turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SERMAYENİN HER İSTEDİĞİ OLUR MU?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 TEMMUZ 2019

Türkiye’de siyaset sahnesi toz duman. Recep Tayyip Erdoğan’ın çevresi yavaş yavaş dağılmakta. Buradan kaçanlar bir an önce olası ve kendisini var edebilecek parti seçenekleri içine atmaya çalışırken bir kısmı da Erdoğan’ın çevresinde kenetlenme uğraşısında olsalar da geleceklerini iyi görmedikleri için mutsuzlar ve birbirlerinin ayağına dolanmaya devam ediyorlar.

Bu karmaşanın çıkacağına dair kim ilk sözü söylemiş ya da yazmış bugün gerçekten de bir önemi yok. Niye derseniz; bizler AKP kuruluşundan bu yana ne çok yazılan ve konuşulan şeyler okuduk ve işittik. AKP’yi bir kurtarıcı olarak karşılayıp uluslararası sermaye ile iş tutacağı savıyla olumlayan liberalinden tutun da AKP’nin özgürlük alanını genişleteceğine dair düşünceler ileri sürenler mi, hemen her gün toplumu dinci, gerici batağa doğru çeken AKP’nin vesayet rejimine son vereceği hesabıyla çıkardığı yasaları ve anayasa değişikliklerini “YETMEZ AMA EVET” diye ortalıklarda koşturanları mı, darbe karşıtlığından yola çıkarak laf olsun beri gelsin hesabından her gün “DARBEYE HAYIR” imzaları toplayan solcuları mı dersiniz özetle hepsini hepsi gördük ve yaşadık.

Sonra olacaklar oldu ve AKP’nin nasıl bir proje olduğu, başındakilerin amaçlarının gelip nerelere dayandığı az buçuk ortaya çıkınca birileri hemen zaman geçirmeksizin buralardan uzaklaşmak gerektiğini düşünmeye başladılar. Zaten işler iyi gitmediği için ekonomik çöküntü dalga dalga gelmiş ve ülkenin başta emekçileri olmak üzere vurguncular dışında herkes ağır bedeller ödemeye başlayınca bugüne kadar AKP’nin nimetlerinden yararlanmış olan fakat değirmenin suyunun kesilmesiyle karşı karşıya kalmış bulunan ülkenin büyük sermaye kesimleri de önce mırın kırın ederek sonra seslerini yükselterek sonra da bu işin böyle gitmeyeceğini uluorta söylemeye başlayarak seslerini de çıkarmaya başladılar.

Tabi bu arada kendi sermaye gücünü yaratmak isteyen AKP ve saray iktidarı ise işin dozunu öyle kaçırmış öyle kaçırmıştı ki bu aleni soygun karşısında olağan yöntemlerle kendilerini savunmaları mümkün olmadığı için onlar da iktidarın baskı şemsiyesi altında korunup kollanarak ne pahasına olursa olsun işlerini yürütmek istemişlerse de bir kez ayakları taşa değmişti ve sızısı da kolay kolay geçecek gibi değildi.

Bilindiği gibi kapitalist sistem sermaye güçlerinin sistemiydi, doğal olarak sermaye güçleri de bu sistemin tekerleklerinin raydan çıkmasını istemezlerdi. Bugün sermaye güçlerinin yeniden düzenleme isteğinin altında yatan gerçek de hiç kuşkusuz bu nedenlere dayanıyordu.

Görüldü ki AKP ve saray iktidarını iktidardan indirmek sanıldığı kadar kolay değil. Seçimler zaten iktidar nasıl istiyorsa öyle yapılmakla kalmıyor, diğer yandan da seçimlerin kazanılması için devletin bütün olanakları seferber ediliyordu. Bu yüzden de seçim yoluyla iktidar değişikliği görüldüğü kadarıyla çok zordu. Zaten yapılan bu seçimlere de seçim demek için bin tanık isterdi. Sermaye güçleri bu işin bu koşullarda götürülmesinin olanaksızlığını elbette AKP’den de saray çevresinden de daha iyi bildiği için bir düzenlemeye gerek olduğunu düşünüyordu, gelişmeler de öyle olacaktı.

Bu nedenle bugüne kadar AKP ve sarayın yarattığı ne kadar olumsuzluklar varsa bu olumsuzluklarda imzası olanlar bu halkadan çekilip alınırsa ve de bunların her birine bir parti kurdurtulursa işler daha da bir kolaylaşırdı elbette. Ve zaten muhalefet cephesi de bu değişikliğe çoktan razıydı. Eğer iş seçimle düzene konulacak gibi görülseydi 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde iktidara göre daha başarılı olan CHP’nin başını çektiği ittifak başta CHP olmak üzere erken seçim ister ve çıkardı işin içinden. Oysa görüyoruz ki muhalefet erken seçim yanlısı değildir. Muhalefetin erken seçim istemesi gerekirdi falan da dediğimiz yok. Yok, çünkü buradan sosyalistlerin işine yarayacak bir şeyin de çıkacağını düşünmüyoruz.

Yalnız bir şey var. Bugün düzen partileri bir türlü birbirleriyle anlaşamıyorlar ve aralarında sürekli bir çekişme var ise bizler bunu nasıl değerlendirmeliyiz bu konuda kafamız net olmalıdır. Eğer düzen partileri birbirleriyle iyi anlaşıyor, gerektiğinde de domuz topu gibi yan yana gelebiliyorlarsa bu durum elbette biz sosyalistlerin yararına değildir. Kendi aralarında sürekli didişen ve çekişen düzen partilerinin varlığı bir yandan toplumu her anlamda canından bezdirecek diğer yandan da onları başka arayışlara itecektir. İşte o zaman hazırlıklı bir sosyalist partiye iktidar yolu açılacaktır. Yok, hazırlıklı değilsek o zaman da kargaşa daha ağır müdahaleleri doğuracak faşist diktatörlükle yönetilen bir ülke haline gelmemiz kaçınılmazlaşacaktır.

Hani bugün birilerine erken seçime gitmediler diye hayıflanıp buradan parsa toplayacağı sanısında olan bir solun olduğunu da bilmiyor değiliz. Ama biz isterseniz olacakları kendi nesnelliği içinde dile getirelim isterseniz. Diyelim ki erken seçim olsa, soldan birileri de seçimlere girmiş olsa alacağı oy oranı ile sıçrama mı yakalayacağı sanılıyor? Bizce şu koşullarda böyle bir şey yok. Seçimlere bir renk olarak girilmiş olunur. Alınacak 100 – 150 bin civarında bir oyla da bakın gördünüz mü önceki seçimlere göre oyumuz arttı diye övünülüp oturulur o kadar. Diyelim ki CHP erken seçim istemiş olsaydı yapılacak erken seçimde CHP diğerlerini siler süpürür müydü? Tabiî ki de bu da olmazdı. Ortaya CHP’nin oylarını arttırdığı bir sonuç çıkardı belki ama CHP yine de bugünkü ortamın mahkumu olarak tıpkı şu an istendiği gibi partilerle birlikte iktidar olmaya mahkum olurdu ki bunun sonuçta aktörü CHP bile olsa faturası sola ve sosyalistlere kesilir buyurun faturayı ödeyin denirdi.

İşte bu yüzden sosyalist yapılar olarak kendimizi çok da seçimlerden belki bir mucize çıkar anlayışına kaptırmayalım, malum düzen içi anlayış; bir yapıda ancak böyle boy atıp o yapının elini, ayağını bir sarmaşık gibi sarar bizce…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA