turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BİLİM ve CEHALET

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 TEMMUZ 2019

Bilim deyince akan sular durur. Durur da ortada onca yaşadıklarımızı da unutmamak gerekir.

Bilimi eğer sermaye güçleri kullanıyorsa hiç kuşkunuz olmasın ki bilim onların elinde insanlığa namlusu doğrultulmuş silaha dönüşür. Dünden bugüne kapitalist/emperyalist dünyanın insanlığa yaşattıklarına baktığımız zaman bunu açıkça görürüz.

Evet de, bir şey daha var. Bilim varsa bilim insanları da var demektir. Acaba bu sözünü ettiğimiz bilim insanları hangi hasletlerinden vaz geçmiş olmalılar ki varıp sermayenin kapısına diz çöküp hizmetine girivermişlerdir? Sonra efendim, bu bilim insanları kendilerinden geçercesine laboratuarlarda gece gündüz çalışır ve egemen güçlerin yararına hizmet sunarlarken ne olmuştur da bunlar enselerini bile karartmaksızın insanlığın cehennemini hazırlayan, hababam yok edici silahlar üretip durmuşlardır? Bu silahlardır ki bugün mazlumun kanının nehirler dolusu akmasına yol açıyor ve milyarlarca insanı köleleştirirken üstünde yaşadığımız dünyayı yok olmakla karşı karşıya getiriyorsa olup bitenleri bizde çok söylenen bir söyleyişle “ne yapalım bizde emir kuluyuz” sözcüğüyle mi açıklayıp içinden çıkacağız? Ya da sorumuzu şöyle soralım bilim insanlarının içinden gözü paradan, maldan mülkten başka bir şey görmeyen sermaye güçlerine hizmette kusur etmeyenler çoğunluktayken nasıl oluyor da bu bilim insanlarının ancak üç beş tanesi sisteme ancak karşı çıkabiliyor? Yoksa sosyalizmin insanlığa vaat ettiği gelecek bu kesimlerin hiç mi ilgisini çekmiyor?

Bir de şöyle sürdürelim yazımızı. Kapitalist sistem bilimi sonuna kadar kullanırken acaba neden gidip gidip cehaletin kapısına yüz sürüp onları meydanlara sürerek “haydi aslanlarım, haydi kahramanlarım” diyerek salya sümük ortalığı kirletmelerine izin veriyor?

Bizler insanlığa gerçek bir kurtuluş olan sosyalizmi anlatırken, gece gündüz nasıl yaşamını sürdüreceğinin peşine düşmüş olanlar niye bizleri değil de onların kanlarını sülük gibi emenlerin arkasından koşuyorlar? Biliyorum cevabınız var, hemen bana diyeceksiniz ki “çünkü onlar sınıf bilincinden yoksun.” İyi o zaman bizler de onlara sınıf bilinci kazandıralım. İyi de niye kazandıramıyoruz acaba? Umarsız bir insanla karşılaştığınızda onlar çoklukla şöyle derler; “yokluğun gözü kör olsun.” Bu lafı tuttum vallahi, bende biraz değiştirerek şöyle diyorum cehaletin gözü kör olsun.

Değerli arkadaşlar hani biz sosyalizmden söz ediyoruz ya tabi ki de bu görüşlerimizden küçücük ödün verecek değiliz. Ancak nerede tökezliyoruz, neden bizleri yığınlar bir türlü anlayamıyorlar, bu soruların yanıtını aramaktan vaz mı geçelim? Vazgeçmeyelim. Ülkemizde cumhuriyet ilan edildi değil mi? Sonra Cumhuriyet insanlara yurttaş olma bilinci kazandırmak için verdiği bir takım hakların yanında önüne aynı zamanda da cehaleti yenmeyi koymadı mı? Eee peki, bu noktadan sonra ne oldu da işler durdu? Bilim, insanların gözünde öcü gibi gösterilmeye çalışılırken cehaletin yel üfürmesi ile halk niye serinletilip sarhoşlaştırılarak içi hurafe dolu gazozla mest edilip kendilerinden geçirildiler? O saatten sonra karanlık inlerine çekilenler kimden ya da nasıl bir cesaret aldılar da cahilliğin vermiş olduğu cesaretle aydınlık ne varsa onların üzerine çullandılar?

Sorunun yanıtı çok basit. Bunu sermaye güçleri yaptı. Çünkü insanların cehaletten kurtulmaları demek aynı zamanda da dönen her türlü dolapların ayırdına varmaları demekti ki işte sermaye de bu soluk borusunu tıkayıp cehalete ardına kadar kapıyı araladı. Geriye dönüp bir bakalım; sayısız siyasetçi tek partili dönemde bile Cumhuriyete karşı savaş açıp cehaletin arkasında durmadı mı? 1950’lerden günümüze kadar bütün siyasi partiler niçin cehaleti baş tacı edip tarikatları, cemaatleri azdırdıkça azdırdılar? Bütün bunlar sizce sadece oy almak için mi tezgâhlandı yoksa meselenin asıl arkasında paradan, maldan mülkten başka bir şey düşünmeyen ya da ne bileyim olur ya bütün bu olanakları elimizden kaçırırız kaygısı taşıyan burjuvazinin doymak bilmez iştahları mı? Memleketin üniversitelerini bitirmiş, olmadı bizlerin vergileriyle yabancı üniversitelerde eğitim görmüş insanlar dönüp geldiklerinde nasıl olmuş da liberal çorapları ve donlarıyla renk renk hem burjuvaziye liberal liberal yol gösterirken öte yandan da bir şeyhin ya da şıhın müritliğine nasıl ve neden kapılandılar dersiniz?

Evet, bugün adım adım yitirilen mevziler cahil cesareti gösterenlerin eline geçmiştir. Tamam, iyi de bu cahil cesareti gösterenlerin şu da benim olsun, o da benim olsun, paranın satın almadığı şey mi var, istersek kendimize cenneti de satın alabiliriz düşüncesiyle birilerinin peşinden beyaz kefenleriyle koşmaya hazır bir cesaret gösterip her yerde karşımıza çıkabiliyorlarsa biz niye onları durduracak ve inlerine geri sürecek yüreklilik göstermiyoruz?

Herkesle konuşalım. Onlara bildiğimiz ne varsa durmadan anlatalım…anlatalım…anlatalım.

Ama bir şey daha yapalım. Onların cesaretini yıkıp geçelim.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA