turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YERİNDE SAYIYORSAN STALİN DÜŞMANLIĞINA DEVAM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

10 AĞUSTOS 2019

Kuşkusuz her dönemin kendine özgü koşulları olduğu bir gerçek. Bu yüzden de koşulları göz önünde tutanlar başarılı olurken, tutmayanlar başarısızlığı tatmışlardır bu kesin.

Kimi sol ve sosyalist çevreler bugün içinde bulunduğumuz çıkmazın günah keçilerini bulup bulup çıkarmaya bayılıyorlar. 1917 Ekim Devrimi’nin kuramcılarını eleştirenler de var. Devrim sonrası kuruluş döneminde görev alanları da.

Bunların başında da hepimizin bildiği gibi Stalin var.

Bazıları lütfetmişler Lenin’i eleştirilecekler listesinden çıkarırken Stalin’e yüklendikçe Hababam yükleniyorlar. Durum böyle olunca da ne söylersek söyleyelim dünyanın bütün emperyal güçleri ve onun ideologları doğrudan sosyalizm düşmanlığı yaptıklarında biliyorlar ki etkili olamayacaları için onlar da hayırhak görünerek o dönemde sosyalizm kalesini en sağlam ve kararlı bir şekilde savunanları hedef alıyorlar.

Uzatmaya gerek yok. Ekim Devrimi sırasında da kuruluş döneminde de proletarya diktatörlüğü en çok saldırdıkları şey oluyor. Bu saldırıların sermayeden gelmesinin anlaşılmayacak yanı yok, yok çünkü kapitalizmin düşü; bağrına bir hançer gibi saplanan sosyalizm gerçeğinden bir an önce kurtulmak olduğundan sosyalizmin bir an önce yıkılması ve insanlığın kurtuluş seçeneği olmaktan çıkarılması için her yolu göze aldığı bir gerçek. İkinci Paylaşım Savaşı ile başarılamayan sosyalizmi yıkma hesabı soğuk savaşla yeniden sahneye konuyor. Bu konuyu uzun uzadıya ele almayı gereksiz sayıyoruz ancak şu kadarını söylersek abartmış olmayız. Soğuk Savaş öyle masumane yürütülen bir dalaşmanın çok ötesindedir. Bu dönemde kapitalist dünyanın silahlanmasından tutun da kitle imha silahlarına kadar geliştirmesi kaç kez 3. Dünya Savaşı’nın eşiğinden dönülmüş olması ve NATO’nun yeryüzünde çevirdiği Alicengiz oyunlarını anımsarsak ne söylemek istediğim kolaylıkla anlaşılacaktır.

Hele de İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ve onunla birlikte Sosyalist Sistem’in oluşturulması sosyalizme paha biçilmez bir saygınlık kazandırmış Stalin’i de sosyalist liderler içinde bir anda öne çıkararak işçi sınıfının yiğit bir evladı olarak kabul görmesini sağlamıştır. Aynı zamanda da Stalin kapitalist sistemin aşamadığı iyi tahkim edilmiş bir kale olduğu için öyle zorla, sosyalizmi yıkmanın olası olmadığı da anlaşıldığından Stalin’in ne zorbalığı bırakılmış ne diktatörlüğü. Stalin’in aleyhinde kapitalist dünya görülmemiş bir kampanya başlatmıştır. Öyle ya Stalin sosyalizm için zararlı ise kapitalist dünyaya ne oluyor da Stalin aleyhine bir kampanya başlatıyor, ne güzel sosyalizm böylece yıkılıp gider kendisi de rahat etmez miydi? Tersine eleştirilerin dozu görülmemiş boyutlara vardı, vardırıldı.

Tam da bu dönemlerde ve sonrasında kendi ülkelerinde bir şey yapamayan Komünist Partiler de bu eleştiri kervanına katılıverdiler. Bir başka deyişle artık sermaye güçlerinin Stalin hakkındaki görüşleri onların da görüşleri olmaya başladı. Avrupa partileri havlu atıp işi “Avrupa Komünizmi”ne kadar taşıdılar. Birçokları her ne kadar sosyalizmin amaçlarından
vazgeçmediklerini söyleseler de Ekim Devrimi’ni ve sonrasını demokratik olmamakla suçlayarak kendilerine yeni bir isim buldular, Demokratik Sosyalistler.

Bu noktayı ele almadan önce kendilerine sosyal demokrat diyenlere bir göz atalım isterseniz. Bunların hiçbir zaman düzeni değiştirmek yani kapitalizmin yerine sosyalizmin inşa edilmesi diye bir dertleri olmadı fakat kapitalizmin kötü yanlarını reformlarla düzeltecekleri savıyla hep sahnede kaldılar. İktidar oldukları Avrupa ülkelerinde ise dişe dokunur bir tek başarıya imza atmış değiller. Aksine onların tutarsızlığı nedeniyle Avrupa’da sol güçler zayıfladı yerini daha milliyetçi ve sağ partilere bıraktı.

Bütün bunlar yaşanırken Komünist Partiler isimlerini değiştirmediler, yine parti olarak komünist ismini kullanıyorlardı ama savundukları artık devrim falan değildi. Sistemin bir aksesuarı olmanın ötesinde değillerdi. Seçimlere girip çıkmaktan başka da bir önemleri kalmadığı gibi sürekli güç yitirerek savundukları görüşler toplum katında yandaş bulamadı. Yani sözün özü Stalin düşmanlığı onların yarasına da merhem olmadı.

Ancak 1980’li yılların sonunda Sovyetler Birliği’nde uzun zamandır yaşanan Lenin ve Stalin çizgisini terketmiş parti içindeki çürüme Sovyetler Birliği’nde de, Sosyalist Sistemi oluşturmuş ülkelerde de ve daha da önemlisi bütün dünyanın komünist partilerinde de görülmemiş bir deprem etkisi yarattı. Sovyetler Birliği ve Sosyalist Sistem güldür diye yıkılınca partilerin büyük bir kısmı birden bire ‘demokratik sosyalist’ oluverdiler. Özellikle Sovyetler ve Sosyalist Sistem’in yıkılış döneminde bunların ettikleri sözlere ve yazdıkları yazılara baktığımız zaman Stalin düşmanlığından beslendiklerini her adımlarında gördük hâlâ da görüyoruz. Bu görüşler çerçevesinde elbette öğretisel alanlarda da pek çok değişikliğe gidildi. İşçi sınıfının öğretisel ve eylemli olarak mücadeleye önderlik edemeyeceği çeşitli savlar ileri sürülerek savunulmaya başlandı. Onlara göre artık işçi sınıfı eski işçi sınıfı değildi, yerini daha geniş katmanlar almış olduğu için yüzümüzü de onlara çevirmeliydik. Ve zaten o zaman için de şimdi de işçiler sınıf mücadelesi bağlamında çok da ortada değiller gibi yaklaşımlar hiç de nesnel değil ama böyle bir yaklaşım söz konusuysa ki öyle görünüyor, bu da oluyor ki işçiler artık büyük ölçüde gözden çıkarılıyor demektir.

Yazımızı; Metin Çulhaoğlu’nun İleri Haber’de yayınlanan ‘Sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm ve sosyalizm’ makalesinden bir bölümünü alarak bitirelim.

“Yakın zamanlara kadar sosyal medyada kullanılan, hoşa gitmeyen sorular soran herkese sille tokat girişen Stalin görselini makbul ve etkili bir yaklaşım sayamıyoruz.”

***
Yazı şöyle bitiyor:

“Kuşkusuz, son dönemde sosyalizme yönelik ilgi canlanışında “burjuvazinin yeni oyunlarını” görüp buradan yeni alarm durumları çıkaranlar da olacaktır.

Onlar da ona buna Stalin tokadı atacaklarına önümüzde yeni bir dönemin olduğunu ve bu dönemin eskisine göre farklı birtakım yaklaşımları, yöntemleri ve söylemleri gerektirdiğini görürlerse çok iyi etmiş olurlar.”

Metin Çulhaoğlu’nun İleri Haber’de ‘Sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm ve sosyalizm’ başlıklı makalesi elbette sosyalizmle ilgili bir arayışın, bu arayış sırasında birçok sıkıntının dile getirilmesidir ancak aynı zamanda da ideolojik ray değiştirme konusunda da gelinen noktanın işaret fişeği olduğu da bir gerçektir. Bu değişimi, sanırım önümüzdeki günlerde Yeni TİP deneyiminde daha çok görecek gibiyiz.

Siz en iyisi; ‘İleri Haber’de yayınlanan bu yazıyı baştan sona okursanız ne demek istediğimi daha kolay anlayacaksınız.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA