turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KADIN CİNAYETLERİ VE İKTİDAR PARALELLİĞİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

25 AĞUSTOS 2019

Gün geçmiyor ki bir kadın hunharca katledilmesin. Önceki gün Kırıkkale’de Emine Bulut isimli bir kadın böyle bir cinayete kurban giderken dün Bursa’dan da benzer bir haber geldi.

Yine duyarlı çevreler ve kadın örgütleri ayakta. İşlenen kadın cinayetleri üzerine haklı olarak açıklamalar yapılıyor. Koroya benzer şekilde tepkiler vererek açıklamalar yapan iktidar ise olaya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Olay sanki hunharca işlenen bir cinayetten ibaretmiş gibi tutum takınılarak iktidar yetkilileri “en ağır ceza alacak” vb. şekilde açıklamalarda bulunuyorlar. Pek çok olayda 1 yıl sonra bile iddianame hazırlamayan savcılar salt kamuoyunun tepkisini azaltmak için ışık hızıyla davranıp Emine Bulut’un katili hakkında iddianame hazırlayıp yargıya intikal ettiriyor.

Hani, bütün bunlar yaşanırken bazı çevreler olay ve olguları çok yönlü ele alırlar ve nedeninin de bir an önce ortadan kaldırılması için yasal değişiklikler de içinde çok yönlü tedbirler alınması gerektiğine vurgu yaparlarken iktidar yine her zamanki gibi olayı basit bir adliye vakasından ibaretmiş gibi görmeye devam ediyor.

Niye AKP ve saray iktidarı ile birlikte kadın cinayetleri arttı?

Her şeyden önce AKP ve saray iktidarı kadın ve erkek eşitliği konusunda arızalı bir görüşe sahip. Bu yüzden de kadının sosyal yaşamdaki yerinin sınırlandırılmasından yanalar. Bu konuda kadını salt ana olmak yönüyle ele alan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine baktığımız zaman kadının eksik etek yerine konulduğunu görüyoruz. Ne diyordu Erdoğan; “ana olmayan kadın yarımdır.” O halde yarım olmamak için kadın çocuk doğurmalı, çocuğunun bakımını üstlenmeli, sosyal yaşamdan çekilip ayağını kırıp evinde oturmalıdır. Recep Tayyip Erdoğan’ın kadın olayına bakışı tam da budur işte.

Bu kadar mı?

Değil, her köşe başında kurulmuş olan cemaat, tarikat, dini vakıf ve derneklerin tepesinde yer alan kişiler kadınlarla ve kız çocuklarımızla ilgili aşağılayıcı ne varsa her fırsatta dile getirip duruyorlar. Kimisi kadınların dövülmesi gerektiğinden dem vururken, kimisi namus olayını kadın cinsiyetine indirgeyip fetva veriyor. Kimisi ise en sapık düşüncelerini dillendirmekten bile utanıp sıkılmıyorlar. Bu çevrelere göre erkekler kendi kız çocuklarını bile nefsi uyanacağı düşüncesiyle sevmemeliler. En yakın kan bağı olanlar bile dizinin üstünde kadın bacağını görmemeliler. Yok, küçük kız çocuklarıyla eğlenilebilirmiş de dinimizde bunun yeri varmış da bir sürü sapıkça saçma düşünceler bu çevrelerce üretiliyor.

9 yaşında kız çocukları ile evlenilebilirmiş fetvası hep bu sapık çevreler tarafından pompalanıp duruyor. Yetmiyor bu kervana Diyanet İşleri Başkanlığı bile karışarak sözüm ona kafası karışık olan Müslümanların kafasını daha da bir güzel karıştırarak kadın cinayetleri için ortam hazırlıyorlar.

Bu gibi olaylar karşısında kılını bile kıpırdatmayan iktidar çevrelerinden ve savcılardan çıt bile çıkmıyor. Tersine arkalanan bir siyaset izlendiği görülüyor. Bu tür sapık tarikat ve cemaatlerin tepesindekiler iktidar tarafından desteklenip arkalanıyolar. Yetmiyor, onların eğitimde söz sahibi olmalarına, yurt açmalarına, özel okullar kurmalarına olanaklar veriliyor. Sonrası ise malum, cinayetler, taciz ve tecavüzler birbirini izliyor. Öldürülen küçük kız çocuklarının cesetleri günlerce aramalardan sonra bulunurken, sokakta, otobüste, trende, gemide kadınlar tacize uğrayıp saldırganların saldırılarıyla karşılaşıyorlar. Bu tür olayların sanıkları işin içinde ölüm yoksa salıveriliyor, ölüm varsa pişman olduklarını söylemeleri, yargı önünde takım elbise giyip kravat takmaları sonucu cezalarında indirim yapılabiliyor.

Daha ne söylenebilir ki?

Bize göre iki çığlık tüm Türkiye’ye ve dünyaya en anlamlı mesajdı.

Boğazı eski kocası tarafından kesilen kadın; “ÖLMEK İSTEMİYORUM” diye bağırırken 10 yaşındaki kızı ise “NE OLURSUN ÖLME ANNECİĞİM” diye bağırıyordu.

Bu akıl almaz cinayetleri pansuman tedbirlerle durdurabilir ya da ortadan kaldırabilir miyiz? Kaldırılamayacağı çok açık. Hele de işbaşında dinci, gerici ve faşist bir iktidar varsa bu tür olayların önlenmesi gerçekten de olanaksız.

Sonuç olarak akla kara kadar belirli olan bir zihniyet değişikliğine gidilmesi kaçınılmazdır.

Dinin karanlığına saklanarak bu tür cinayetleri teşvik edenlerin hem ipliği pazara çıkarılmalı hem bunlara böylesi fırsatlar verilmemeli hem de çok köklü bir sistem değişikliğine gidilmeli ki KADIN CİNAYETLERİ ortadan kaldırılabilsin.

Sistem değişikliği diyoruz ya sözü dolaştırmaya gerek yoktur, sistemi adı sosyalizmdir. Sosyalist sistemde değil kadın cinayetleri sıradan suçlar bile işlenmesine gerek kalmayacaktır.

Bu yüzden de bu cinayetlerin önlenmesi kesinlikle kapitalizmi çağın çöp sepetine silkeleyip atmak, yerine insan onuru ile bağdaşan bir sistem olan sosyalizmi inşaa etmektir.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA