turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SÖZLER VE GERÇEKLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

02 AĞUSTOS 2019

Bazı insanların konuşmalarını işitince inanın kulaklarımıza inanamıyoruz. Bunlardan birisi de Çanakkale Kazdağları’ndaki altın arama şirketinin ağaç kesimi ile ilgili, Eceabat’ta Çanakkale Valisi Orhan Tavlı ile muhtarlar bir araya geldiler ve söz alan Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu’nun söyledikleri sözler oldu.

AKP’li Jülide İskenderoğlu, “Kesen hiçbir firma değil, kesen bizim devletimiz, kesen orman bölge müdürlüğümüz. Hiçbir şey kontrol dışında gerçekleşmiyor. Bugün kağıdı kullanıyorsak, ahşap masada yemeğimizi yiyorsak aslında bunlarda bu kesilen ağaçlardan yapılan ürünler. Çanakkale’nin her ağacı bizim için kıymetli. Kesilen ağaçların yerine 3 milyon ağaç dikiyoruz kesilenlenleri söylerken kimse dikilenleri söylemiyor” dedi.

Buraya özellikle not düşüyorum, çünkü AKP’nin Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu’nun milletvekilliği biter bitmez kimse onu anımsamayacak bile. Ama istiyorum ki adı hiç unutulmasın, insanlar bu sözleri söyleyenin kim olduğunu okuyup okuyup bir daha bu denli büyük hataya düşmemeleri için önlerinde bir örnek olsun. Gerçekten de insanlar bu sözleri işitince hem AKP saflarında yer alanların niteliklerine hem de nasıl birine oy verdiklerine bakıp bakıp ah etsinler. Kadına bakın hele bir, dünyanın her tarafında maden yasası varmış da bizim ülkemizde de madenler bu yasalar gereği çıkarılıyormuş. Madem dünyanın her tarafında yasa varmış, sen git bu koşullarda Kanada’da Kazdağları benzeri bir yerde bu şekilde altın madeni kur işlet de görelim nasıl işletiyorsun? Bu şekilde altın madeni işletilen yerler var elbette de bu ülkelere kafa yorup Jülide Hanımefendi bir bakarsa sözlerinin içeriğinin ne kadar boş ve bir o kadar da doğa ve ülke düşmanı bir öz taşıdığını görecektir ama nerde bunu anlayacak kapasite?

İnsan üzülüyor tabi. Gerçekleri değiştirmek isteyen sağlı sollu o Kadar çok insan var ki şaşırıp kalmamak elde değil. Hani bu gibiler bir de ortak noktada buluşmuşlar, söylediklerine inanılması için bir de resmi olan ve olmayan gibi derinliksiz koşullanmış bir kafa ile her şeyi halka yutturacaklarını sanıyorlar. Bak hele sen şuna! Dünyanın her yerinde maden yasası varmış madenler de bu yasalar çerçevesinde işletiliyormuş. Tıpkı Soma’daki ve Ermenek’teki Kömür ocaklarındaki gibi diyeceğiz de konumuz başka.

Bu sözleri işitince aklımıza her fırsatta tartışılan şeyler geliyor. Birileri Balkan Savaşı’nı, ya da Birinci Paylaşım Savaşı’nı ya da Kurtuluş Savaşı konusunda bir düşünce mi ileri sürüyor, hemen ortaya atılıp o öyle değil, şöyle, siz resmi tarihe göre konuşuyorsunuz derler. Hem bunu söyleyenler ne hikmetse en çok dinciler arasından çıktığı gibi bu tartışmalarda çok bilmiş çok bilmiş liberallerde hiç mi hiç eksik olmazlar. Hani bunlara bir de soldan eklenenler olmasa şaşardık. Onları da bodoslama tartışmanın içinde görürüz. Görürüz de bunları birleştiren ortak şey nedir diye kendi kendimize sorup durmaktan da kendimizi alamayız.

Şimdi Balkan Savaşı’nı ele alalım. Biliriz ki dönem ulusal uyanış döneminin Balkanları sardığı dönemdir. Böyle bir durumda bölgede olacak coğrafi değişikliklerle ilgili emperyal güçler de elbette işin şu ya da bu şekilde içinde olacaktır. Sonra gelelim Birinci Paylaşım Savaşı’na, adı üstünde Birinci Paylaşım Savaşı. Emperyalist devletler bu savaşı dünyayı yeniden paylaşmak ve daha çok pay almak için çıkarmışlardır. Pay edilecek alanların büyük bir kısmı da Osmanlı toprakları içinde olduğuna göre savaşın siyasi, sosyal ve ekonomik nedenleri apaçık ortadadır. Hani kim yazarsa yazsın resmi tarih denilen mereti ne kadar değiştirebilir değil mi?

Sonra dinci gericiler de Mustafa Kemal saplantısı o kadar üst boyutlardadır ki nerede adı geçse o resmi tarihe göre öyledir, gerçek bambaşkadır der çıkarlar. Bu yüzden de Çanakkale Savaşı sırasında ismi parlayan ve yararlılıklar gösteren Mustafa Kemal onlara göre yoktur. Hatta o savaşta diriler bile olmayıp daha önce şehit olanlar en önde savaşmışlardır. Yani Çanakkale Savaşı ile öne çıkmış olan Mustafa Kemal Atatürk’ü resmi tarih ne kadar öne çıkarıp tam tersi şeyler yazabilir ki?

O olmuş, bu olmuş. Osmanlı toprakları emperyalist güçler arasında tam anlamıyla paylaşılıp Orta Anadolu’da küçük bir toprak parçası bırakılarak İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve emperyalistlerin destekledikleri Yunanlılar kendi aralarında Osmanlı topraklarını paylaşmamışlar mı?

Sevr Anlaşması’nı bir okuyun isterseniz bu anlaşmanın maddeleri nedir?

Bu gerçekleri resmi tarih ne kadar ve nereye kadar değiştirebilir hiç kafa yordunuz mu?

Biliyoruz sözünü ettiğimiz bu kesimlerin 19 Mayıs tarihi de çok kafalarına takılmıştır. Ne yani böyle bir şey olmamış mı?

Amasya Bildirgesi, Sivas Erzurum Kongreleri yapılmamış mı?

Oradan Ankara’ya gelinip Ya İstiklal Ya Ölüm denilerek Kurtuluş Savaş’ı başlatılmamış mı?

Ankara’da Kurutuluş Savaşı’nı yönetmek ve ülkeyi kurtarmak için 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM kurulmamış mı?

Güneyde Fransızlara, Akdeniz’de İtalyanlara karşı savaşılmamış mı?

Hakkâri’den başlayıp hemen tüm bölgeyi işgal etmiş olan İngiltere bölgede gül ile mi karşılanmış?

Yunanlılara karşı Birinci, İkinci İnönü Savaşları, Sakarya Meydan Savaşı ve 26 Ağustos tarihinde başlayan Büyük Taarruz başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanmamış mı, nihayetinde de Yunanlılar 9 Eylül tarihinde İzmir’den gemilerle geldikleri gibi gitmemişler mi?

İstanbul işgal kuvvetlerinden nasıl boşaltılmış, Saltanatın sahipleri kimin korumasında nereye niye gitmişler bilinmiyor mu?

Bütün bu evrelerde Kuvayı-Milliyeciler’in, efelerin gösterdikleri yararlılıklar bir gerçek değil mi? Sonra resmi tarih falan deyip duranlar Lozan Anlaşması bu ülkenin bir bakıma tapu senedi değil mi?

Cumhuriyet’in ilanı, saltanatın kaldırılması vb. birçok şey hiç gerçekleşmemiş ya da gerçekleştirenler belirsiz de birileri mi gelip konmuşlar yapılan onca şeyin üstüne?

Nesnel düşünmek şarlatanlığın yenilgiye uğratılmasıdır. Hele de günümüzde onca bilgi ve belgeye ulaşma şansımız varken kimse bize olmamış şeyleri olmuş gibi yutturmaya kalkamaz. İşte bu yüzden; eğer birisi çıkar dünyada maden yasaları var deyip ülkesindeki ağaçların kesilmesini, toprağın, suyun, derelerin, tüm doğanın zehirlenmesini tıpkı AKP Çanakkale Milletvekili Jülide İskenderoğlu gibi savunursa ve de bu anlayışa uygun olarak kim resmiyet uydurmaya kalkarsa kalksın eline pabucu verilip gönderilir.

Bunun için iktidarda olmak ve hatta tartışmasız muktedir bile olmak ne yüz yur ne de kâr eder.

Nasıl yeterince öğretici oldu mu?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA