turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


PALAVRACI PİLAVCILAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 ARALIK 2019

Türkiye tam 17 yıldır palavracı pilavcılarca yönetiliyor. Bilimin yanından geçmemiş, bilim deyince ilim tripi atıp dinsel alanın dokunulmazlık zırhı içinden herkese korku salmayı adet haline getirmiş bir çevre ile karşı karşıyayız.

Hiç kuşkunuz olmasın ki bu çevre öyle kolayca örgütlenip iktidar koltuğuna taşınmadı. Bunlara İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında öyle görevler verilip parasal olarak desteklendiler ki örneğin bizim ülkemizde yaşanan pek çok olayın tertiplenmesinde bunların parmağı var. 1950’lerden sonra biliyorsunuz Demokrat Parti iktidarı var. Bu dönem tarikatların palazlandığı, Amerika ili ilişki kurmak için her türlü ödünün verildiği, ‘Barış Gönüllüleri’ görüntüsü altında CIA ajanlarının Anadolu’da cirit atıp adam devşirdiği dönemdir ki Kore’ye asker göndermekten tutun da NATO’nun sadık üyeleri arasında yer almaya kadar pek çok görev yerine getirildi.

Demokrasi mi diyorsanız, bu sözcük birilerinin ağzında pelesenkti ama ne isteniyorsa bunlar kendileri için istiyorlardı. Mecliste muhalefet sindirildi. Kırşehir’i bile Osman Bölükbaşı alıyor diye bunlar ilçe yapıp Nevşehir’e bağladılar. Gazetecilerin kolundan tutulduğu gibi içeri alınması sorgu sual hak getire bir dönemin yaşanıyor olması da işin tuzu biberiydi.

Doğal olarak herkesi sindirmek ve susturmak isteyen iktidar kan dökmeye de başlamıştı ki yığınları karşı karşıya getirilmesi ve büyük kırımların yaşanması an meselesiydi. Unutmayalım 6-7 Eylül 1955 yılında İstanbul’da azınlıklara yönelik kışkırtıcı girişim de DP zamanında yaşandı. Sonuçta odunu göstersek milletvekili seçtiririz diyen bir iktidar ülkeyi karanlık günlerin eşiğine getirmiş dayamıştı. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi oldu. Devamında yeni bir Anayasa hazırlandı. Bu Anayasa ile önemli sayabileceğimiz demokratik hak ve özgünlükler tanındığı gibi emek eksenli sendikalaşmanın ve sosyalist partilerin kurulmasının önü açıldı. Sağ ve Amerikancı politikacıların toparlanıp yeniden iktidarı ele geçirmeleri uzun sürmedi. Biz bu yazımızın kapsamını genişleteceği için bazı konuları atlayıp doğrudan 1965 seçimlerine gelelim.

1965 seçimlerini Demirel’in Adalet Partisi kazandı. Türkiye İşçi Partisi ise ilk kez meclise 15 milletvekili sokarak grup kurma hakkını elde etti. O tarihlere baktığımız zaman görürüz ki ülke genelinde sol hızla güç kazanmaya başlamıştır. Öğretmenlerin örgütlülüğü hızla gelişip serpildi. Gençlik içinde sol ve sosyalist görüşler hızla yaygınlık kazandı. Toprak işgalleri, işçi grevleri derken DİSK’te kuruldu. Bu gelişmelere paralel olarak da dinci ve sağcı kesimler TÖS’ün toplantılarını basmaya, Kayseri’de öğretmenleri diri diri yakmaya yönelik eylemler gerçekleştirdiler. TİP’in hemen pek çok toplantısı sağcı ve dinci kesimlerce saldırıya uğradı. Amerikan ve 6. Filo karşıtı gösterileri dinciler bastılar ve Kanlı Pazar olaylarının yaşanmasına neden oldular. Pek çok üniversitede gençlere yönelik saldırılar oldu, gençlerimiz katledildi. Demirel’in ilk dile getirdiği şeyse 1961 Anayasası’nın ülkeye bol geldiğini söylemek oldu.

O tarihten başlanarak da yasalar ve birçok kısıtlama ile baskıcı bir yönetimin egemen olması istendi. Yetmedi, gençlik içinde yaşanan ayrışmalardan da yararlanılarak gençliğin üzerine kışkırtıcı bir şekilde gidilip gençlik öz savunmaya itildi. Sonrası malum, 12 Mart 1971 muhtırası ile birlikte askeri bir darbe gerçekleştirildi. Darbeciler bu kez solu yok etmeye yönelik ne yapılması gerekirse onu yaptılar ve ülke çok büyük acılar yaşadı.

Zor günler hızla geçip gitti. Sol bir kez daha ayağa kalktı ve eski dönemden daha kitlesel olarak sahneye çıktı. 1973 yılı hızla değişikliklerin yaşandığı yıl olurken 15-16 Haziran 1974 tarihinde Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kuruldu.

TSİP kuruluşu ile birlikte de kitlesel bir güce ulaştı. Gençlik içinde ise Genç Sosyalistler Birliği (GSB) kuruldu. Büyük bir atılım yapan GSB kısa zamanda hakkında davalar açılarak kapatıldı. TSİP yöneticileri ise birer ikişer içeriye alındılar. Tarih sahnesine sol ve sosyalist sol bir kez daha bölünmüş olarak çıkmalarına karşın kitlesel birikimleriyle kitlelere umut oldu. Devamında Milliyetçi Cephe hükümetleri kuruldu. MHP ve dincilerin örgütlü saldırıları sonucunda bütün ülke kana bulandı. Çorum, Malatya, K. Maraş olayları derken kıskaç iyice daraltıldı ve Fatsa operasyonu yaşandı. Sıkıyönetim ilan edilmesine karşın askerler olayları önlemeyip daha sonra darbe yapmalarına olanak hazırladılar.

12 Eylül 1980 Faşist darbesi gerçekleştirildi. Neler yaşandı, kimler ipe gönderildi, yaşanan işkencelerin haddi hesabı gibi konulara hiç değinmeyeceğim çünkü tarihi bir süreci anlatmak isteğinde değilim. 12 Eylül faşizmi herkese dokundu ama dincilere ve Suudi Arabistan’dan nemalanan gericilere dokunmadı. Deyim yerindeyse ülkemizdeki dinci ve gerici takımın önü ABD’nin de isteği ile Kenan Evren cuntası tarafından açıldı. Ülkenin yaşadığı gelgitler yanında Turgut Özal sahnenin önemli aktörlerinden birisi olarak yaşamını yitirdiği tarihe kadar görevini ABD ve uluslararası sermaye güçlerinin çıkarına en iyi şekilde yürüttü. ANAP’ın da içinde olduğu koalisyonlar dönemi başladı. Devamında Ecevit’in Demokratik Sol Parti başkanlığında koalisyonları gündeme geldi. Ecevit’in sağlık problemi ve yaşanan ekonomik krizle birlikte Erbakan’ın dizi dibinden kaldırılanlar ABD’nin de isteği ile yeni bir parti kurdular. AKP daha ilk seçimde %34 gibi bir oy oranıyla iktidar oldu. Yasaklı olan Erdoğan’ın yasaklılığı da kaldırılarak dümenin başına geçmesi sağlandı.

İşte 2 Kasım2002 yılından bu yana bu parti tek başına iktidardadır, hala da iktidarda kalmaya devam ediyor. O günden bugüne yaşanan ne varsa bu iktidarın marifeti nedeniyledir. Irak’ın işgalinde AKP ABD’nin her türlü hizmetini yerine getiren bir iktidar olarak tarihe geçti. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde planlanan ne kadar emperyalist oyun varsa AKP yine bu planın içinde yer alarak görev yaptı ve Erdoğan BOP Eşbaşkanı görevini yüklendi. Sonra Mısır’dı, Tunus’tu, Sudan ve Yemen’di burada oynanan oyunların da AKP ve saray iktidarının önemli sayacağımız işlevleri oldu. Suriye’de oynanan oyunlarda AKP’nin rolünü ise dünya yıkılsa kimse inkâr edemez. İşte bugün bu yüzden Suriye’nin kuzeyi Arap nüfusundan arındırılırken Türkiye’nin güneyi de Arap nüfusunun yoğunlaştığı bir coğrafya haline geldi. Bu sözü Türkiye’nin gelecekte yaşayacağı zorluklara not düşmek için özellikle belirtmekteyim.

İçerde yaşananlara gelince; görülmemiş bir soygun ve talan gerçekleştirildi. Yandaşlar ve iktidarı ellerinde tutanlar Karun kadar zengin oldular. Haklar ve özgürlükler yok edildi. Üniversite ve devlet memurları sınavları hileli olarak yapıldığı gibi bu iktidar tarafından kim isteniyorsa o işe yerleştirildi. Dağ taş imam hatip okullarına çevrildi, normal okullar bile imam hatipleştirildi. Eğitim bitirildi, sağlık hizmetleri talana açılıp ticarileştirildi. Zorla gazeteler, televizyonlar el değiştirdi. Ortaya AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dediğini iki etmeyen bir medya çıktı. Fetöcü bir darbe yaşandı ki evlere şenlik. İktidardakiler bu darbeyi ‘Bize Allah’ın bir Lütfu’ diye karşıladılar. Fetöcüleri temizlemek bahanesiyle fetöcülere karşı mücadele edenler işlerinden oldular, cezaevlerine atıldılar. Son olarak yaşanan Sözcü Gazetesi davasını da buna eklemek gerekir.

Ekonomi çöktü, yargı çöktü ve adalet sıfırlandı. Artık yargı talimatla karar verir hale getirildi. Deyim yerindeyse bir kişi söylüyordu bütün mekanizmalar da ona göre çalışıp ona göre işlevlerini yerine getiriyordu.

Afrin ve İblid derken şu an neler yaşadığımız görülüyor. Yüz binlerce Suriyeli Türkiye topraklarına geçmek üzereler. Sonra ‘Barış Pınarı Harekâtı’ ise artık konuşulmuyor ve bir hüsranla sonuçlandı. Çünkü Amerika ne istediyse öyle davranılıyor. İleri geri edilen lafların ise hepsi fasa fiso.

Artık yeni bir şeyi konuşuyoruz. O da Libya’ya asker göndermek.

Ekonomi bitti, İstanbul satıla satıla satılacak yer kalmadı. Şimdi ise Kanal İstanbul Projesi burnumuzun dibine dayatıldı niçin? Niçin ini pek çok bilim insanı, bizler, namuslu aydınlar ve politikacılar dile getirdiler. Bir kez daha depremden başlayıp sizi yormam gerekmez. Şimdi Kanal İstanbul için imza kampanyası var. Umarız bu imza sayısı 30-40 milyonu bulur.

Ne duyuyoruz?

Kim ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin Kanal İstanbul Projesi yapılacak!

İşte tam da böyle bir zamanda AKP ve saray iktidarınca biraz da bunu tartışalım diye ne yapıldı biliyor musunuz? “YERLİ VE MİLLİ OTOMOBİLLERİMİZ” büyük bir curcuna ile tanıtıldı. Oysa bu otomobiller için yerli ve milli dememizin bir nedeni olması gerekmez miydi? Neredeyse bütün parçaları yabancı, üstelik bu otomobiller de İtalyanlarca yapılmış.

Bakın, konu ile ilgili yandaş ve yalaka basın nasıl başlıklar atmış?

Türkiye Gazetesi: Nazar Etme Ne olur!

Yeni Şafak: Dünya Gördü Onlar Görmedi

Akit: Türkiye’nin Otomobili Batı’yı Ürküttü

Güneş: Türkiye Meydan Okuyor

Uzatmayalım gördüğünüz gibi durum bu. Kim neden nazar etsin, nazar etse bile arkasına da kalcı bir maşallah yazarsınız olur biter.

Dünya görüyor evet de siz neden bu kadar körsünüz acaba?

Bizi Coşturdu Rakipleri Korkuttu. Siz kimsiniz, rakiplerini kim ki?

Türkiye’nin otomobili Batı’yı niye korkutsun. Farkında değil misiniz Otomobili Batılılar yapmış Batılılar!

Türkiye kime meydan okuyor?

Siz gidin bu yazdığınızın ne menem şey olduğunu Trump’a sorun.

Görün bakalım Erdoğan Trump’a ne demiş acaba?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA