turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AL SANA SESLENİŞ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

04 NİSAN 2020

Herkes koronavirüsün korkusu ile konuşuyor. Bu yüzden de kimse sesini yükseltmemeye özen göstererek nelerin yapılması nelerin yapılmaması konusunda özenli bir dil kullanıyor. Fakat AKP ve saray iktidarının tutumu hiç mi hiç bu anlayışla örtüşmüyor. Deyim yerindeyse hem sorunun çözümünde halka güven veren bir politika izlenmiyor hem de bu koşullarda bile ayrımcı öteleyici ve iteleyici tutum ve davranışlarında küçücük bile bir esneme bile söz konusu değil.

Zaten ne söylersek söyleyelim AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmaları söylediklerimizi bütün açıklığı ile kanıtlıyor. Dün akşamki konuşmasını ise her şeye tüy diken bir konuşma diye değerlendiriyoruz. Neden derseniz; ülkemizde yaşananlara baktığımız zaman işlerin hiç de iyi gitmediği bir gerçek. Bu boyutta bir sorunun ise üzerine ancak bütün ülke ortak bir kararlılıkla yürürse sorun daha az bedel ödenerek çözülür diye düşünüyoruz. Ancak Erdoğan’ın dünkü konuşmasına bakıyorsunuz gerçekten de akıl alacak gibi değil. Onlara bakılırsa bu ülkede bir tek kendileri var ve ne yapılacaksa da onu bir tek kendileri yapabilecekleri havasındalar. Bu yüzden de Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu koşullarda bile en ağır sözlerle eleştirip fitnecilikle suçlamaktan bile geri kalmıyor.

Oysa virüsten önce ülke izlenen ekonomik, sosyal ve siyasal politikalar yüzünden ağır bir çıkmazın içine itilmişti şimdi ise bu ağır koşullar diyebiliriz ki 100 katı daha ağırlaşmıştır. İşyerleri kapatılmış, insanlar işlerinden olmuş, ne hazırda parası var ne de yarın yaşamını nasıl sürdüreceği belli. İktidar halka sadece şunu diyor; “Gidin evinizde oturun!” İyi de gidilip evde oturulduğunda tencere nasıl kaynayacak, yaşamın sürdürülmesi için faturalar nasıl ödenecek? İşte bu soruların yanıtı yok. İktidara göre koronavirüs için 100 milyar para ayrılmış ama bu da gerçek değil, sadece içi boş sözlerden ibaret.

Sonuçta ağır bir tarvma ile karşı karşıya olan halka hem güven vermek hem de sorunlarını çözmek için harekete geçmek olmazsa olmaz hale gelmiş. Peki, bu durumda AKP ve saray iktidarı “evde kal” demenin ötesinde ne yapıyor? İşyerlerinin kirası, elektrik, doğalgaz, verilmeyen aylıklar, ev kiraları ne olacak peki? Ya işsiz kalanların sonu ne olacak? Neymiş iktidar 100 milyar lira hazırlamış. Üstelik de “Biz Bize Yeteriz Türkiyem Milli Dayanışması” adı altında halktan bağış toplanmaya kalkılıyor. Yapılan bağış toplama yönteminin komikliğine bakar mısınız, zaten devlet kurumları bağış yapmakta başı çekiyor. Bir cebinden alınıp diğerine koyarak sorun mu çözülür? Bunlara diyecek söz bile bulmak olası değil. Bu duruma düşen iktidar bağış toplama konusunda her yolu mubah görür, kendi belediyelerine ve hatta Ensar Vakfı gibi vakıflara bile tanınan bağış toplama hakkı niye CHP’li belediyelere gelince fitne olarak değerlendirilip yasaklar getiriliyor?

Ne söylenirse söylensin ortada değil kriz ortamında olağan koşullarda bile ülkeyi yönetemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Hiçbir konuda alınan doğru dürüst tedbir söz konusu değil. Koronavirüs tehdidi bile ciddiye alınmadı. Bu koşullarda bile Umre’ye insanlar gönderildi. Geldiklerinde neler yaşandığını bilmeyenimimiz mi var? Virüsün yayılması ile ilgili onca şeyler söylendi iktidar hangisini önemsedi de gerekli tedbirleri aldı? Sağlık alanı örgütlenmemiş, ticarileştirilen sağlık hizmetleri özel hastanelere boğulmuş böylesi bir felaket ortamında bile özel hastanelerin nasıl bir davranış sergiledikleri görülmüyor mu? Ülkemizde vakalar ve ölümler açıklanıncaya kadar bir tekstil ülkesi olan ülkemizde basit bir maskenin bile bulunamıyor olması nasıl açıklanabilir?

Bizim ülkemizdeki kafa nasıl çalıştıysa aynısı Amerika’da da söz konusu. Trump ortaya çıkıyor öyle şeyler söylüyor ki şaşırıp kalıyorsunuz. İşin boyutlarının bu kadar olduğunu bilmiyormuş, bilmem şu kadar insan ölebilirmiş. Bu sayı 250 bin de olabilirmiş milyonun çok üzerine de çıkarmış. Görülüyor ki Amerika’da bizim gibi. Onca zenginlikten söz edilen Amerika’nın bu virüs karşısında apışıp kaldığını görüyorsunuz. Sokakta yatan evsiz barksızlara bile çare bulamayan Amerika bula bula çareyi onları kapalı araba parklarında yatırıp kaldırmakta bulmuş. Belki de dünyanın en kötü sağlık sistemi olan ülkesi Amerika olduğu için burada sağlık paran varsa sağlık hizmeti de alabilirsin şeklinde işliyor. Bu yüzden de Amerika’nın virüsle mücadelesinde organize olamaması anlaşılmayacak bir şey değil.

Aynısı evet, aynısı bizim ülkemizde de 1980’lerden bu yana gerçekleştirilmeye çalışılıyor. 1930’lu yılların sonunda bile pek çok aşıyı üreten bir ülke olmamız ilginç gelebilir. Daha sonra bu ülkede Hıfzısıhha Kurumu’nun neleri başardığını bu ülkede bilmeyen mi var? Bu kurum kimlerin eliyle kapatılıp Türkiye en basit aşıları bile üretemez ve dışardan alır hale getirildi niçin? Bugün bunları konuşuyor olmamız bazılarına ilginç gelebilir fakat açıkça söyleyelim ki bütün bu hesapları yapanlar uluslararası sermaye güçlerinin işbirlikçisi ülkenin de düşmanı konumunda kimselerdir. AKP ve saray iktidarı ile birlikte artık uygulama salt sağlık alanı ile sınırlı kalmamış hemen her konuda aynı davranış geçerli hale getirilmiştir. İşte bu yüzden Türkiye’nin işi çok zordur çok. Çünkü bize ne gerekirse dışarıdan almak zorundayız.

Evet, bu tehlike de atlatılacak kesin. Ancak günü geldiğinde öyle şeylerle karşılaşacağız ki AKP’nin yarattığı yıkım ortamının altından kalkmak gerçekten de düşünüldüğünden de zor olacaktır. Çünkü ne yarın ne sonraki günlerde bizi nasıl bir son bekliyor en küçük bir ön kestirmemiz bile yoktur. Bu yüzden de rejim varlığını sürdürmek için neler yapabilir bundan bile habersiz gibi dur bakalım ne olacak diye bekleyip duruyoruz. Siz fitnelik çıkarmakla mı, devlet içinde devlet olmak suçlaması mı yöneltiliyor, sadece sanal alandan mesajlar vererek bir şey yapamazsınız. Belki dün insanlar şöyle bir ruh hali içindelerdi, başka kim var ki kim gelse ülke bundan daha iyi olamaz. Oysa şimdi CHP’nin eline geçen belediyeler nedeniyle CHP’nin bir seçenek olduğu gerçeğini bir şekilde halkımıza görüyor. Bu niye yeterince değerlendirilemiyor da her saldırıda geri adım atılmak zorunda kalınıyor?

Biz sosyalistlere gelince; oturup düşünmeli ve aklımızı başımıza almalıyız. Çünkü kapitalizmin krizinin en tepe noktasına ulaştığında bile halkımızın gözünde bir seçenek gibi görülmüyoruz. Fazla söze gerek yok, daha ne söyleyebilirim ki?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA