turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


İŞTE AMERİKANIZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

05 NİSAN 2020

Dünyanın en zengin ülkesi. Herkes bir yeşil kart sahibi olup buraya kapağı atma düşleri görür. Öyle gelişkin silahları vardı ki bu yüzden kimse Amerika’ya diklenemez. O ne yapmak ve nasıl davranmak niyetindeyse öyle yapar öyle davranır. Koskoca dünyanın bütün denizlerinde savaş gemileri fink atar. Uçak gemileri her bir coğrafyaya ulaşacak şekilde konuşlandırılmış olup koordinatları verilen her yere ulaşabilir, oraları füze yağmuruna tutabilir. Kendisine dünyanın her yerinde yalama, yalaka, halk düşmanı diktatör kılıklı yöneticileri kolaylıkla bulduğu içindir ki işini daha da kolayca yürüttüğü gibi gerektiğinde dereler dolusu kan akıtmaktan çekinmez. Amerika yüzünden kentler yerle bir olur, çocukların düşleri söner, gözleri kavrulur insanlık bir değil, bin kez ölür, ölür dirilir.

Orası burası yıldız dolu sarı işaretli mumya kılıklı generalleri ve öldürmeye komutlanmış sayısız komutanı ve eli kanlı ajanlarıyla virüsten de beter bir virüs konumunda olup içtikleri kandır yedikleri ise insan eti. Öyle yöneticiler bulunup seçilir ki bir bakışta bunların kim olduğu gizlense bile yüzüne baktığınızda sesini duyduğunuzda kim olduklarını kolaylıkla anlarsınız. En akıllı sözleri de bunlar söylerler, en ipe sapa gelmez sözleri de. Ama öyle efsunlamışlardır ki yeryüzündeki işbirlikçileri, hainleri, kendi halkının düşmanlarını ne söylerlerse söylesinler söylediklerinde derin anlamlar bulunur, kerametli sonuçlar çıkarılır.

Söyledik ya onların diktiği gökdelenlere baksanız şapkanız başınızdan düşer. Yo yo gökyüzünün el kadar mavisini göremezsiniz. Zenginlikler ülkesidir fakat yüz binlerce insanı evsiz, barksız ve güvencesiz olarak sokaklarda yatıp kalkar. Ruhsuzluk bir madalyon gibi her Amerikan yurttaşı olmakla övünen zavallıların göğsünde; baksanız parıltısı gözlerinizi alır. Ne ki kimse yanı başındaki komşusunun bile ne yaşadığını, nasıl yaşadığını bilemez. Öyle bir ülkedir ki Amerika dibinizdeki arkadaşınızın işine son verilir de o karton kutuya neyi var neyi yok toplar tek başına işinden ayrılır da daha biraz önceye kadar birlikte çalıştığı arkadaşlarının kimse kafasını kaldırıp da arkasından bakmaz.

Gerçekte kimse bir felaket kapıyı çalıncaya kadar Amerika ile ilgili burası nasıl bir ülkedir diye kafa bile yormaz. Sadece bu ülke ışıklar içinde, varsıllığın tavan yaptığı, dünyaya hükmeden bir ülke olarak görülür, kanlı emperyalist/kapitalist bir ülke olduğu kendisini en demokrat gören kimselerce bile akıl edilip hakkında bir yazı yazılmaz. Bu durumda bile bazılarınca fırsatlar ülkesi olarak görülür ya biz komünistler bu kafaya KÖPEKLEŞME diyoruz.

İşte bu düşler ülkesinde sağlık hizmetleri bir işe yaramıyor. Bu ülkenin sağlık sistemi kazan kazandır üstüne inşa edildiği için bir başka deyişle ticarileştirildiği için paran varsa sağlık hizmeti alırsın, yoksa şöyle bir köşede inleye inleye ölürsün o kadar. Evet, olağan koşullarda Amerika’nın sağlık sistemi bu özel durumu kaldırıyordu fakat şu korona virüs gerçeği ile birlikte takke düştü kel göründü ve Amerika’nın sağlık sisteminin bir halta yaramadığı bütün çıplaklığı ile anlaşılmış oldu. Gerçekte sağlık tartışmasız bir kamu hizmeti ve herkese bedava olması gerekirken sermaye güçleri bilinen bilinmeyen ne varsa hepsinden para kazanmak istedikleri için sağlık hizmetleri de ister istemez Amerika’da bu hale getirildi. Bu yüzden de sağlıkla ilgili kamuda yeterli örgütlenme olmadığı için korona virüs salgınında Amerika hiçbir şey yapamaz duruma düştü. Bu yüzdendir ki Trump kalkıp virüsün bu kadar hızlı yayılacağını ve ağır sonuçlar yaratacağını bilmiyorduk demek durumunda kaldı. Bu yüzden akıl almaz paralar ortaya konulduğu halde Amerika’daki virüs hayaleti durdurulamıyor.

Gelelim bu ülkeye çok benzemek isteyen bizim ülkemize.

Geriye dönelim ve Amerikalılar 12 Eylül 1980 Faşist darbesinin gerçekleştirilmesi üzerine ne söylemişlerdi.

“Bizim çocuklar darbe yaptılar.”

Evet, Amerika’nın çocukları darbe yapmışlardı ve işin sivil kısmını da tartışmasız Amerikan işbirlikçisi olan Özal’a vermişlerdi. Sonra ne oldu? O günden başlayarak ülkemizde ne var ne yok özelleştirilip bir avuç dış sermaye ve onların işbirlikçisi sermaye güçlerine peşkeş çekildi. Bu iş AKP ve saray iktidarı döneminde ise tavan yaptı. Şimdi ülkemizin elinde bulundurduğu dişe dokunur bir tek özelleştirilmemiş kamu kurumu kalmadı. Dolayısı ile sağlık hizmetleri de bu anlayışa paralel olarak önemli değişiklikler yaşadı. Bugün Sağlık Bakanı olarak görev yapan Prof. Dr. Fahrettin Koca da bu özelleştirme sonucu çok büyük bir hastanenin sahibi olarak görevinin başında ve biz onu her an duygusal duygusal gözyaşı dökmeye hazır bir kişi olarak dinliyor ve insani yanını gördükçe de içimiz cız ediyor.

Bugün yine de onca eksikliğe ve politik iradeye karşın, Türkiye’de sağlık hizmetleri bir anda dibe vurmamışsa bilinmeli ki sağlık hizmetlerinin hâlâ ağırlıklı olarak devletin eliyle yürütüldüğündendir.

Yoksa dirisine bile bakılmayan bir ülkede ölümle burun buruna gelmiş olan yurttaşların imdadına kim koşardı ki değil mi?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA