turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BEDEL VAR BEDEL VAR…

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

31 AĞUSTOS 2019

Solcular ve sosyalistler güzel insanlardır ve de ülkeleri ve dünya insanları için güzel yaşasınlar diye ağır bedeller ödemişler, ağır bedellere katlanmışlardır.

Örneğin şiir yazdı ya da Aziz Nesin’le birlikte Marko Paşa dergisinde yazı yazdı diye başına gelmedik şey kalmamıştır. Oysa Marko Paşa Dergisi’nde Sabahattin Ali’nin yazdıkları şeylerin özeti ülke ve ülkemiz insanları için iyi şeyler istemekten ibarettir. Kurtuluş Savaşı’nın emperyalistlere karşı kazanıldığını, kazanılan bu zaferin masa başında kolaylıkla emperyalistlere ve sömürücülere karşı yitirilebileceğine işaret etmiştir yazılarında. Sonra fırtınalı yaşamına onca kitap sığdıran Sabahattin Ali’yi devlet içeri atmış olmamış, katletmiş yine istediği amaca ulaşamamıştır. O yine de bir yerlerden karşımıza çıkarak bize bir şekilde ulaşmayı başarmıştır.

Yazdığı için gerçekleri dile getirdiği için Sinop Cezaevi’ni boylamıştır. Onun kaldığı yeri, Sinop Cezaevi’ni cezaevi kapatılıp müzeye çevrilmeden çok önce hem içerden hem dışarıdan görme olanağım oldu. Kale ile çevrilmiş yerden mahkumların volta atışlarını izledim. 1970 Yılı idi. Sinop Atatürk Hastanesi’nde çalışıyordum. Hastaneye getirilen mahkumların çoğu röntgene özellikle de akciğer filmi çektirmek için gönderildiğinden hastalarla birlikte gelen görevli Cemal Efendi ve bir astsubay Başçavuşla yakın dostluk kurmuştum. Onların yardımı ile gezip gördüm ama her tarafını görmek olanağım olmadı elbette. Gördüğüm kadarıyla; “insan burada nasıl yaşar” demekten kendimi alamadı.

Kale üstünden aşağı doğru bakarken başçavuş beni özellikle uyardı. “Sakın aşağı bakarken gülümseme” diye. Nedenini sordum; aşağıdakileri göstererek, “ o kadar mutsuzlar ki gülümserseniz kendilerine küfredildiğini, dalga geçildiğini düşünüp küfrederler” dedi. Daha bir hüzünlenip “vay anasına” çektim.

İşte Sabahattin Ali o kalın kale duvarlarının arkasında denizi görmeden denizi düşleyerek ve Karadeniz’in azgın dalgalarının sesini dinleyerek geçirmişti günlerini…

“
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma…”

Sonra izlendi. Hep peşinde karanlık devlet görevlileri oldu. Kentler kendisine dar edilip soluk alamaz hale getirildi. Çekip gitme isteği arttıkça arttı. Nere gidebilirdi, o şiirinde nereye gitmek istediğini yazdı.

“
Başım dağ saçlarım kardır
Deli rüzgarlarım vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır dağlar
Dağlardır dağlar, dağlardır dağlar...”

Katledilip cesedi yok edildi ama o yine de Kırklareli’nin ormanlık bir bölgesinde rüzgâr ve kuş sesleriyle kucak kucağa gencecik yaşında ayrılıp gitti, ‘bu her dalı meyve dolu dünyadan’.

Bedel var, bedel var… diye başlık atmışım ya şimdi oturup yazmaya kalksam aramızda bedel ödeyenlerin öyküsünü ne yaşamım buna yeter ne de pek çoğunu anlatmaya içim elverir. Ama bir şeyi cürmü kadar yazmakta yarar var. O da dün aynı yolda birlikte yürüyüp de bugün akıldane olanlarla ilgilidir. Sabah sabah yazının çatısını kurarken düşündüm de böylelerine kızamıyorum bile artık. İnanın onlar adına üzülüyorum. Yaşamlarının üzerine kapkalın bir çarpı çekip aldırmaz hale gelip yitip gitmiş olmaları doğrusu çok üzücü bir yaşam öyküsü geliyor bana.

Oysa bir dağ başında, rüzgârın ulumaya benzer çıkardığı seslerin insanın içine işlemesi ne demektir, kuş sesleri nasıl bir sona yürüyüş ya da ürküp pır diye uçup giderlerken canın da bedenden uçup gitmesi nasıl bir şeydir?

Uzatmayalım sosyalistlerin öyküsü doruğuna varılamayan yazılmış ve yazılacak olan milyonlarca öykü toplamıdır ki say say bitiremezsiniz. Ne üzücü bir şeydir ki sağcıların, dincilerin, gericilerin, faşistlerin doruklarında bulutların dolaştığı bir tek bile öyküleri yoktur.

Bugünün yazısını da yine kendi şiirimde kısa bir alıntıyla bitireyim.

“
Üstüne gelsin dünya aldırma. Kurtarıcı değilsin ama dönme verdiğin sözlerden. Korku ihanettir pusma, susma sus dediklerinde. Durma dur dediklerinde. İpe çekil, kurşuna dizil güneşi düşün. Eğilip bükülme, öden verme düşmanlarına. Gül eyle kanından. Alanları gez, grev çadırlarında dolaş, afişlerde konuş. Sönmeyen fitil ol, karanlıkları kov. Çatal yürek dövüş dövüşürken. Boşa çıkar sana kurulan tuzakları…”

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA