turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


VE CUMHURİYET

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 EKİM 2019

Bugün başka bir yazı yazmak içimden gelmedi. Çünkü onca dinci, gerici, faşist, liberal, neoliberal cumhuriyete saldırıp dururken bizler de bu kervana katılacak değiliz elbette.

Cumhuriyet’in 96. Yılını kutlayanlar var, içi kan ağlayarak kutlayanlar var, kıyıdan köşeden saldırıp sayıp sövenler var. Bu yüzden bizler de öyle palavra cinsinden değil de hakkını veren bir yazı yazmayı daha uygun gördük.

Bugün kendini solda görenlerin hemen önemli bir kesimi yaşadıklarımızı sıralarsak cumhuriyeti büyük ölçüde yadsıdıklarını görürüz. Hemen bugüne dönüp baksak en azından böyle bir görüntü söz konusudur. Konuşmaya başlasanız cumhuriyet döneminde neler çektiklerini sıralayıverirler, haklıdırlar da. Ancak bizler tarihsel bir dönemi koşullarıyla birlikte ele alıp yazılıp konuşulanlara yanıt bulmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda da amacımız tabiî ki de bir kez daha doğruları dile getirmektir.

İnsanlığın çıktığı uzun yürüyüşten örnekler vererek pek çok gelişmeyi insanlık açısından ileri bir adım olarak söylemeye çalışsanız bile alıcısını bulmakta zorlanırsınız. Ama gerçekler ne yazık ki insanlığın bu uzun yürüyüşündeki evreleri getirip getirip önünüze koyuverir. O zaman da 1789 Fransız İhtilali’ni anlatmak isteseniz açılmaz bir demir kapı ile karşı karşıya kalıverirsiniz. Kayalardan ses gelir anlattıklarınızdan diyalektikle ilgili yüreklendirici tek bir söz bile duyamazsınız.

Valla hepimiz bir rüya görmüş olmalıyız kesin. Niye derseniz; insanlığın uzun yürüyüşünü ve duraklarını anlatmak için bizim kafamıza bir şeyler sokmak isteyenler sınıflarımıza bir sürü tablo asarlardı da bizler bu tabloları yüksek not almak ve sınıf geçmek olarak gördüğümüz için sadece ezberler geçerdik Dolayısıyla insanlığın ne ilkçağı ne ortaçağı ne yeni ve yakınçağı çok da derdimiz olmazdı. Ama olmalıymış. Niye derseniz bu saydıklarım devrimci olmayı seçtiğimizde başımıza geldi. Dolayısıyla Felsefe okuduk, devrimci devrimci şakımak için Diyalektik ve Tarihi Materyalizmi yalayıp yuttuk. Şimdi ise devrimciliğimizin başka bir evresinde olduğumuz için bütün bunlara gerek bile olmadığını anlayıverdik de Allahtan yanlış düşünenlerle keçimizi koyunumuzu seçiverdik.

Artık ne ayrıntı ilgilendiriyor bizi ne de insanlığın uzun yürüyüşü. Hem köle de sömürülüyor işçi de sömürülüyorsa yani öz itibariyle değişen bir şey yoksa niye çakılıp kalalım ki insanlığın uzun yürüyüşünde? Bir çırpıda lafı devrimciliğe getirir silkeleriz egemenleri olur biter. Ne demeye zaman harcayalım, hem o kadar zamanımız bol mu ki iğne ile uyuşturulmuş aslan gibi yerde miskin miskin yatalım, kükreriz daha iyi.

Ama biz yine de insanlığın uzun yürüyüşünden söz etmeden geçmeyelim. Karşımızda bütün bu uzun yürüyüşü ve uzun yürüyüşün duraklarını yok sayıp postmodern postmodern şakıyanları da hinoğlu hin değil de bizden sanmayalım doğrusu bu.

Ne yapalım ki insanoğlu her şeyi çabuk unutuyor. Köleyken çektiklerini es geçip feodal sistemde ortaya çıkan bütün kötülükleri daha sonra kapitalizmle feodalizm arasındaki farkın da önemli olmadığı sanılarak topyeküncü bir anlayışla kötülükleri de birbirine karıştırarak ince eleyip sık dokumaya gerek bile duymadan her şeyi aynı kaba koymak kolayına geliyor ki öğrendiğimiz devrimciliğimizle bile çelişir hale geliyoruz.

Şimdi gelelim 96 yıllık cumhuriyete.

Osmanlı döneminde nasıldık? Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte karşılaştığımız şeyler ne gibi şeylerdi? Ne değişti? Ne değişmedi? Kim bize bunca eza ve cefayı yaşatıyor? Yaşadıklarımızın neden nedir ayrıntılarsak koca bir tarih yazmak gerekir. Biz en iyisi yaşadıklarımızı bir özet cümle ile geçelim daha yerinde olur. Evet, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte kazanımlar vardır ancak ortaya çıkan yeni durumda da sınıflar ve sınıfların uzlaşmaz çelişkilerinden kaynaklanan mücadelesi de vardır. Doğal olarak bu mücadelede egemen olanlar bizlerin üstünde egemenliklerini sürdürmek için her yola başvuracaklardır. Ancak bu yeni dönemde eskiye oranla farkların olduğunu, bu farklar nedeniyledir ki bizlerin de artık egemen güçlerle mücadele etmek için sendika, parti gibi araçlarımızın olduğu da bilinmeli bizce. Çünkü doğru tanı bizi doğru bir mücadele yöntemiyle tanıştırır, işte o zaman da başarılı oluruz yoksa nah deyip natır dememek gibi bir kafa kalınlığı ile ne kadar devrimci olunursa işte o kadar devrimci olunur.

Bu saydıklarım nedeniyle şimdi şöyle tartışmaktayız. Cumhuriyet’in kazanımları vardır, bir diğer düşünceye göre de yoktur ya da değişen hiçbir şey yoktur.

Acaba öyle midir?

Hani Recep Tayyip Erdoğan’dan sık sık duyuyoruz ya kuldu, ümmetti şuydu buydu sözlerini niye rahatsız oluyoruz öyleyse?

Yurttaş olduğumuz için olmasın?

Laiklik ve hilafet bizim için bir anlam ifade etmiyorsa Erdoğan, “ümmete şevkatli, kafirlere şiddetli” olmalıyız derken niye tüylerimiz diken diken oluyor dersiniz?

İsviçre Medeni Kanunu’ndan mı nereden alınmışsa yasalarımızda yer alan Medeni Kanunla uğraşanlar kim, bu kanunlar kimlerin hakkını hukukunu bir ölçüde de olsa savunuyor hiç kafamızda evirip çevirdik mi?

Sonra Cumhuriyet’le birlikte eğitimde yeni atılım ve bu atılımla birlikte gelinen nokta da mı bir şey değil?

Yoksa o topyeküncü kafa ile her olup bitene adam sende çekip tarihin tekerleğini geriye döndürmek isteyenlerin ayak izlerinden mi gideceğiz?

Beylik sözlerle söylenirse; iyi de bütün bunları söylerken ortadan kalan ne mi var deyip dinci, gerici, faşist çevrelerle aynı dili konuşacağız?

Evet, gelinen nokta hiçte iç açısı değildir. Olumsuzluklar diz boyudur. Ancak bütün bunları 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet’le açıklayıp işi bitirmek de faydasızdır. Faydasızdır, çünkü ereğimiz sosyalizm olduğuna göre eğer insanlık böylesine bir uzun yürüyüşü geçe dura, sıçraya koşa yürümeseydi bugün bizlerin de sosyalizm düşü olmayacaktı.

Bu yüzdendir ki biz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi üye ve yandaşları Cumhuriyeti de, değerini de, kazanımlarını da, bu noktada sürüp giden sınıf mücadelesini de iyi biliyoruz.

Bu konuda söylenecek sözümüz de az değildir hani…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA