turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

14 ARALIK 2019

Sosyalizm, kimilerine göre güzel bir düştü kimilerine göre ise insanlığın geleceğiydi. Düş olarak görenlerin sosyalizme güzelleme düzmelerinin bir yararı yoktu ancak yığınları gerçekleşmesi olanaksızmış gibi gösterip etkilemesi de hiç kuşku yok ki geniş emekçi yığınların üzerinde olumsuz etkileri olmasını sağladı. İnsanlığa böylesine umut veren bir kurtuluş yürüyüşünün yeryüzünde kapitalizmin çanlarının çalıyor olmasını haber vermesi de kapitalizmi savunanların kime ve neye nereden yüklenecekleri konusunda paha biçilemez ipuçları verdi. Madem sosyalizm bir gelecek değil de düşse yığınları bu rüyadan uyandırmak gerekiyordu. Burjuvazi de öyle yaptı. Yığınların boşu boşuna düşleyerek zaman geçirmeleri yerine zaman yitirmeden gerçeklerle yüzleşmesi en iyisiydi. Burjuvazi de onu yaptı. Geniş yığınları gerçeklerle yüzleştiriyormuş gibi yaparak kapitalizmin dünyanın sonuna kadar sürecek olan bir sistem olduğunu, en iyisinin bu sistem içinde yapılabileceğinin görülmemiş bir propagandasını yaparak işin kötüsü salt yığınları değil, sosyalizm için mücadele eden geniş bir çevreyi de bu büyük yalana inandırarak zafer bayrağını insanlığın döşüne dikmiş oldu.

Diyalektik bize işin A, B, C’sini öğretmişti aslında ama neyi ne kadar anladığımız tartışılırdı. Paris Komünü ile patlayan sınıfın enerjisi kuramı ve pratiği ile Lenin’de ete kemiğe büründü ve sosyalistler 1917 Büyük Ekim Devrimi ile burjuvazinin ayaklarının altından halıyı çekmeyi başararak iktidarı ele geçirdiler ve dünyanın dört bir yanına umut olan sosyalizmi yaşamımızın bir parçası haline getirdiler. Dikkat edilir ve araştırılırsa Ekim Devrimi’nin dünyanın bütün sosyalistlerine nasıl bir moral verdiğini nereden yürümeleri gerektiğini de bütün çıplaklığı ile göstermiş dünyamız bu kez kapitalizme ve emperyalizme vura vura dönmeye başlamıştır.

İş artık kolaydı. Kalkar, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar, Her Şey Emeğin Olacak” derdik olup biterdi. Üstelik önümüzde yaratılan Sovyetler Birliği ve bu ülke ile Sosyalist Sistemi oluşturan ülkeler de varken işimiz daha da kolaylaşmıştı. Gerçekten de ortaya çıkan ve sosyalizme doğru devinen dünyanın dört bir tarafında olan gelişmeler de umut vericiydi.

Gelişmeler bu haldeyken nasıl oldu da rüzgâr tersinden esmeye başladı ve elimizi uzatsak kavuşacakmış kadar yakın olduğumuz sosyalizm insanlığın kurtuluş seçeneği iken birden bire yüz çevrilen ve pek çok saldırı yöntemiyle gözlerden düşürülen bir sistem olarak görülmeye başlandı ve yığınlar nasıl oldu da burjuvazinin kayığına binerek hızla sosyalizmden uzaklaşma yolunu seçtiler?

Kapitalizmin ışıklı dünyasının büyüsüne kapılmak insanlık için neden bu kadar kolay seçilir bir yol haline geldi. Yığınların tüketim alışkanlıkları üzerinden yürüyen kapitalizm, insanların alışveriş çılgınlığına kapılarak alabildiği ölçüde insan yerine konulacağı ve önemseneceği düşüncesine ne oldu da kendisini bu kadar kolay kaptırıp benimseyerek örümceğin ağına düşen canlılar gibi bu kadar kolay sapır sapır döküldüler? Yoksa bizlerin sosyalizme ulaşmak için sunduğumuz yol ve yöntemler, örneğin gerilla mücadeleleri niye peşinden gidilen ve destansı bir kahramanlıkla sunulan bu yol geniş emekçi yığınları için çekim merkezine dönüşüp geniş halk yığınlarını ayaklandırmadı da öykümüz birbirini izleyen yenilgilerle sonuçlanıp umut kırıcı oldu? Ekim Devrimi ile halk ayaklanmasının nasıl bir sonuç yarattığını görenler bu yolu bırakarak ve ne yapalım merkezi yerlerde sistem her şeyi daha kolay kontrol ediyor, bizde madem böyle kontrolü zor olan kırsal alanlardan yürürüz deyip de maceramız niye bu kadar kısa sürdü?

Eh mademki bu da olmuyor öyleyse bizler de seçimlere girer, yığınların olurunu alır iktidar oluruz diye düşündük de ne oldu? Güney Amerika’da sönümlenen gerilla hareketleri gibi seçimle işbaşına gelmiş olmamız niye bize bir atılım kazandırmadı. Şili’de Allende, bir darbeyle devrilip niye katledildi? Arjantin’de yaşananlar neyin nesiydi? Venezuela’da niye sular durulup emeğin iktidarı kurulamıyor? Bolivya’da bir darbe sonrası Meksika’ya gitmek zorunda kalan Evo Moreles ve diğerlerinin denedikleri yol niye bize bir umut vermiyor? Günümüzde nasıl bir mücadele yöntemi ile yürüsek de başarılar elde etsek neden önümüzde bir yol haritamız yok? Bütün sıkışıklığımızı geçmişte yürünen yollarla aşabileceğimizi hesaplayıp döne döne aynı yerlerde dolaşıyor olmamız bizi bu kadar niye zorluyor?

Bu sorulara yanıt arayanların bazıları yollarını seçtiler. Onların büyük bir bölümü burjuvazinin minderinde güreşerek sonuç alacaklarını düşündüler ve iktidara da gelenler oldu. Ancak bu iş olmuyor. Olmuyor çünkü iktidara gelenler burjuvaziyi mülksüzleştiremiyorlar. Bir yanda küçük küçük emekçi yığınlardan yana dönüşümler gerçekleştirilirken öbür yanda burjuvazinin bütün kurum ve kuruluşlarına dokunulmuyor. Burjuvazinin kutsal mülkleri kendilerinde, şirketleri harıl harıl para kazanıyor. Yerli işbirlikçiler emperyalist/kapitalist sistemle aralarında öyle bağlar kurmuşlar ki olmadı yardıma çağırıp hiç dokunmak gereği duyulmayan ordudaki işbirlikçilerle birlikte darbe yapıp eskiye dönüvermişler.

Sosyalizm hem güzel bir düş hem de insanlığın geleceği. Bu konu böylesine açık ve ne yapılırsa yapılsın kirletilemediğine göre geriye bir tek yol kalıyor. İktidarı ele geçirmek ve sosyalizmin kuruluşunu işin özüne uygun bir şekilde uygulamaya koymak.

İktidar nasıl ele geçirilecek diye soruyorsanız bir reçete ile değil ama bir örnekle söylemek isterim.

Kartacalı komutan Hannibal, Roma’yı kuşatır, ancak bir türlü ele geçiremez. Yüksek bir yerden Roma’ya bakar ve şöyle der:

Ya bu Roma’ya gireceğim, ya bu Roma’ya girmenin bir yolunu bulacağım.

İşte biz sosyalistler de böyle yapacağız. Ya iktidarı ele geçireceğiz ya da ele geçirmenin bir yolunu bulacağız. Sonrasını yani kuruluş dönemini zaten biliyoruz.

“Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar, Her Şey Emeğin Olacak.”

Ama mış yapar gibi değil, sahte reformlarla değil, sahte özgürlük numaraları ile değil…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA