turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YAŞANANI ÇARPITMAK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 TEMMUZ 2019

Yaşananı çarpıtmak derken sözümüzün özü özetle şudur.

Egemen güçler nasıl istiyorlarsa, işlerine nasıl geliyorsa ya da söylem ve yazılış biçimi işlerine nasıl yarıyorsa geçmişte yaşananları da tarihe öyle geçerler. Çünkü onlar bilirler ki geçmişi eğer kontrol edebilirlerse yönetimlerini de o ölçüde kolaylıkla sürdürebilirler. Bu yüzden de resmi tarih dediğimiz şey genellikle herkesin bilmesi ve ders çıkarması için değil de egemenlerin nasıl işlerine geliyorsa öyle yazılır.

Zaman zaman bu kuralın dışına çıkanlar olsa da onlara yönelik de bir takım yaptırımlar uygulanarak genellikle işin üstesinden gelinmiş olur. Ancak ne yapılırsa yapılsın yine de yaşanmış şeylerin değiştirilmesi çoğu zaman mümkün olmaz. Bir başka deyişle minare çuvala sığdırılamaz. Bu yüzden de bir yandan egemenlerin öznelliği çoğu zaman önümüze tarih olarak getirilse de bu konuşmaz, gülmez tarih kimse için yararlı olmaz. Dolayısı ile bu anlayışın dışına çıkılarak nesnelliği olabildiğince elden bırakmadan geçmişi yazma çabasında olanlar da vardır elbette ama bu çevreler genellikle susturulup sindirilmek istenir ve bu gibilere hazırda ödetilecek bir kenarda bekletilen sayısız bedeller söz konusudur.

Bir diğer kesim daha vardır ki onlar da ne resmi tarihi benimserler ne de tarihin nesnel olarak yazılmasını isterler. Onlara göre her şeyin kendi istekleri doğrultusunda çarpıtılması gerekir. Örneğin ülkemizde; dinci gericiler ve saltanat yanlıları Cumhuriyet’in ve kazanımlarının düşmanı oldukları için her konuyu bambaşka anlatmaya bayılırlar. Dolayısıyla onlar için Abdülhamit hem padişahların içinde en bilgili ve becerili olanıdır hem de onun dönemi ileri sürüldüğü gibi özgürlükleri ortadan kaldırmış, insanları zindanlarda çürütmüş biri olmayıp tam tersine ülkeye sayısız yararları dokunmuş birisidir. Bu gibiler için ülkeyi terk ederken İstanbul’un anahtarını İngilizlere sunan Vahdettin bile anlatılanın tersine çok özverili bir padişahtır. Bu yüzden de laf olsun diye değil, 15 Temmuz kutlamalarında meydanlarda Vahdettin’in resmi taşınıp altında bu çevreler sırasıyla resim çektirmekten çok haşlanırlar.

Bu çevrelere göre Kurtuluş Savaşı olmamış, Yunan mezaliminin aksine biz Yunanlılara zalimlik uygulayıp padişahlığa da, şeriata da son vermişiz.

Bu kadar özet yeter. Şimdi söyleyeceklerimize dönelim. Biliyorsunuz AKP’nin işine gelecek tarih anlayışı hep onların eline dışardan kopya olarak verildi. Bu işin yüklenicileri ise uluslararası sermayenin ülke içinde propagandisti gibi davranan liberallere düştü. Liberaller öyle tutumlar sergilediler ki akıllara durgunluk verecek cinsinden. Onlara göre resmi tarih çok kötüydü ve yığınları ezenlerin uyduruk hikayelerinden ibaretti ama kendi yazdıkları da yaşanmış gerçeklerin baştan sona yadsınmasıydı. Böylece liberal söylem ülkemiz tarihinde onca emeği geçmiş kimseleri bir kalemde siler ve onları diktatör betimlemesi ile sunarken tarihte nokta kadar bile yerleri olmayanlara düşünülemeyecek kadar önemli payeler addederek AKP ve saray iktidarına çığır açtılar. Sonra bunların kullanım süreleri doldu ve AKP ile domuz topu gibi içiçe geçmiş olan Fethullahçılar bunların yerini aldılar. Fethullahçı çevrelerin tarih yazımı ve geçmişin hikayelerini silbaştan yazmalarının ise daha yıkıcı sonuçları oldu elbette. Dikkat edilirse AKP ve saray iktidarına sunulan hikayelerin tümü kendi dışından sunulmuş hikayeler olup AKP’nin ülkeyi yönetmesini epey kolaylaştırdı.

Artık AKP’nin elinde kullanabileceği epey hikaye birikmişti ama zaman sürekli akıp gittiği için önce liberallerin sonra da Fethullahçıların işinin bitirilmesi gerekiyordu. Ancak Fethullahçıların büyük bir bölümü AKP ile bütünleşip aynılaşmakta zorluk çekmedi şu anda ise biraz değişik de olsa ırmağın yatağı değiştirilmiştir. Gerçekler direngen olduğu için AKP Fethullahçıların özellikle siyasi kanadıyla bir ve beraber olması zorunluktu. Onlar da öyle yapıp bir ve beraber oldular.

Ancak bütün bunlar yaşanırken AKP’nin de güldür diye yıkılmasına tanık olunmasa da sürekli olarak eridiğini görmekteyiz. İşte bu AKP yazgısını değiştiremeyecek olsa da kendi hikayesini büyük ölçüde kendisi yazmaya başlamış görünüyor. Biliyorsunuz Babacan, Gül’ün desteğinde parti kurma çalışması yürütüyor. Aynı çalışmanın bir benzerini de Ahmet Davutoğlu’nun yürüttüğünü görüyoruz. Bu olaylarla ilgili Erdoğan sırtlarından bıçaklandıklarını ve dünün yol arkadaşlarının kendilerine ihanet ettiklerini söylüyor. İşi burada da bırakmak istemeyen Erdoğan partisinin ve kendisinin hikayesini yazarken yeni bir adım attı. AKP’den istifa eden, ayrılan ya da parti kurmak isteyenler hikayeye bir çizik çiziktirerek sanki kurucular arasında ve önemli noktalarda görev yapmamışlar gibi yok sayılmak isteniyor.

Sonuç olarak AKP ve saray iktidarı kendi öznel hikayesini nasıl yazmaya kalkarsa kalksın belki işini biraz olsun kolaylaştırabilir ama asla sonunun nasıl olacağını belirleyemez. Öyle ya tarihi değiştirmeye kalkanların değiştirme işi bir yere kadar işlerini kolaylaştırsa da tam tersi sonuçların doğmasına da neden olabilir. Zaten azar azar erimesi süren AKP’nin sonuncu yazgısı tarihin çöp sepetinde yerini almaktan öte bir geleceği de yoktur. Bu yüzden de birileri tarihi nasıl yazmaya kalkarsa kalksın yararlık süresi dolduğu andan itibaren yazgı tersine işler ve pranga böylece Alicengiz oyununu sürdürenlerin ayağına geçmiş olur, bilinsin de…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA