turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


VURGUNUN SONU

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 AĞUSTOS 2019

Salt İstanbul’u değil, bütün Türkiye’nin her tarafını vurgun şantiyesine çevirmiş olan bir AKP ve saray iktidarından söz ediyoruz. Bilindiği gibi İstanbul’da ara ara öyle felaketler yaşandı ki hemen hepsinin nedenini bilim insanlarımız bıkmadan usanmadan ortaya koydular. Ne var ki vurgun vurma peşinde olanlar bir kez olsun durup da bilim insanlarımızın söylediklerini dinlemek zahmetinde bile bulunmadan ellerine geçirdikleri ne var ne yok hapur hupur deveyi hamuduyla yutar gibi yuttular.

Kıyılarımız talan edilip yapılaşmaya açıldı. Dere yatakları konusunda hiç akıl bile yorulmaksızın buralar talan edilip ranta çevrildi. Ormanlarımıza, park ve bahçelerimize kıyılıp buradan kim ne vurgun vurabilir düşüncesiyle buraları da betonlaştırdılar. Plansız, programsız bir kentleşme aldı yürüdü. Bomboş bir alan bir de bakmışsınız ki koca bir kent olup çıkmış. Altyapı nasıl olması gerekir kimse aklından bile geçirmemiş. Sokaklar, caddeler, evler birbiri üstüne yığılarak en az alandan ne kadar para kazanılır ona bakılmış. Ulaşım ağı bu büyümeyi kaldıramamış ama babadan kalma yöntemlerle işin içinden insanların canı çıksa da çıkılmaya çalışılmış. Boş bulunan neresi varsa bir şekilde allem edilip gallem edilip ele geçirilmiş ve gökyüzünü delen rezidanslar ve adım başı AVM’ler dikilmiş.

Ağaçlar ve yeşillik fuzuli görülmüş, kesilip doğranarak arazileştirilip el konulmuş. AKP iktidarı ile birlikte ülkenin her yanında AKP’li belediyeler oluşmuş ve talan salt İstanbul’la sınırlı kalmamış ülkenin her yanına ulaşmış. Kısa yoldan köşeyi dönenler ortalıkta fink atar olmuşlar. Kıyılarımızın yağması öyle bir boyuta ulaşmış ki bu talanı durdurabilene aşk olsun. Sonra bir de ne görelim; AKP 18 yıllık iktidarı döneminde kendi zenginlerini yetiştirmiş, bunlarda her yerde kolonileşerek tıpkı çekirge gibi önlerine ne çıkarsa kemirip bitirme yarışına çıkmışlar. Bir yandan da bu talana Arap zenginleri ortak edilip topraklarımız onlara adeta peşkeş çekilmiş. Bizler sanıyorduk ki salt fabrika ve kurumlar satılıyor, meğer öyle değilmiş, fabrika ve kurumlarla birlikte topraklarımızda elimizden gitmiş. Şimdi satılacak fabrika ve kurum ve kuruluşlar kalmamış ama öyle görünüyor ki AKP iktidardan gidinceye kadar elimizde ne var ne yok satıp bitirecek korkarım ayağımızı basacağımız topraklarımız da kalmayacak.

Biliyorsunuz dün 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara depreminin üzerinden 20 yıl geçmişti. Pek çok yerde anmalar yapıldı. Ancak dün İstanbul başta bazı kentlerimizde de aşırı yağılar sonrası felaketi yaşadık. İstanbul sokakları, caddeleri göle döndü. Oluşan sel, ne varsa kattı önüne sürükledi. Bir kişi canından oldu. Büyük miktarda mal kaybı var.

Çeyrek asırdır İstanbul’u yönetenler bu kadar zaman içinde ne yapmışlar sanki belleklerden silinmiş, İmamoğlu’na demediklerini bırakmıyorlar. Onlara göre bu selin de ortaya çıkardığı felaketin de kesinlikle sorumlusu İmamoğlu ve partisi CHP. Bir suçlama furyası başladı ki sormayın gitsin. Sanki yukarıda saydığımı yolsuzluklar, hırsızlıklar, vurgunlar, adam kayırmalar, plansız ve programsız kentleşme, bu kadar zaman içinde yapılmamış alt yapı bunların eseri değil de başkaları bu suçu işlemişler.

Bir konu daha var. Türkiye’de işin özüne bakarsanız kıran kırana bir sınıf dövüşü vardır. Bu sınıf dövüşünde egemenler işçi ve emekçilere üstün gelmek için çok daha heybetli ve her anlamda güçlü görünmeleri gerektiğini iyi bildikleri için nerede ne var ellerine geçiriyorlar. Topraklar onların, kıyılar, göller, ırmaklar, gökdelenler, villalar, aklınıza ne geliyorsa tabiki de onların. Zaten fabrikalar herkesin bildiği şey oralar da onların. Bu böyle olunca da geriye kalanlara ayaklarını basacakları, başlarını sokacakları bir yer bile bırakılmazsa ne olur hiç kafa yordunuz mu?

Olan ve olacak olan şudur; bunca güç ve heybet karşısında işçiler ve emekçiler nasıl kendilerine güvenecekte bunlarla hesaplaşmaya oturacak değil mi? Bu konuyu en iyi sermaye güçleri bildiğinden geniş emekçi yığınlarında ayağa kalkacak derman kalmasın istiyorlar. İyi tamam da terazi böyle kurulmamış, böyle kurulmadığı için de böyle gidecek değil ki. Dengesizlikler ve çelişkiler her uç verdiğinde sözünü ettiğimiz kesimler de yeniden yeniden ayağa kalkıp dövüşecekler işte. Biri kalkıp kim bu toprakları ele geçirdi diye soracak, bir başkası bu kadar mal mülk sahibi nasıl olundu diyecek. Her şey ama her şey sorgulanacak. Kazdağları da Munzur da, Hasankeyf de, Karadeniz’in dereleri de, kıyılarımız da en önemlisi sitem ve egemenlerin düzeni de…

Baksanız ya yavuz hırsızlara; yediler, içtiler, vurdukları kadar vurgun vurdular, mallar mülkler edindiler, bütün bunları yalayıp yutarken bir çivi bile çakmayıp göz boyadılar, şimdiyse kalkmışlar kendi suçlarını başkalarına atıyorlar.

Sahi bu utanmaz arlanmazlık nasıl bir şey ya? Sanki İstanbul’u 25 yıldır Ekrem İmamoğlu yönetiyor.

Koro oluşturup İstanbul’da yaşanan sel felaketinin nedenini İmamoğlu’na sormak kurnazlığı gösteriyorlar. Size bir tek sözümüz var, o kapattığınız gözleriniz var ya açılsın, açılsın ki gerçekleri görün!

Yok, yok sizin gözünüzün açılacağını hiç sanmıyoruz ama biz nasıl açacağımızı ve sizi nasıl görür hale getireceğimizi çok iyi biliyoruz çok.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA