün ülkemizde yaşadığımız problemler o kadar çoktur ki bu yüzden toplum solun her rengini içinde barındırsa da onu sosyal bir olgu haline getirecek kadar önünün açılmasına yandaş olmadığı gibi devlet katında da solcular yakılıp yıkılıp yok edilmesi gereken yaramaz çocuk olmanın çok ötesinde düşünüldüğü için gelişip güçlenmelerinin de önünde bir hayli engel vardır.

Bugün özellikle sosyalist sol için konuşacak olursak; sürekli olarak birilerine dert anlatma yükümlülüğü altındaymış gibi kendisini hissediyor olmasından dolayı sürekli savunma psikolojisi içindedir. Onlara kalırsa haklı olmaya kendileri haklıdır. Bu yüzden de doğruları söylemekten hiç ama hiç bu yüzden vazgeçmeyeceklerdir. İyi, tabiki de doğruların söylenmesi önemlidir. Peki, bu durumda nasıl olmaktadır da doğruları söyleyenler küçük burjuva kibri ile eleştirilirler, üstelik de doğruları söyleyen bir yapı kalkıp bir de niye bütün bunlara yanıt vermek zorunda kalma gereği duyarak zaman harcar? Demek ki eleştirilerde bir gerçeklik payı olması gerekir ki bu kadar gocunulmaktadır. Sonra efendim, biz ne zaman güçlenip sosyal bir olgu haline geleceğiz? Güç biriktirmek öyle mi olur yoksa böyle mi? Ya da ne bileyim güç biriktirdiğimizi düşünürken niye pat diye üçe beşe bölünürüz de yine de bizim dediğimiz dedik çaldığımız düdüktür?

Görülüyor işte, Hak-İş’in kongresinde işçiler sömürünün katmerlisini uygulayan Recep Tayyip Erdoğan’ı alkış yağmuruna tutarken, işçilere haklarını anımsatan Temel Karamollaoğlu bile yuhalanabilmekte, işçiler adına hareket ettiğini söyleyen bir sendika başkanı bol uzlaşmalı bulamacı işçilere içirmek için ortada adeta hokkabazlık yapmaktadır. Hak-İş’ten söz ettiysek bazı istisnalar hariç işçilerin genel hali budur. Buradan bir hareketlenmeye de tanık olunamıyorsa salt işçilerden kaynaklı bir yorum yaparak işin içinden çıkacak değiliz. Çünkü işçi sınıfının hareketlenmesi ve daha çok mücadelenin içinde yer alması için toplumun diğer kesimlerinden de gelmesi gereken tepkiler ve eylemler yoğunluğuna gereksinim vardır. Birileri oturmuş bir yükseğe şu şöyle yapmalı, bu böyle yapmalı gibisinden ahkâm kesiyorsa eğer; buradan hiçbir şey çıkmaz. Bu yüzden sosyalist partilerin güç biriktirmenin yanında toplumu devinime geçirecek bir yol ve yöntem de bulmaları gerekir.

Bunlar yok, lakin kim ne zaman nasıl haklı çıkmış bol bol konuşuluyor. Sonra efendim bozuk saat kullanıldığı için bir türlü aynı şeyleri konuşmaktan vazgeçilmiyor niyeyse. Tamam, kardeşim sen sağı sağla yenmeyi seçmemişsin iyi güzel. Peki, seçmedin de ortaya koyduğun politika ne? Koskocaman haklı çıkmak üzerine kurulmuş bir politika ve sonucu sıfır. Taktik hak getire, strateji oturup beklemek, sonra da herkes tu kaka sen maşallah isabetli vuruşlar yapan okçu. Yetmez efendim birileri eğer AKP’nin hukuksuzluğuna boyun eğmeseymiş, boykotu göze alsaymış bakın neler olurmuş ama bu işin de fırsatı böylece kaçırılmış. Yani öyle bir politika ki saldım çayıra mevlam kayıra cinsinden. Yanından geçilmeyen bir taktik var ve de uygulanmayan bir strateji. İşte bu yatışla kalkılamaz.

Sözümüzü yine Sriza ile bitirelim. Biz ne demişiz Sriza sosyalist mosyalist değil. Onların sayesinde sosyalist sola tuzaklar kuruluyor. Doğru mu vallahi doğru, doğru dosdoğru. İyi de biz bu doğru çıkmaktan niye mutlu değiliz peki?

Syriza projesi bizi doğruladı. İyi tamam da bu doğrulama bize niye “Allah kahretsin bizim dediğimiz oldu” dedirtiyor da bizi sevindirmiyor?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA