turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE YAPILACAKTI?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

31 TEMMUZ 2019

Ne demişti, Recep Tayyip Erdoğan?

“Ülkeyi tıpkı anonim bir şirket gibi yönetmek isterim.”

Dediği oldu. Anayasa hileli bir şekilde değiştirildi. Yasalar keza ona göre çıkarıldı daha da çıkarılacak. Hoş, anayasa ve yasalara ne hacet güç sizdeyse istediğiniz gibi davranır istediğinizi de yaparsınız. Nitekim öyle de olmaktadır. Erdoğan önce kafasına uygun bir şekilde şirketin yönetim kurulu üyelerini atadı. Bunlara bakan deniyordu gerçi ama hepsi de bir şekilde patronluydu. Eh tabi, durum böyle olunca da bakanlar, işin ehli ve bilen kişi gibi davranacaklar değiller ya onlar da tıpkı bir patron gibi davranarak ellerine geçirdikleri gücün hakkını vermeye çalıştılar çalışıyorlar.

Milli Eğitim Bakan Ziya Selçuk necidir? Kolejler patronu. Öyleyse; koskoca ülkenin eğitim anlayışı nasıl olmalı ve hangi kurallara göre yönetilmelidir? Şaşırmayın, fazla da şikayet etmeyin, madem dümende bir patron var o da patron fikri ve zikriyatı ile ülkemizin geleceğine ipotek koyup eğitimi de bir patron gibi yöneterek ektiğini biçecektir elbette. Ektikleri de ekmeye çalıştıkları da ortadadır ve ülkemizde eğitimin geldiği yerde maşallahı var bilinmektedir.

Gelelim Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya. Bu muhterem de bir patron olup Sağlık Bakanlığı koltuğunda patron patron oturmaktadır. Özel hastane ve Medipol Üniversitesi sahiplerindendir. O nasıl sağlık sorunlarını çözmek savaşındadır? Bu soruyu sormaya bile gerek yok. Onun yerine düşünen ve davranan Recep Tayyip Erdoğan Şehir Hastaneleri ile övünedursun, bu hastanelerde ne istenilen sonuç alınmıştır ne yeterince hastanelerde donanım ve doktor vardır ne de hastalar bu hastanelere kolay kolay ulaşabilecek bir yakınlığa sahiptir. Ta cehennemin dibindedir, acil bir hasta oralara kadar yaşamını yitirmeden varabilir mi, varabilirse gerçekten de şanslıdır. Sonra efendim buralar soygun anlayışına uygun olarak düşünüldüğü için sağlık hizmetleri de müşterilerine geri elektrik su olarak dönmektedir.

Durum bu olunca da Sağlık Bakanı’nın başka ne işi olabilir ki, olmaz tabi. Fahrettin Koca Beyefendi de koltuğundan bir güzel patronluğuna beceriler katarak Ankara Tren Garı’ndaki tarihi binalara el koyup üniversitesine 29 yıllığına tahsis ettirivermiştir. Bunlar patron gibi düşündükleri ve her biri birer sat savcı oldukları için tarih, marih, buraların ülke kuruluşunda oynadığı rol ve diğer ne varsa yok sayılıp el konulmuştur. Bu kadar değil, konu talana gelince durmak yok yola devam hali sürdüğünden AOǒde 555 bin metre kare bir alana da çökülüvermiştir.

Sonra Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’da otel zincirleri olan birisi olup patronların hasıdır. Bu muhterem de Ege’de bir koya çöküp otel alanını genişletme çabasındadır. Eleştiriler yoğunlaşınca da denilmiştir ki orası vallahi de koy moy değil küçücük bir yerdir falan. Efendim diğer bakanları tek tek sayıp sizi yormayalım. Özetle Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği olmuş Türkiye bir güzel anonim şirketler örneği babalar gibi ülkeye hizmet vermektedir.

Hâl böyle olunca da kanuna yasaya ne gerek vardır efendim? Bugün kafanızdan ne geçiyorsa öyle davranır ülkeyi de bu şekilde yönetir gidersiniz. Eğer şirket anlayışı ile ülke yönetilmemiş olsaydı bir gecede onca akademisyen görevlerinden alınıp açlığa terk edilir miydi? Ya da şöyle diyelim hiçbir özelliği olmayan, arkadaşlarından bile oy alamayan birileri YÖK’e, üniversiteye dekan mekan seçilebilir miydi? Haydi, seçildiler diyelim, yaptığı işten insan zerre kadar anlamaz birisi nasıl olurdu? Bağlılık liyakatinden başka bir özelliğe sahip olmayanlar nasıl olurdu da bizim üniversitelerimizi batırmak üzere cürmünden büyük yer işgal ederek koltuklara doluşurlardı değil mi? Sonra bu muhteremler de sözüm ona akademisyen. Ama bir akademisyenler ki arkadaşlarının içerde çürümelerinden yanalar.

Anaysa Mahkemesi Barış bildirisine imza atan akademisyenlerle ilgili hak ihlali kararı verdi ya işte bu zevatlar kalkmışlar anayasa kararına karşı imza toplayıp açıklama yapmışlar. Neymiş efendim Anayasa Mahkemesi’nin kararı yerinde değilmiş, sözü geçen akademisyenler teröristmiş. Hem topladıkları imza da kaçmış biliyor musunuz 1071. Yani Malazgirt Meydan Savaşı tarihi ile aynı rakam. Kime yaranmak için yapmışlar acaba diye soruyorsanız tabiki de Erdoğan’a. Eh biraz da bulaşığın suyunun suyu Bahçeliye bulaşır tabi…

Ancak evdeki Pazar çarşıya uymamış. Toplanan bu imzalardan bazıları sahteymiş. 2 akademiysen de imzalarını çekmişler mi, bizimkiler dımdızlak 1071 yerine 1069’a düşüvermişler.

Dedik ya ülke kuzu kuzu anonim şirketler gibi patronlar tepede yönetiliyor. Kazdağı siyanürle zehirlenmiş bir çevre felaketi yaşanacakmış, şu kadar ağaç kesilmiş, yok öyle değil de şu kadar ağaçmış falan filan derken o güzelim bölge yabancı ve yerli işbirlikçi şirketlere peşkeş çekilmiş mi? Çekilmiş. Ne oluyor, çevreciler ve duyarlı politik çevreler ve halk ayakta. İktidar ise tınmıyor bile. Sanırsınız bunlar yeşile ve doğaya karşı katliam örgütü. Ülke sevgisi şu bu ise hak getire. Çıkacak altınlardan da Türkiye’nin payı yüzde 2.

Sonra efendim; gelelim Salya Gölü’ne. Buranın da tez elden çevresine “Millet Bahçesi” ve bazı tesisler yapılarak canına ot tıkanması gerekir diye düşünülmüş ve harekete geçilmiş. AKP’li yetkililer gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Birkaç yıl içinde yok olmakla karşı karşıya gelecek göl için kurtarıcılarmış gibi davranıyorlar.

Uzatmayalım bu patron kafasının ülkeye yaşattığı felaket bir değil beş değil, onlarca. Daha da yüzlercesi kapıda.

Yazıyı noktalayalım. Malum biraz sonra Ankara Garı’na eyleme gitmem gerekiyor. Hoşçakalın, ülkemin haksızlıkların karşısında duvar…duvar…duvar olan güzel insanları.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA