turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SOSYALİSTLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 TEMMUZ 2019

Kendilerine sosyalistim diyen onca grup var. Bu gruplar yeri geldiğince ama çok da ikna edici olmamakla birlikte birbirlerine yönelik ideolojik ve örgütsel bir şeyler söylediklerini biliyoruz. İşin daha da ilginci bugün herhangi bir yapıda yer almamakla birlikte daha çok da konuşup yazan kimseler ise geçmişten aldığımız bir sözcükle söylemek gerekirse CBS’ler oluyor. Yani çizgisi belli olmayan sosyalistler.

Bugün geçmiştekinin aksine var olan sosyalist yapılar birbirleri ile ilgili daha az açıktan açığa eleştiri yaparken, söyleyeceklerini daha çok dost toplantılarında diğerlerine iletileceğini bile bile bu yolu seçip kendilerince diğerlerinin onca yamuğu olduğunu ileri sürerek gerçek sosyalistin kendi örgütleri olduğunu dile getirip dedikodu malzemesi anlamına gelecek bir üretimde bulunuyorlar. ÇBS’ler ise daha gözleri kara. Gerçi onlarda örgütlü olanlara benzer şeyler söylüyorlar ama hiç değil bunlar açıktan açığa konuşup ve de yazdıkları için bunları daha iyi tanıyoruz.

Örgütlü olanlar ve ÇBS’lerin dile getirdiklerine baktığımız zaman onların sizi anlatma yöntemleri tamamen öznel niyetlerine dayalı. Bir bakıyorsunuz bu gibilere Kürt siyasetlerine yakınlık duydukları için peşin peşin sizi ulusalcı bir çizgide niteleyip geçmişler. İşin ilginç yanı örgütlü yapılardan herhangi birine de aynı şey söyleniyor ama o yapının içinden bazıları da dönüp size aynı yakıştırmayı yapıyor. Sonra bir de bakıyorsunuz ki ne ulusalcılığınız kalmış ne de Kemalistliğiniz. Gerçi yüreklice bir tartışmada ak koyun kara koyun belli olacak ama niyeyse bazıları hâlâ bu noktaya kadar gelememişler. İşin daha da garibi nedir biliyor musunuz size olmadık eleştiriyi yapmış olanlar sizin duyacağınızı iyi bildikleri için bir de ne kadar özverili ve yolundan dönmez bir devrimci olduğunuzu da Sezar’ın hakkını Sezar’a verir örneğinde olduğu gibi hakınızı vermişler. İşte en çok da ben bu davranışa kafayı takıyorum.

Oysa ben, düzeyli olmak koşuluyla hem de açıktan açığa isim vererek yapılacak eleştiriler hem kendimizi anlatmamız açısından yararlıdır hem de eleştirilen örgütleri geliştireceğine inanıyorum. Lafı dolaştırıp ağızda geveleyip durmanın kime ne yararı olur değil mi?

Acaba niye böyle yapılıyor?

Bence bunun en önemli nedenlerinden birisinin politik gelişkinlik ve bilinç bağlamında yeterince bir olgunluğa ulaşamamakla çarpıcı bir bağlantısı var. İşte bu yüzden yapılan iş hafif serpeleyen yağmur gibi geçiştirilerek ne şiş yansın ne kebap hesabından bir yol izlenmesi bu tür yaklaşım içinde olanların daha çok işine geliyor. Ne güzel, hem bu yöntemle örgüte bağlanmış kimselerin takılıp kalmaları sağlanmış hem de asıl sosyalist örgütün kendileri oldukları söylenmiş oluyor. ÇBS’ler ise her dönem kendilerinin önemsenmesi gerektiğini düşündükleri ve örgütsüz kalmalarını da doyurucu bir şekilde açıklayamadıkları için bu yöntemi kullanmak işlerine geliyor. Bazen içinde yaşadığımız nesnel koşullar üzerinden daha çok konuşup ve hem de ortaya söyleyerek kimi sıkıntılı durumların daha kolay açıklanabileceği sanısı ağır bastığı için bu tür tartışmalar daha çok yapılıyor. Ancak şurasını bilmeliyiz ki asıl sıkıntılı olan şey daha temel noktalarda ve niyeyse bu temel noktalardan uzak duruluyor.

Bilelim ki sosyalist solun sınıfsal duruşu onun Marksizm ve Leninizm’le bağının ne kadar sıkı ya da gevşek olduğunu da ortaya koyar. Bu yüzden de soruna sınıfsal bir açıdan bakanların Sınıflar ve devlet, sınıflar ve siyaset konusundaki tutarlılıkları birçok konunun aydınlığa kavuşması açısından yararlı olacaktır.

Doğal olarak sosyalist bir örgüt yüksek derecede politikleşmiş bir örgütlenme olduğu için ülkede ve dünyada yaşanan pek çok konuyu da ele alıp eylemli bir politika yürütmek zorundadır. Türkiye’de ekonomik kriz var mı var. Demokratik hak ve özgürlükler ayaklar altında mı? Evet, altında. AKP ve saray iktidarının yürüttüğü dış politika sonucunda ne gibi olumsuzluklar yaşanıyor ve bizim tutumumuz nasıl olmalıdır? AKP’de neler olup bitiyor? Kürt sorunu nasıl bir yol izliyor ve iktidara muhalif çevreler ne konumdalar dinci, gerici ve faşist rejime karşı nasıl bir konumlanma içindeler? Hepsi hepsi bizi yakında ilgilendiriyor.

Bu durumda ne sınıfsal bakış açılarımızdaki sağlamlık ne de tek başına güncel olup bitenlere karşı müdahale bizi daha üst noktalara taşıyabilir. Yukarıda dile getirdiğimiz şeylerin birbiriyle diyalektik bağını doğru kurar ve kedimizi buna göre konumlandırırsak elbette daha iyi sonuçlar alacağımızda bir gerçektir. Ancak yine de her şeyin bizim istediğimiz gibi gitmiyor olması bizi şaşırtmamalı, her durumda dönüp dönüp eksikliğimiz nerede diyerek konunun üstüne yüreklice gitmesini bilmeliyiz. Yoksa yukarıda belirttiğim gibi bazı eleştiriler ya da haksız eleştirilere karşı ne söylesek söyleyelim durumu kurtarmış olmayız. İşin daha da kötüsü bizler de daha çok vıdı vıdıya dönüşmüş eleştirilere takılır kalırız ki nedenli ortodoksça Marksizm’e/Leninizm’e bağlı olduğumuzu söylersek söyleyelim buradan bize üstünlük sağlayacak bir şey çıkmaz.

Sonuç olarak içinde yaşadığımız somut olgulardan kaynaklı siyaset yapış biçimimiz öyle zaman olur ki gözü kara bir dalışı gerektirir. Bu yönde mücadeleye bodoslama atılırken bir de elimizi korkak alıştırarak iyi de sonuç kim bilir bizim açımızdan ne olur, ya sosyalistliğimize helal gelirse gibi bir sava takılıp kalırsak ne istediğimiz amaca yükselebiliriz ne de Marksist/Leninist çizgide siyaset yapıyor olmanın hakkını vermiş oluruz.

Bu korkaklık bizi pat diye yine kendi sınırlarımız içine hapseder ki işte o zaman parti değil de olsak olsak Marksist/Leninist enstitü gibi çalışan bir yapı olur çıkarız ki bu da bizi iktidar amacından hep ama hep uzak tutar. Tabi, hep güncel politikaları başat olarak ele alır ve bizim işimiz bu dersek o zaman da kapımızı çalan tehlikeler hemen eşikte bizi beklemektedir.

Yani sosyalistliğimizin kırmızı rengi basbayağı da pembeleşir çıkar.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA