turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AKP VE SARAY İKTİDARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 EYLÜL 2019

AKP ve saray iktidarı ile ilgili olarak artan yazı ve konuşmaları da dikkate alırsak bir şeyler olduğu kesin. Daha da önemlisi uzun zamandır belki de ilk kez AKP içinden çıkanlar yazıp çizmeye ve konuşmaya başladılar.

Oysa Eskiden ne olursa olsun kimsenin gıkı bile çıkmaz, kimse muhalefet etmeye yeltenemezdi. Biat kültürü herkesin elini kolunu bağlamış ve neredeyse herkesin gözünü kör etmiş durumdaydı. Sonra sorunlar dağ gibi birikmeye başladı. Bu denli büyük vurgun ekonomisi erinde gecinde varıp bir yere toslayacak ve bu geminin parçaları da oraya buraya dağılacaktı. Bir zamanlar gizlenen şeyler gizlenemez oldu. Para gereksinimi arttıkça arttı ve el atılacak atılmayacak ne varsa el atıldı. AKP’ye göre adı varlık fonuydu ama gerçekte yakından uzaktan ilgisi bile yoktu. Daha çok para bulmak ve daha çok vurguna kapı aralamak için ülkenin her koşulda ayakta kalmış olan bazı kurumlarına el atılması gerekiyordu öyle de oldu el atıldı ve yağma apaçık devam ediyor. Özünde borçlanma için açık kapı bırakılan bu fon işi elde kalan son bazı kurum ve kuruluşların da yabancıların eline geçmesi için derin sıkıntılar yaratacak bir yoldu; AKP ve saray iktidarı da bu yolun yolcusu olarak hiç kimseyi ve hiçbir kurumu takmadan son sürat kıyamete doğru yol almaktadır. Ekonomide yaşanan kıyamet, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyin aynasıdır. Bu yüzden de ülkede kötü olan ve kötü giden salt ekonomi de değildir. Bu yüzden de AKP ve sarayın sonu denilebilir ki belli olmuştur.

Eh her şey bu denili kötü giderse iktidar da ülkeyi yönetmekte zorlanacaktır. Bu yüzden de iktidara karşı muhalefet edecek kim varsa baskı altında tutulması gerektiği için bugün AKP ve saray iktidarı baskı konusunda sınırları zorlamanın çok ama çok ötesine geçmiştir. Ülkede hukuk, adalet ve bu ölçülere bağlı olarak da eşitlik adına ortada hiçbir şey kalmamıştır. Hileli yöntemle değiştirilen dünyada eşi benzeri olmayan ucube bir partili Cumhurbaşkanlığı sistemi getirilmiştir. Bu andan itibaren de meclisin hiç mi hiç hükmü kalmamış ülke tek kişinin keyfi anlayışı ile yönetilmeye başlanmıştır. Bugün TBMM en yaşamsal konularda bile bir yana itilmiş, Hiçbir konunun çözüm adresi değilmiş gibi bir noktaya getirilmiştir. Dolayısı ile en olmaz işler bile meclis bir yana itildiği için olur hale getirilip uygulanır olmuştur.

Basit bir örnek verirsek; kolay değil, bugünkü meclis aritmetiğine Bakınca ama eğer Sakarya’daki tank palet fabrikasının özelleştirilmesi veya devri’nin Katar ve yerli ortağına verilmesi mecliste gündeme gelseydi kim bilir belki de 50 milyon dolar bulunur ve bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın açık ya da gizli bir kararnamesi ile fabrika elden çıkarılamayabilirdi. Meclisin devre dışı bırakılması sonucu daha pek çok konunun bile engellenmesi mümkün olabilir olamazsa da bilgiler kamuoyunun bilgisine sunulmuş olurdu ki iktidar da sonuçta oyla yerinde durduğu için bunları yapmaya cesaret edemez ve bazı girişimlerin önü kesilebilirdi.

Aynı şey dış politikada da devam ettirilmekte, bir kişinin doğrusu olarak görülen pek çok acayip karar uygulamaya konulmaktadır. Bugün Suriye politikası da bunlardan birisidir.

Uzatmayalım bugünkü iktidar yapıp ettikleri ile birlikte her geçen gün daha da güç yitirmekte sonuçta kaybedeceği de ortadadır. Bütün bu gerçeklere karşın iktidara karşı muhalefet diri bir muhalefet yürütmek yerine ekonomiden tutalım da daha pek çok soruna kadar iktidara bir şans vermek adına muhalefet tarafından daha eylemli bir muhalefet akla bile getirilmeyip dur bakalım ne olacak anlayışına yatılarak beklenilmektedir.

Bugünkü iktidarın konumu ile ilgili bazı analizler yapacak olursak sermaye kesimi bir bütün olarak iktidara karşı değildir. Aksine sermaye kesiminin önemli bir kesimi iktidardan nemalandığı ölçüde kârını düşünerek iktidarın yanında yar almaktadır. Yalnız sermayenin bir kısmı da AKP iktidarına karşıdır. Bu durum salt ülke içi sermaye güçleri açısından böyle değildir, aynı şey dış sermaye güçleri açısından da benzerlikler göstermektedir.

Diğer sınıf ve katmanlara gelince; kuşkusuz bu kesimler arasında AKP ve saray iktidarına karşı olmak bir hayli yaygındır. Sonuçta bu önemli olmasına karşın yine de AKP’yi bulunduğu yerden indirmek kolay olmamaktadır. Çünkü bu kesimde yer alan sınıf ve katmanlar dağınık oldukları kadar da örgütlü bir mücadelenin içinde de değillerdir. Ya da bu kesimlere önderlik edecek bir parti söz konusu değildir. Durum işçi sınıfı açısından da benzerlikler göstermekte, işçi sınıfı onca sermaye ve iktidar saldırısı ile karşı karşıya olmasına karşın sanki yerinde öylece çakılmış bekler bir vaziyettedir. Bu yüzden de var olan sermaye iktidarlarını bazı kararlar almak zorunda bırakmak şöyle dursun işçi sınıfının yararına herhangi bir karar almayı aklından geçirmeye bile gerek duymamaktadır.

Sosyalistlere gelince; sosyalistleri sistem partileri her ne kadar muhalefet yerine koymamak için özel bir önem gösteriyor olsalar bile sosyalistlerin eleştirileri ve karşı çıkışları gerçekte iktidar duvarında çatlaklar yaratacak denli etkilidir.

Ne var ki bütün bunlar yetmiyor.

Sonuca ulaşmak için çok daha yığınsal ve çok daha güçlü sosyalist bir partiye gereksinim vardır.

Hayat bu gerçeklerle erinde gecinde herkesi tanıştıracak, sistem partileri için al külah ver takke hesabı iş görmek bir yerden sonra tıkanacak ve yel işçiden, emekçiden tüm bu güçlerin motoru konumunda olan sosyalistlerden yana esmeye başlayacak ve her şey başka olacak ve kapı başka bir dünyaya açılacak.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA