turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BÜYÜK ÇÜRÜME

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

08 KASIM 2019

Her fırsatta sorar, vicdanımızı sorgularız ancak sonuç olarak yine de kalıcı ve işe yarar bir yargıya varamadan unutup gideriz.

Öyle ya Aksaray ilinde bir okulda otizmli çocuklarımıza gösterilen vicdansızlığa kadar hiç mi bu ülkede bir şey görmedik ya da ne bileyim yaşamadık? Bir de sorarız pişkin pişkin. “Biz bu noktaya nasıl geldik” diye.

Böyle şeyler yaşandığı zaman niye o ilin yöneticileri olayın üstüne gitmekten çekinirler dersiniz? Neden olup bitenlerin abartı olduğunu anlatmak için çabalayıp dururlar da bir çözüm üretmek için kıllarını bile kıpırdatmazlar?

Aslını sorarsanız, bizler eskiden de benzer noktadaydık ancak o dönemlerde yaşananları kamuoyuna duyuracak elimizde bir araç olmadığı için bir şey yapmayıp susarak suça katılırdık. Gerçek ne yazık ki buydu.

Şimdi öyle mi ya? Bir durum mu var yediden yetmişe hemen sarılıyoruz cep telefonuna çekim yapıp yüklüyoruz internette bir kuşun kanadına. Sonrasında ise dünyanın öbür tarafındaki sağır sultan bile duyuyor.

Aksaray ilinde bir okulda yaşanan olay hiç yaşamadığımız şey değil yani. Bilmem kaç binincisini yaşamış bile olsak tınmayız bile. Sanki hepimizin çocuğu Albert Einstein da otizmli kardeşleriyle bir arada görünürlerse yıldızları sönecekmiş zekâları sönüp gidecekmiş sanısına kapılır sonra da zalimlik bu ya insanoğlunun içinde beslediği canavardır çıkar herkesi hatur hutur yer de hiçbir şey olmamış gibi geri vicdandaki yuvasına dönüp çekilir köşesine tatlı bir uykuya dalar, bir yeni olaya kadar…

Ey ülkemin insanları mış gibi yapmaktan vazgeçin. Vazgeçin çünkü ülkemizde yaşanan ne kadar zalimlik varsa ister içinde olun ister dışında bir şekilde suç ortağısınız. Eğer öyle olmasaydı İstanbul Fatih’te 4 kardeş siyanür içerek niye ölüme yatacaklardı değil mi? Onca insanız, sokaklarda, caddelerde vızır vızır dolaşırız da bir tekimiz bile farkına bile varamayız siyanür içerek yaşamlarına son veren kardeşlerin.

Sonra kağnının tekeri kırılır, ortalığa dökülen “vicdan sahibi” bir sürümüz ah edip onlardan söz ederek ulaşabildikleri en yüksek doyuma ulaştıktan sonra vicdanlarına kar yağdırıp çekiliverirler ortalıktan. Hani ne diyor elektriği kesmeye gelen görevli?

“Bilmiyordum böyle olduğunu:”

Bilsen ne yapacaksın ki be kardeşim? Vermişler senin eline bir makine, demişler şu şu elektrikleri keseceksin çünkü borçlarını ödememişler. Gücün mü var, kesmeden dönebilir misin işyerine? Dönsen bilgisayar demez mi patrona senin bu işçin var ya bu işçin; görevini yapmadı kesmedi elektriğini yoksullar diye, senden önce rapor vermez mi? Verince de patron seni kapının önüne koyup yeni bir asgari ücretli bulut elektriği kesmeye göndermez mi?

Sömürü toplumlarında bilinmelidir ki insan insanın kurdudur. Eğer vicdanımız bu denli karardıysa sömürü toplumlarının üstümüze çöken kapkara bulutlarındandır. Binlerce yıl karara karara ne hale gelmiştir vicdan denilen şey hiç sordunuz mu kendi kendinize. Çinli filozof Tao insanı mutlu eden iki şeyden söz ederken birisi temiz bir vicdan demiş, demiş de ortada temiz kalan bir şey yok ki. Sınıflı ve sömürü toplumları sol memenin altındaki cevahiri öyle bir karartmışlar ki işte bu yüzden çocuklarının normal olduğunu düşünen anne ve babalar otistli çocuklarımızı yuhlayabiliyorlar.

Ancak şunu unutmayalım sömürü toplumlarında da zaman zaman zalimliğin arttığını görürüz elbette. Şimdiki durumumuz da böyle. Vicdansızlık ve zalimlik artmış durumda. Çünkü iktidara gelenler dini pazarlayarak geldiler. Ne yaparlarsa, ne ederlerse din adına Allah adına yaptıklarını söyleyerek önlerine çıkacak tümsek bile bırakmadan yürü ya kulum cinsinden birer yolcuya dönüşmüşlerdir. Bugün Allah aşkına biriktirilen dolarlar, Allah aşkına gökyüzünü delen iş merkezleri, halkı kazıklamak için açılan AVM’ler yaşamımızın bir parçası olduysa laf ola beri gele olmadı. Pazara sürülen insan onurunun karşılığıdır desek ne diyor bu diyeceksiniz kesin. Salhaneye boynunu vurdurmak için adeta koşan öküz desek, yo olmaz, bu çok ağrınıza gider. Öküz olmadığınızı siz zaten kanıtlamış durumdasınız. Nasıl mı? Otistli çocuklarımızı idarecilerin de yardımı ve göz yumması ile yuhlayarak…

Toplumun içinde sevgi satıcıları da az değildir. Kimisi inanarak dünyayı sevginin kurtaracağını söyler, kimisi de hinlik olsun diye. Hiç kimsenin aklına bu sevgisizliğin de bu acımasız zalimliğin de kaynağının ne olduğu bir türlü gelmez. Demezler ki gemisini kurtaran kaptan ne demek? Herkes kendi çocuklarının sıyrılıp kurtulmasını ve kaptan olmalarını istediği için kolayca diğerlerinin sırtına basıp geçmek isterler karşıya.

Yani sonuç olarak vicdan mı arıyorsunuz? Yoktur be kardeşim! Kapitalizm, ‘BÜYÜK ÇÜRÜME’Yİ herkese tattırmakta, geçenlere madalya takmakta, geçemeyenlere de enayi muamelesi çekmektedir. Bu yüzden de bugünkü dinci, gerici, faşizan rejimi yani kapitalizmin cürufunu önümüze koyan AKP ve saray iktidarından ne beklenebilir ki? Açın gözünüzü açın! Yuhlanacak olanlar güneşin altında sizi ahmak yerine koyanlardır.

Eğer varsa yüreğiniz onları yuhlayın ne istiyorsunuz güzelim çocuklarımızdan a bire ahmak sürüleri, ne istiyorsunuz!

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA