turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TESLİMİYET

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

15 AĞUSTOS 2019

Türk-İşin uzun zamandır afra tafrasını dinliyorduk. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay; yok, greve gideriz de yok, şunu yaparız, bunu yaparız, işçi ne derse o olur da derken bir de öğrendik ki açık kalan Bakan Selçuk’un mikrofonundan haberi olmadığı için eğilip bu işin bir an önce bitirilmesini yoksa işlerin iyiye gitmediğini söyleyivermiş.

Hepiniz biliyorsunuz Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, ilk 6 ay için yüzde 15 zam artı seyyanen de 300 TL verilmesini istiyordu.

Bakanlık ise 7+4 zam veriyordu. Açık kalan mikrofondan yansıyan sesle gördük ki Atalay bu işi 8+4’le bitiriverdi.

Oysa günlerdir Atalay ülkede fiyat artışlarına dikkat çekiyor, işçilerin sıkıntısını dile getirerek onların zor yaşam koşullarından söz ediyordu. Dahası istekleri kabul edilmezse greve gideceklerini söylemekten geri kalmıyordu. Arada sırada da işçilere ve sendika başkanlarına topu atıyordu ki tabanın sesine ne kadar kulak verdiğini göstermenin peşindeydi. Öyle ya verilen zam sendika başkanları ile görüşülür, onlar da işçilerle görüşür eğer olur derlerse anlaşma da imzalanırdı. Aksi taktirde imza atılmaz, işçilerin dediği olurdu.

Böyle mi oldu?

Elbette olmadı. Ne işçilere soruldu ne de sendika başkanları ile düşün alışverişinde bulunuldu. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay karar verdi ki bu iş kötüye gidiyor, iktidarın verdiği zamma artı 1 eklenerek imzalar atılıverdi.

Hani biz sosyalistler, bu sarı sendikacı tipini iyi bildiğimiz için şaşırdık mı şaşırmadık. Şimdi gerçekleri görme ve pazarlık masasında nasıl satıldıklarını anlama sırası Türk-İşe üye işçilere geliyor. Ki o zaman bu sarı sendikaların kendilerini oyalama hakkı verilmesin. İşçiler seçimlerini Gerçekten kendilerini işverene satmayacak sendikalardan yana yapsınlar.

Efendim bayram ya herkesi acayip bir telaş alır niyeyse. Kimisi memleketlerine gider, kimisi de tatil yerlerine koşar. Memleketlerine gidenlerin amacı daha çok geri dönerken ucuz yiyecek, içecek neleri varsa getirmektir. Bu yüzden de yollarda perperişan olunur ama hiç değil biraz rahatlamak için dönerken insanlar yiyeceklerini getirirler. Yollar öyle kalabalık öyle kalabalık ve de herkesin acelesi olduğu için kan gölüne döner. Pek çok yurttaşımız yaşamını yitirir, yaralanır. Tatile gidenlerin durumu da üç aşağı beş yukarı tehlike açısından aynıdır.

Yalnız bu süre içinde pek çok kimse politika, haber alma, ülke sorunları gibi konulardan bir ölçüde de olsa uzaklaştığı için işte ne olursa o zaman olur ve zamlar yapılır, bilinçli bilinçsiz afetler yaşanır. Ormanlarımızsa en çok bayramlarda yanıp kül olur niyeyse? Son orman yangınlarına baktığınız zaman çoğunun denize nazır yerlerde oluşu kuşku uyandırıcıdır. Aklınıza ilk gelen şeyse yine bir talan yaşanıp buraların birilerine peşkeş çekileceğidir. Göreceksiniz, yanan yerlerin yazgısı da peşkeş çekilmek olacak. Bu yüzden de yangınlar eğer incelenecekse kasıt gerçeği penceresinden bakarak incelenmelidir.

Ha bu arada bir şey daha var. THK’nın yangın söndürme helikopterleri hangarlarda bekliyor, pilotları da masa başında. Tarım ve Orman Bakanlığı ise yangın söndürmek için özel şirketlerle anlaşmıştır. Bugüne kadar bu özel şirketlerin bizler ne yangına zamanında müdahale ettiğini gördük ne de başarılı bir iş yaptığını. Ancak onlarla anlaşma yapıldığı için akciğerlerimiz kül olur, ormanlarımız yanar biter bu şirketlerin de ne kadar başarısız olduğunu bütün çıplaklığı ile görürüz. Yani sizin anlayacağınız birileri para kazansın diye düşünen iktidar resmen doğamıza, akciğerlerimize kıyar ve ortalık yanar kül olur. THK ise hiçbir şey yapmaz, yapamaz. Çünkü emir böyledir. Emir verilmediği sürece de kalkıp yangın söndürmeye gitmezler. Yani emir öyle bir emirdir ki ne diyelim yazıklar olsun böylelerine de böyle emirleri emir kuluyuz ne yapalım diye dinleyip oturanlara da…

Yazımızı savaş tamtamlarının sürekli çaldığı, toplumun tansiyonunun sürekli yüksek tutulup milliyetçiliğinin altına sürekli odun atıldığı konu ile bitirelim.

Neymiş efendim; Ağustos ayı bizim zaferler ayıymış. Zaferlerimize bu nedenle bir zafer daha ekleyebilirmişiz. Nasıl olacak bu iş? Nasıl olacağı var mı Suriye’nin kuzeyine yani Fırat’ın doğusuna bir operasyon yapacağız olup bitecek. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan sürekli konuşuyor. Bugün gireceğiz, yarın gireceğiz, bir gece ansızın girebiliriz deyip dururken elin adamı da boş durmuyor. ABD, PYD ve YPG’nin kontrol ettiği bölgeye sürekli ağır silahlar yığıyor. Bir yandan da Türkiye ile sürekli konuyu müzakere ediyor.

Derken bir anlaşmaya varıldı gibi. Ortada yapılan edilen bir şey yok ama durup dururken Amerikan askerleri bölgeyi kontrol etmek amacıyla Urfa’ya geliverdiler. Şaşırdık tabi. Böyle bir şey için meclisten izin alınması gerekir ama ne gam AKP ve saray iktidarının zaten meclisi taktığı falan yok. Neymiş efendim birlikte sınırı kontrol edecekmişiz. Niye? Niye olacak karşı tarafta teröristler varmış. Oysa iktidarın terörist dediği kimseler ABD’nin koruması altında. Bu nasıl bir şey diye düşünmenize bile gerek yok. Çünkü ABD’nin kendisi terörist zaten. Terörist olmasa Venezuela’nın nasıl yönetileceğine niye karar vermeye kalksın ve canının istediği bir şerefsizi desteklesin değil mi?

Şimdi bildiğimiz havuz medyası konuyu ele alıp durmadan derinlik şu kadar olacaktı, bu kadar olacaktı, bölgede insansız hava uçaklarımız uçmaya başladı diye yazılar döşeyip duruyorlar. Sözün özü iktidar, bir kez daha şişirdiği milliyetçilik balonunun havasını indirmeye karar vermiş bulunuyor. Malum patlar matlar da maazallah kontrol edemeyiz diye düşünüyor olmalılar.

Bugün Suriye’de onca şey yaşandı, her ne hikmetse hâlâ AKP ve saray iktidarı konuyu Suriye ile masaya oturup çözmekten yana bir tutum göstermiyor. Suriye yerine 10 bin kilometre uzaktan gelmiş, bütün dünya halklarının baş düşmanı ABD ile al takke ver külah işi götürmeye çalışıyor. Bugün baktım da o yalaka basın bir yandan da İsrail’e atıp tutmakta. Gerçeklerden o kadar uzaklaşılmış ki işin sadece palavrasındalar.

Gördüğünüz gibi her şey kötü hem de çok kötü. Daha ekonomi ile ilgili hiçbir söz etmedik bile.

Etmeye de gerek yok.

Çünkü herkes elini cebine soksun ne durumda olduğunu zaten açıkça görecektir…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA