turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


‘ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ’

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

16 MAYIS 2020

Yazıma koyduğum başlık bir film adı. Süreç içinde bu ismi öyle bir sevdik ki yeri geldiğinde bu sözcükleri kendimizle özdeşleştirip sanki bize aitmiş gibi sahiplendik.

Evet, hepimizin yaşadıkları ile ilgili hiç sönmeyecek olan ateşe benzer bugün anı olmuş yaşadıkları vardır. Üstünden zaman geçmiştir fakat ilk günkü gibi acınız hiç mi hiç eksilmez. Aksine içinizdeki boşluk daha da bir artar, büyür büyür kocaman olur. 2016 yılının 16 Mayıs günü yitirdiğimiz kardeşim Tevfik’in acısı da benim için böyle bir acıdır.

Ondaki özveriyi anlatmaya kalksam çoğunuzun aklından abartıdır diye geçebilir biliyorum da onunla ilgili ne anlatsam ancak yüzde birini ya anlatabilirim ya da anlatamam. İyisi mi birkaç anı ile yetinmek en iyisi.

12 Eylül 1980 darbesi nedeniyle Tekirdağ Çerkezköy İlçesi’nin bir köyünde 12 Eylül Darbesine karşı bildiri dağıttığımız gerekçesiyle gözaltına alınıp Çerkezköy Zırhlı Birlik Komutanlığı’na gönderildik. On on beş gün sonra da Çorlu Askeri Mahkemesi’ne çıkarıp tutuklanarak Çorlu Cezaevine gönderildik. Nasıl olsa 6 aydan fazla kalmayız, kimseye haber vermem gerekmez diye düşündüğüm için kimseye de bildirmedim. Üstümde bulunan para benimle birlikte tutuklanan arkadaşlara şimdilik yeter diye düşünüyordum. Cezaevinde üçüncü günümüz. Anonsla, ismim okunarak hazırlanıp avlu kapısına gelmem ilan edildi. Hazırlandım, gardiyanın kapıya gelip beni almalarını bekliyorum ama aklımdan bir sürü şey geçiyor. Kim bilir belki de yargılanmak üzere İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’ne gönderilebiliriz. Arkadaşlarımsa heyecan içinde sağımı solumu sarmış habire sorular sorup duruyorlar.

Kapı açıldı. Gardiyan gülerek; “Haydi, gözün aydın ziyaretçin geldi kardeşinmiş tıpkı sensin, istersen seninle yer değiştirsin biraz o biraz sen yatar sonra da çıkıp gidersiniz” diyerek avlu kapısını kapattı. Giriş yerindeki koridordayız. Karşımda kardeşim ve ablam var. Birbirimize sarılıp hasret gideriyoruz. Oysa hiçbir görüş böyle yapılmıyor. Demek ki görevliler iyi insanlarmış, ablamın ve kardeşimin uzaktan geldiğini de düşünerek bu görüşme de böyle olsun diye düşünmüşler. Uzun süre sohbet ettik. Kardeşim içeriye o kadar çok şey getirmiş ki bulunduğumuz yerin bir köşesinde kasa kasa duruyorlar.

Kardeşime ilk sorum şu oldu?

Benim burada olduğumu nasıl öğrendiniz?

Güldü, o gülüş şimdi bile gözlerimin önünde.

“Abi” dedi, “sen bizim 12 Eylül darbesinden sonra bir gün bile gözümüze uyku girdiğini mi sanıyorsun? Başına bir iş gelebileceğini düşündük ve arayıp sormadığımız yer kalmadı sonunda burada olduğunu öğrendik de babam biraz rahatladı” dedi. Sonra vedalaşıp ayrıldık. Ayrılırken, “İdareye de para bıraktım ama ne olur ne olmaz şu para da yanında bulunsun” diyerek avcuma bir tomar para sıkıştırdı. Ablam da kardeşim de gözleri yaşlı; “Biz yine geliriz” diyerek çıkıp gittiler.

Gardiyan içerden arkadaşları çağırdı kasaları içeri taşıttı.

***

Gündüzden öyle bir kar yağışı başladı ki bir anda cezaevinin çatıları ve avlu beyaza kesti. Karda volta atmak güzeldir düşüncesi ile Mahmut arkadaşımla avluda uzun süre volta attık. Kar hiç kesilmedi. Sabaha kadar yağdı. Haberlerden İstanbul-Edirne yolunun kapandığını öğrendik. Sabah çorbası saat on bire doğru ancak geldi. Öğleden sonra kardeşim nasıl geldiyse görüşe geldi. Görüştük ama İstanbul’a dönmesi olanaksız gibiydi. Sordum o da gidemezsem bir otelde yarını beklerim diyerek sorumu fazla dert etmedi. Saat dörde geliyordu. Gardiyan koşarak yanıma geldi ve müjdemi isterim, tahliyeniz geldi dedi. Kardeşim de ben de şaka yaptığını düşündük. Gardiyan ısrar edince de kardeşim gardiyana dedi ki “istediğin müjde olsun bir şey yaparız canını sıkma.” Artık ben özgür gibiydim. “Git arkadaşlarına da söyle ki hazırlansınlar. Yazı her an gelebilir savcılıktan” dedi gardiyan

İçeri girip arkadaşlara söyledim ama hiçbirini inandıramadım. Hoş hazırlanıp da ne hazırlanacaklardı ki? Üstlerini başlarını alacaklar ve çıkacaktık.

Yeniden kardeşimin yanına döndüm. Gardiyan bu kez de kardeşime; “İstersen savcılığa git yazının bir an önce cezaevine ulaşmasını sağla. Yoksa yazının gelmesi yarını bulabilir” dedi. Kardeşim yazının gelmesini hızlandırmak için doğru Savcılığa gitti. Döndüğünde saat altı olmuştu. Hepimiz hazırdık. Kardeşim getirdiği yiyeceklerin de yoksul mahkumlara dağıtılmasını söyledi. Gerçekten de o kadar çok kar yağmıştı ki kar yığını neredeyse telefon direklerinin boyuna kadar yükselmişti. Kardeşimle birlik sekiz kişiyiz. O gün otelde kaldık. Ertesi günde İstanbul’a gelmek üzere yola çıktık. Daha çok ayrıntı var da bunları geçiyorum.

***

Nevşehir Cezaevi’ne gönderildik. Görüşçün geldi diye çağrıldım, baktım karşımda kardeşim ve oğlu Aydın duruyor. Sevindim, Karşılıklı telefonla camların arkasından görüşüyoruz. Birden Aydın gözyaşlarını tutamadı. Ne babası ne de ben ne yaptıysak ağlamaktan vaz geçiremedik. Çocuk hem faşistlere küfrediyor hem de ağlıyor. Aydın içli çocuktur, baktık olmayacak görüş süresini sonuna kadar kullanmadık.

Nevşehir’den Ş. Koçhisar’a gelmiştim. Benim gelişimle birlikte hem cezaevi savcısı hem de müdürü telaşa kapıldılar. Bu yüzden savcı Adalet Bakanlığı’na yazı yazıp benim buradan gönderilmemi istemiş. Bende kendilerine; “Gitmiyorum, buyurun nasıl gönderiyorsanız gönderin. Buraya bir tabur asker sokarsınız onlar da benim kolumu bacağımı kırar ancak böyle gönderebilirsiniz sonrasında ise sizi Koçhisar’ın caddesinde sokağında gezdirmem” dedim. Gerçekten de gönderemediler. Orada 4 ay daha kaldım. Sonra Kaman’a kendi isteğimle gideceğimi söyledim onlar da beni 31 Aralık günü Kaman’a gönderdiler.

Sonrasında ise Koçhisar’da ne zaman müdür ve savcı kardeşimle karşılaşsalar, kendilerinin gönderilmemde bir suçlarının olmadığını söylediklerini işittim. Korku güzel şeydir vesselam…

Kardeşim, mahkemelere çıkmadı. Olaylarda en önde yürümedi fakat dilerim ki her devrimcinin böylesi kardeşi ya da kardeşleri olsun. O zaman kale asla düşmez asla…

Onu sadece ölüm yıldönümünde değil, her gün anıyor ve çok özlüyorum çok...

“…
Gökyüzüne alışmış
Fesleğen uyur balkonlar
Dokunsam koyu karanlık
Çatalpınar ağlar ağaçlar, otlar
Ceylan su içmez
Kurt ulumaz
Kale burçlarım ateş içinde
Ölümü kovalarken savaşçı ruhum
Yıldızlar çimenlere dökülmüş
Karanlıktır gökyüzü
Hava buz gibi
Bu nasıl gecedir ah fakat
…”


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA