turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


12 EYLÜL 1980 TÜRKİYE’DE FAŞİST DARBE

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 EYLÜL 2019

12 Mart 1971 faşist darbesi onca eziyetlere ve ölümlere karşın Türkiye’de devrimci mücadeleyi kıramadı.

1973’lere gelindiğinde kuşku yok ki sol ve sosyalist güçler ABD emperyalizminin ve onların yerli işbirlikçisi tekelci sermayesinin karşısına daha da bir güçlenerek çıktılar. Oysa o yıllar aynı zamanda ABD emperyalizminin Vietnam’da uğradığı yenilgi yıllarıydı. Sonrasına gelen yıllarda da ABD bir kez daha dünyanın jandarması rolünün kendisine ait olduğunu sonuna kadar götürmek için Sovyetler Birliği’ne ve Sosyalist Sisteme karşı yoğun bir soğuk savaş uygulamaktaydı. Burada oynanması gereken rolün büyük bir bölümü de Türkiye üzerinden kurgulanmıştı.

Çünkü Türkiye diğer İslam ülkelerine göre hem en dinamik bir ülkeydi hem de NATO üyesiydi. Daha da önemlisi bir an önce Türkiye’ye operasyon çekilmeli, sol ve sosyalist güçlerin önü bir an önce kesilmeliydi.

Bu yüzden de ABD’nin Sovyetler ve Sosyalist Sisteme karşı uyguladığı yeşil kuşak politikasının yükünü de bu bağlamda Türkiye üstlenmeliydi. Üstelik bu politikayı güvenilir bir şekilde yaşama geçirecek Türk ordusunun içinde yeterince de üst rütbelerden subay devşirilmişti. Sizin anlayacağınız köprülerin altından çok sular geçmiş ve Türk ordusu çoktan Kurtuluş Savaşı’nın başarısını elinin tersiyle itip NATO’ya hizmeti benimsemiş bir ordu konumuna düşürülmüştü. ABD politikalarına bağlı Pentagon’da eğitilen pek çok subayın olduğu da apaçık ortadaydı. Bu kesimlerin asker ayağına daha sonra özellikle MHP ve dinci kesimlerden devşirilen kontrgerilla görevini de üstlenecek olan örgütlenme tereyağından kıl çeker gibi başarılmış ve sıra yükselen sol ve sosyalist hareketlerin önünü her türlü şiddet kullanılarak kesmeye gelmişti.

Bir yandan ABD’nin yeşil kuşak politikası tıkır tıkır işletilirken diğer yandan da uluslararası sermaye güçlerinin ve onların işbirlikçisi konumunda olan Türkiye tekelci sermayesinin her istediği yerine getirilmeli, kutsal kapitalist/emperyalist sisteme karşı başkaldıranların başı öyle ya da böyle ezilmeliydi. Türkiye’de yükselen devrimci mücadele öyle bir noktaya sıçramıştı ki eğer durdurulamazsa hem Türkiye yitirilebilir hem de ABD’nin Sovyetlere ve Sosyalist Sistem’e karşı yeşil kuşak politikası suya düşebilirdi. Bu yüzden ülkemizde sağ/sol çatışması olarak bilinen çatışmalar böyle bir organizasyon içinde düşünüldü ve uygulanmaya başlandı. Anlaşılacağı üzere her ne kadar sağ iktidarlar ülkenin getirildiği noktaya teşne iseler de uygulanmak ve yapılmak istenen şey devlet politikası olduğundan iktidarları da aşan ve ABD’nin eliyle uygulanan bir politika söz konusuydu.

Artık Rahat Rahat sokaklar kan gölüne çevrilebilir, ülke insanlarının büyük bir bölümünün canına tak dedirtildikten sonra faşist bir darbeyle ABD’nin politikaları yaşama geçirilebilirdi. Yani sizin anlayacağınız sağ/sol çatışması olarak isimlendirilen çatışmalarda yaşamlarını yitirenler yoksul halk çocuklarıydı fakat bu çatışmaların uygulayıcıları ABD politikalarını geçerli kılmak için görev almış olan kimselerdi. İşte o insanlar kendi meşreplerine uygun olarak ortamı binlerce genç ülke evladının kanına girerek hazırladılar ve 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirdiler.

Kuşkusuz Türkiye’de sol ve sosyalist solun yükselişi nedeniyle patron tayfasının sömürüsü de büyük ölçüde zarar görmekteydi. Grevler, direnişler, hak arayışları sonucu elde edilen ücret artışları sermaye kesimlerinin istediği bir şey olamazdı. Mevcut duruma göre uluslararası sermaye güçlerinin de kayıpları büyüktü. Bu yüzden Demirel hükümeti tarafından 24 Ocak Kararları tam da işbirlikçi tekelci sermaye ve dış ortaklarının isteği olarak alındı fakat uygulama olanağı bulamadı. Bu görevi uygulamakta ABD emperyalistlerinin ‘bizim çocuklar dediği darbeci generallere kaldı.

Burada benim amacım 12 Eylül döneminde kaç kişi yaşamını yitirdi, kaç kişi idam edildi, kaç kişi işkencelerde can verdi, kaç kişi tutuklanıp işkence gördü ya da ne kadar ağır bedeller ödendi bunları rakamlara dökmek değildir. Bunu önemsemediğim için değil ama her düşündüğümde devrem yandığı içindir. Bu yüzden de benim daha çok dile getirmek İstediğim şeyler; 12 Eylül faşist darbesinde neyin amaçlandığı bugünün AKP’sinin bile bu faşist darbenin ürünü olduğuna döne döne işaret etmektir.

12 Eylül darbesini yapanlar ve bu darbeyi planlayanlar ne yapıp ettiklerinin bilinci içinde kimselerdi. Çünkü kendilerine Pentagon tarafından Sovyetlere ve Sosyalist Sisteme karşı İslam devletlerinin içinde yer aldığı yeşil kuşak oluşturulması ve Sovyetlerin güneyden yaklaşık 7 milyonu bulan askeri bir güçle kuşatılması göreviydi. Bu yüzden de dikkat edilirse 12 Eylül faşistleri Türkiye’deki dinci kesimleri fazla hatta diyebiliriz ki hiç hırpalamadılar. Tam tersine onları bir süreliğine de olsa iktidardan uzak tutarlarken onların uygulamak istedikleri politikaları bir bir uygulamaya başladılar. Her ne kadar Darbenin başı Kenan Evren elinde Atatürk’e benzemek için bastonu, dilinden de Atatürk’ü düşürmediyse de bu sahte Atatürkçülüktü kitlelerin kandırılması üzerine uygulanan bir senaryoydu. Fethullahçıların bile kılına dokunmak şöyle dursun her tarafta serpilip gezinmelerine izin verilmişti.

Sonuç olarak Türkiye halkı 12 Eylül 1980 sonrası çok ama çok acı Günler yaşadı. Dünkü yazımda dile getirdiğim gibi Şili’de ne yaşandıysa bir benzeri de öz itibari ile aynı fakat başka bir şekilde kurgulanmış olan senaryo ile yaşandı.

Sovyetler Birliği ve Sosyalist Sistem yıkıldı ancak ABD’nin dünya politikası devam ettirildiği için daha sonra Büyük Ortadoğu Projesi olarak anılan proje gündeme gelecektir. Dolayısı ile de bu projenin aktörlerinin de ABD tarafından hazırlanması gerekiyordu hazırlandı da. ABD, İngiltere ve İsrail politikaları ile örtüşecek ve de iktidara taşınması gereken bir parti düşünüldü.

Düşünenler kuşkusuz CIA’nın, İngiltere istihbaratının ve İsrail Mossad’ının adamlarınca yaşama geçirileceği için Erbakan’la bu konu koşullar ileri sürülerek konuşuldu, konuşulurken de İsrail’in güvenliğine uygun davranılması istendi.

Yazanlar, çizenler bunları belgeleriyle ortaya koyuyorlar ve Erbakan’ın bu isteği reddettiğini söylüyorlar. Bunun üzerine aynı istekle Muhsin Yazıcıoğlu’na gidildiği onun da bu isteği geri çevirdiği söyleniyor. Sonuçta İngiltere tarafından bu istek Abdullah Gül’e Kabul ettirilip daha sonra da konu Recep Tayyip Erdoğan’a açılıp kabul ettirildiği de ileri sürülen iddialar arasında yer alıyor.

Sonrasındaki gelişmeleri biliyoruz. Erbakan’ın dizi dibinden kaldırılan sözünü ettiğimiz bu kimselere AKP kurduruluyor ve AKP bir proje partisi olarak 17 yıldır iktidarda ve 12 Eylülcülerin politikalarını yaşama geçiren bir parti olarak bugün iktidarda ve gelinen nokta ise apaçık ortada.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak kapitalist/emperyalist sistemin Bütün oyunlarını ve bu oyunları ülkemizde gerçekleştirdikleri aktörlerini iyi biliyoruz.

Bunların önü kesilmeli, kesilmekle kalmamalı bir an önce iktidardan indirilip sosyalist savaşımın önünün açılması sağlayarak hedefimize kilitlenmeliyiz.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA