turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KAFALARI BİR TÜRLÜ BASMIYOR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

04 KASIM 2019

 Cumhuriyet’in kuruluşu tarihi 29 Ekim 1923. Bu yıl cumhuriyetin kuruluş yıldönümü Cuma gününe rastladı.

Çeşitli çevrelerde bir de baktık ki bir kampanya başlatılmış. Bakalım Cuma namazındaki Cuma namazı hutbesinde Mustafa Kemal’in adından söz edilecek mi edilmeyecek mi diye. Bildiğimiz bilmediğimiz pek çok kimse Diyanet’in nasıl bir tutum alacağı ile ilgili gazete köşelerinde, internet ortamında yazılar döktürüp durdular.

Anıldı anılmadı derken 29 Ekim gelip geçti.

Ne yazık ki kimsenin Mustafa Kemal Atatürk’ün adının Diyanetin talimatıyla anılması bir zül olur diye aklına bile gelmiyor. Yok efendim, bu kurum Atatürk tarafından kurulmuşmuş da, Atatürk tarafından kurulan bir kurum Atatürk’ün adını nasıl anmazmış da deyip duruyorlar. Şunun şurasında 10 Kasım tarihine ise 6 gün var. Ve de aynı tartışmaları inanıyorum ki bir daha yaşayacağız.

Oysa o günlerden bugünlere gelinceye kadar köprülerin altından çok sular geçmiştir. Halkın adını duyduğu cumhuriyet bir de baktık gördük ki çoktan mevta olmuş. Ortalıkta ne laiklik bırakılmış, ne bağımsızlık, ne adaletten söz edilebilir ne de eşitlik ve özgürlüklerden. Aradan geçen onca zaman sonra AKP ve saray iktidarı işbaşına gelince herkes niyeyse Cumhuriyetin ruhuna fatiha okunduğunu düşünüyor. Oysa daha Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak sermaye düzeni yukarıda saydığımız şeyleri bir bir ortadan kaldırıp kıçını iktidar koltuğuna koyduktan sonra gele gele bugünlere gelmişiz.

Marşall Yardımıydı, ikili anlaşmalardı derken iktidarın meclisi de devre dışı bırakarak Kore’ye asker göndermesiyle ve de Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle yeni bir eşiğe gelmiş dayanmış. Türkiye şeyhler ve dervişler ülkesi değildir denilmiş ama orada burada pusup sesini çıkarmayan tarikat ve cemaatler başlarını kaldırıp iktidar için en önemli güç dayanağı olmaya başlamışlar. Devletin sırtından bitleri kanlanan sermaye kesimi ise aydınlanmadan da rahatsız olmuş, laiklikten de. İşçilerin ve emekçilerin hak istemleri komünizm korkutması ile susturulmuş, olmadı tanınan bilinen insanların bileğine prangalar geçirilerek topluma gözdağı verilmek istenmiştir.

Sonra değişen dünyada, değişen koşullardan kaynaklı bir takım hak ve özgürlükleri ülke yurttaşına da tanımak söz konusu olunca Amerikancı sendikaların yerine işçilerden yana sendika kurulmuş, emeğin hakkını savunacak sol ve sosyalist partiler onca baskıya karşın sahnede yerlerini almaktan geri durmamışlardır. Bu durum işbirlikçileri ve işbirlikçi sermayeyi elbette rahatsız ettiği için ilericilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin üstüne yürünmüş yeri gelmiş 141-142’ci maddelerle pek çok kimseye kan kusturularak sermaye düzeni daha da bir korunaklı hale getirilmiştir.

Uzatmayalım, 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen cumhuriyet ise şeklen sahiplenilmiş gerçek kapsamı itibari ile de tukaka edilerek her fırsatta budanma yoluna gidilmiştir. Böylece şeklen cumhuriyetçi gerçekte Cumhuriyetle ilintisi giderek kesilen bir rejim halka dayatılıvermiştir. Dayıtılmakla kalınmamış süreç içinde Cumhuriyetten ortada sahiplenilecek neredeyse hiçbir şey bırakılmamıştır. Her yeni iktidar işi biraz daha biraz daha kötü noktalara çekerek karşımıza Cumhuriyet diye diye soygun, vurgun, talan, hırsızlık, israf, tantana, yağma sistemini egemen kılmakta başarılı olmuşlardır.

Hesaplaşma bütün hızıyla sürerken bu kez başka bir şey olmuş. Halk yığınsal olarak Cumhuriyet’e sahip çıkmaya başlamıştır. Bu yüzden korkuları büyüyen iktidarlar ise her yeni durumda yeni yeni tedbirlerle Cumhuriyet’e sahip çıkanları durdurmaya kalkmışlar, kalksalar bile sahip çıkanların önü kesilememiş, halkın isteği de giderek etkili olmaya başlayarak bazıları için korkuya dönüşmüştür.

Oysa şimdiye kadar şekli Cumhuriyet hali ne güzel işletiliyordu. Bu haliyle her şeyi gizlemenin olanağı varken Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte durum başka bir noktaya evriliverdi. Bu kez Cumhuriyet’e sahip çıkanların halk olduğu görüldü. Eskisi gibi cumhuriyet resmi resmi kutlanabilseydi, Mustafa Kemal’in adı Cuma hutbelerinden eksik edilmeseydi, işi vatan millet, bayrak ve Sakarya palavralarıyla idare etselerdi kimsenin de bu kadar canı sıkılmayacaktı.

Görüldüğü gibi tarihin tekerleği bir dönmeyegörsün kimse onu geriye çeviremiyor.

Ülkenin gerçek sahipleri, işçiler ve emekçiler işin peşini bırakmıyorlar. Laik, demokratik, bağımsız, özgür eşit tek kurtuluş seçeneği olan sosyalizme varıncaya kadar da sürecek ve devam edecek olan mücadelenin görüldüğü gibi önü de kesilemiyor. Daha önce sırası geldikçe yazdık ve konuştuk.

Bu Diyanet işi bizleri çok yordu çok. Onu da kapatıp tarihin ömrü bitenler arşivine göndermek bizim işimiz olacak.

Böylece de Diyanet, tarikatler, cemaatler çocuklarımızın nasıl eğitileceğine karışıp onları müftülü-tiritli bir eğitime zorlamalarının da önünü kesivereceğiz olup bitecek.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA