turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE OLACAK ŞİMDİ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 TEMMUZ 2019

Bugünlerde S-400 alımını çok tartışmaya başladık. Kimisi işi öyle noktalara taşımış ki onlar; Amerika’dan bağımsız davranabileceğimizi ifade ederken, Batı’yı da bir kalemde geçebileceğimiz dile getiriyor. Kimisi de bu S-400 alımının bizim önümüze bir fırsat çıkardığını böylece kendi uçaklarımızı da silahımızı da kendimizin yapacağımızı yazarken birileri de Ruslar, Su-57 savaş uçaklarını teklif ettiler bile diyerek değişik tellerden çalmayı sürdürüyorlar. Bir kısmına göre de artık farklı taraflarda bile olabilirmişiz. Aslanlar bir kez kükremişler ya verip veriştiriyorlar.

Hani bizler yukarıdaki düşünceleri dile getirenleri tanımıyor olsak bizde olur mu olur diyeceğiz ama bizler bunları iyi tanıdığımız için asla bu yazılıp konuşulduğu gibi adımlar atılmayacak, bu işbirlikçi tayfasının bu tutumu sadece müşteri kızıştırmak olarak tarihe geçecektir. Hem de S-400 alımının önemli bir adım olduğu, bölgemizde Doğu Akdeniz’de yaşananlar başta olmak üzere çok önemli sayabileceğimiz şeyler yaşıyor olmamıza karşın. Bu laflar gök kubbenin altında kaybolup gidecek gelecekte bu konu ile ilgili araştırma yapmak isteyenler söylenenlerin izine bile rastlayamayacaklardır. Nedeni ise çok açıktır. Türkiye kapitalist sistemle yönetilen, ağır baskıların yaşandığı, ABD ile hâlâ stratejik ortaklığını devam ettiren bir ülke olup bu ülkenin sermaye güçleri ve onlar adına politika yapan sistem içi partilerin tümü de böyle bir kopuştan asla yana değillerdir.

O zaman olacakları söyleyelim. Evet, bugün NATO ülkeleri ya da genelleyerek söylersek bildiğimiz kapitalist/emperyalist bloğu oluşturanlar dün olduğundan daha sıkı fıkı değillerdir. Hatta bu bloklaşmada başı çeken ABD’nin bile kendi içinde tam olarak bir düşün birliği içinde olduğu söylenemez. Gerçeği bugünkü haliyle bile kabul etsek Türkiye’nin bu bloktan ayrılması olanaklı görülmemektedir. Bu ortam olsa olsa Türkiye’nin elini güçlendirebilir ancak bugünkü iktidarın bunu bile eline yüzüne bulaştırmadan yapabileceğini düşünmek çok zordur.

Ayrıca yaşananları hesaba katsak bile Türkiye’nin Batı ile ilişkisi sadece soğuk savaş döneminin saldırı ve savaş örgütü olarak kurulmuş olan NATO’ya girmesi sonrasında bile başlamış değildir. Osmanlı İmparatorluğu 1800’lerden başlayarak hep yüzünü Batı’ya dönmüş geleceğini ve kurtuluşunu Batı ile kurabileceği sıkı bağlarda aramıştır. Daha önemlisi Türkiye’de kapitalizmin filizlenmeye başlamasıyla birlik bu tercih daha gözle görülür hale gelmiş, Cumhuriyet’in ilanından sonra bile bu tercihte bir değişiklik olmamış aksine daha da güçlenmiştir. Böyle olmasına şaşırmamak gerekiyor. Türkiye. Gelişen ve dikkate değer yarışmacı (rekabetçi) bir dönem da yaşamaksızın doğrudan Batı kapitalizminin etkisiyle işbirlikçi tekelci bir kapitalist anlayışla yönetilmeye başlanılmıştır. Bu yüzden Türkiye’nin Batı ile ilgili sıkı fıkılığının altında yatan gerçek doğrudan sınıfsal bir tercihe gelip oturmaktadır.

Burada kimse dinci ve gericilerin başka bir çizgide yürüyecekleri savına akıllarını takmamalıdır. Çünkü şimdiye kadar böyle bir tutum bu kesimlerde asla söz konusu bile olmamış olamaz da. Neden derseniz bugün dünyanın her yerinde Müslüman ülkeleri yakından incelediğinizde ne demek istediğimi gerçekten de anlamakta zorlanmayacaksınız.

Hani bugün bazıları çeşitli isimler adı altında yeni arayışlardan söz ederlerken Avrasya vb. sözler ediyorlar ya bu olasılık her zaman için Türkiye gerçeğinde uzak bir olasılık olarak kalmıştır. Hani Türkiye zaman zaman bu tarafla işbirlikleri yapabilir ve hatta geçmişte önemli sanayi kuruluşlarının Sovyetler Birliği tarafından kurulmasına da sıcak bakmıştır. Bugün de bakabilir, ancak Türkiye sermaye güçlerinin bu tür oynaşmaların ötesine geçeceğini düşünmüş olmak gerçekten de ham hayaldir ve bu anlayış Türkiye burjuvazisini yeterince tanımamak anlamına gelir. Bu bağlamda Ruslardan S-400 alımı da yaşanan kimi olgulardan kaynaklı olup gelgitlerin bir sonucudur ki olup bitenler de öze değin değildir.

Demek istediklerimizi biraz daha açarsak; bildiğiniz gibi AKP ve saray iktidarı bir süredir artık halkın gözünde gitmesi gereken bir iktidara dönüşmüş bulunmaktadır. Ülkede iktidardan kaynaklanan yığınla olumsuzluklar yaşanmakta, yaşanan olumsuzlukların da önü bir türlü alınamamaktadır. Dolayısı ile halkın isteklerini karşılamaktan çok uzak olan bu iktidar ister istemez ayakta kalmak ve iktidarını sürdürmek için bir kez daha göz boyama yollarını seçecektir. Bu yöntemin en geçerli olanı da şimdiye kadar görülmüştür ki vatan, millet, bayrak vb. yaklaşımları allayıp pullayarak halka yutturmaktır. İşte o zaman bu iktidarı milli davaya sahip çıkan, ülke yararlarını gözeten bir iktidar gibi algılamak mümkün olacaktır diye düşünüldüğü için daha kazançlı olacaklarını düşünmektedirler. Hem böylece kendisini eleştiren muhalefetin de hızını yavaşlatmak söz konusu olabilir.

Dikkat edelim, artık kimse bölücülüğü ileri sürerek beka meka deyip durmuyor. Yenikapı ruhuna da gereksinim duyulduğu yok Oysa Türkiye daha yeni başka şeylerle karşı karşıya. Şu an en çok konuşulan ve söz atışmalarıyla en tepe noktada insanların dikkatini çeken Kıbrıs çevresinde yani Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz aramaları öne çıktığı Batı’nın da bu konuda tehditkar bir tutum takınması S-400 alımıyla cuk diye yerine oturmuş iktidar için en kolay kullanılacak bir meseledir. İşte bu yüzden Türkiye’nin tercihlerini konuşurken Aydınlık çevresinin uçuk kaçık kendi söylediğine kendi inanan bunun da AKP ve saray iktidarınca yerine getirilebileceği sanısına kapılanların aksine Türkiye Batı’dan sınıfsal gerçekler nedeniyle kopacak bir konumda değildir.

Sonuç olarak bu kopuşu ancak ve ancak emperyalizme ve kapitalizme karşı olan sosyalistler gerçekleştirebilir ki bu yüzden de sermaye güçlerine atfedilen kimi olasılıkları öne sürerek bir kaşık suda fırtına koparmanın gereği yoktur.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA