|

SOLAK SOL MU?
SOSYALİZM Mİ?
Ülkemizde solun solaklığı yüzünden yitirdikleri sayılamayacak kadar çoktur. Bu
solaklık kendisini öylesine sık yineliyor ki, bunlara yuh çekmemek için insan
kendisini zor tutuyor. Bugüne kadar, sayısız suyu bulandırmış olanlar, bütün
pişkinlikleriyle insanların karşısına geçip biz yeniden karşınızdayız
diyebiliyorlar. Böyle davrananlara bir diyeceğimiz yok, ama bir kere daha
böylelerinin izinden yürüyerek bir şey yapılabileceğini düşünenlere ise
söyleyecek çok şeyimiz var. Her şeyden önce kendi mevzilerini sık sık terk
edenleri sağlıklı bir sorgulamadan geçirmek gerekiyor. İhanet etmeye alışmış
olanların yine ihanet etmeyeceklerini söylemek ya da sanmak için safında safı
olmak gerekir. Bazıları daha (devrimci) ayaklarına yatıp hem ana gövdeye zarar
verdikten hem de arkalarından sürükledikleri insanları bozuk para gibi
harcadıktan sonra yeniden bir araya gelerek yine çevrelerine topladıkları
insanları bir kez daha bozuk para gibi harcamaya kalkışıyorlar. Yani bilinen
oyun oynanıyor. Yaşananlardan ders alınacağı yerde kel keli, kör körü ağırlıyor.
Sosyalist Solda Boşluk Mu Var?
Her şeyden önce bazıları sanıyorlar ki, politik alanda
kendileri yoksa kesinlikle bir boşluk vardır. Oysa solda pek çok çizgi ve renkte
solun olduğu bu gibilerinin gözünden kaçması olanaksız. Ama küçük burjuva böyle
düşünmez. O yine kendi yarattığı hayalin peşinden koşarak mecnunluğunu
kanıtlamaya kalkışır. Bizim kimin nasıl örgüt kuracağı ile ilgilenmediğimizi
herkes bilir. Ancak; iş TSİPin adı kullanılarak yapılırsa onlara söyleyecek
dağlar dolusu sözümüz vardır.
Son zamanlarda eski TSİPliler buluşuyor yemeği ile
başlatılan ve kendilerini 14 Mayısçılar olarak bir internet sitesinde tanıtmaya
çalışanların yazdıklarını ibretle okuduk ve şaşırdık. Tartışma düzeylerini bu
kadar düşürenler için fazladan söz söylemek gereksiz olmasına karşın, sitede ve
bu çalışmayı sürdürenler arasında TSİPten ve TSİPlilikten dem vurularak parsa
toplanmaya kalkışılmasını çapsızlığın Everestleşmesi olarak görüyoruz.
Öncelikle TSİPten ayrılarak ve birkaç kez isim değiştirerek
politik varlıklarını sürdürmeye çalışanların keskin devrimcilik yaparak kimlerin
peşine takıldığını, hangi çizgide kendilerini yeniden var etmeye çalıştıklarını
ve Marksist olmayan halkçı politikalarla neler yazıp çizdiklerini gözümüzden
kaçırmış değiliz. Şimdi bu yolda yürürken hemen çark edenlerden, ısrarla bu yolu
yürümeyi sürdürenlere kadar bazıları hemen bir kervan düzüp yeniden bıraktıkları
yerden yolculuklarına devam etmek istiyorlar. Ancak; eskisi gibi öyle parlak
laflarla kervana sanıyoruz deh demek istemiyorlar olacaklar ki, bu kez Dr.
Hikmet Kıvılcımlının dediği gibi bu ülkenin yiğidinin nasıl yoğurt yemesi
gerektiği üzerinde yoğunlaşmış görünüyorlar. İş bu noktaya gelince de, Marksla,
Engelsle, Leninle Stalinle yürüyecek değiller ya; akıllarına Sultan Galiyev
geliyor ve can simidi gibi ona sarılıyorlar.
Söz uçar yazı kalır. Biz sizin herkesten daha Kürt yanlısı
politika izlediğiniz dönemlerde de yeşil kitabınızda; Bu ülkede Kürtler
eziliyor da Türkler ezilmiyor mu, Aleviler eziliyor da Sünniler ezilmiyor mu
diye yazdığınızı, yani sınıf dışı bir çizgide kulaç attığınızı da bu
anlayışınıza uygun dergiler ve gazeteler çıkardığınızı da biliyoruz. Bu kadar
kısa zaman içinde bu denli fazla öğretisel değişiklik göstermenizi ise
değerlendirmeye almak bile gerekmiyor. Çünkü size yine doktorun söylediği sözle
seslenmek gerekirse cin olmadan adam çarpıyorsunuz. Arka arkaya düzenlediğiniz
Doğu Halkları Kurultayınıza gelince sizler boşuna Galiyevin mezarı başında
oyalanıyorsunuz.
Ya bir dönem kendinize genel sekreter olarak seçtiğiniz
İbrahim Sevenin sitenize gönderdiği yazıya ne buyuruyorsunuz? Doğrusu genel
sekreterinize haksızlık etmişsiniz. Adam sizin alnınıza silah dayamamış, sizi
atmamış satmamış, gözünü kırpmadan ölüme göndermemiş, yine kendi söylediğine
göre bir gün bile TCye askerlik yapmamış, daha pek çok tehlikelerden sizi
koruyup kollamış. Bütün bunlara karşın sizin sitenizde birileri çıkıp geriye
dönük özeleştiri yapılması gerektiğini dillendirirken dil uzatmasını Sevenin
önderliğine kadar vardırmış.
Konu ile ilgili sizin düşüncenizi bilemeyiz ama bizim düşüncemiz İbrahim
Sevenle ilgili oldukça açık. Yani İbrahim; TSİPli olduğu günlerde de, ne
önderlik, ne de komünistlik niteliği olmayan bir Süryani papazıydı hepsi o
kadar. (Burada Süryani halkından özür dileriz. Bizim böyle yazmamızın nedeni
Süryanileri küçük görmek gibi bir niyet değildir. Konu; komünist ve lider
tanımlaması ile ilgilidir).
Daha da önemlisi doğada her şeyin özüne döndüğü gibi İbrahim
de kendi özünü ortaya koymuş bir kişidir. Neden derseniz; İbrahim, bütün dünya
halklarını iliklerine kadar sömürmek ve onları köleleştirmek için her türlü
insanlık dışı suçu utanmazca işleyen ABD emperyalizminin başı Busha mektup
yazarak Suriyeyi işgal etmesini ve Süryanilere özgürlük vermesini isteyecek
denli şaftı kaymış biridir. Öyle kapağı İsveçe atıp TCye bir gün bile askerlik
yapmadım böbürlenmesinin ise önemsenecek yanından çok gülünecek yanı
bulunmaktadır. Şimdi; biliyorum, bunu niye yazdığımızı düşünüyorsunuz ve hatta
İbrahimin bizimle ilgisi mi var diye bağıra çağıra haykırdığınızı da işitiyor
gibiyim. Zaten sorunda bu. Sizleri yargılamak bize düşmez ama olaya başlangıç
olsun diye işe bir duygusallıkla giriştiniz. Oğuz arkadaşın cenazesinden yola
koyularak başka bir alana yani siyaset alanına sıçrama yaptınız. Eğer sizi
duygusallaştıracak olan ölüm olayları ise daha genç yaşta politik çizginiz
yüzünden yaşamını yitirmiş olanların sizi duygusallıktan delirtmesi ve sizi daha
çok fişeklemesi gerekmez mi?
Sonra bir arkadaşınız TSİPi işaret etti diye adamı sitenizden bile
atarken, çevrenize toparladığınız daha ilk elde kaçan süngüsü kırıkları 25 yıl
sonra nasılda keşfediverdiniz?
Politik yaşamları fırıldak Kubiyi çoktan sollamış eski
TSİPliyim diyenlerle ne yapmayı düşünüyorsunuz? 10 yıllık süreye 4-5 örgüt
değiştirmeyi sığdıranların yine 10 yıllık süre içinde bir 4-5 örgüt daha
sığdırmaması için Kuran ve silah üzerine yemin mi ettiriyorsunuz? Bunları
yazmamızın nedeni TSİPe karşın TSİPten söz edilerek saygısızlık edilmesidir.
Biz bu olayı İzmirde düzenlenen bir yemekte de yaşadık. TSİPin son merkez
komitesi toplantısından bu yana TSİPi biz temsil ediyoruz. Bunu ne gizledik ne
de sakladık. O son toplantıda bulunanların yüzüne haykırarak açıkladık. TSİP,
kendi adıyla yeniden kurulacak, çıkardığı yayınlar aynı isimle yeniden
çıkarılacak diye. Bizler bu sözümüzün arkasında durduk. 3 Ocak 1993 günü TSİPi
yeniden kurduk. Yayınlarını yeniden çıkardık. Partimizin öğretisel ve örgütsel
çizgisini kararlıca korumakla kalmadık, dost düşman herkesin önünde hak edilen
bir saygınlık kazandık.
Sosyalizm körün fil tarifine mi benziyor?
Sovyetler Birliğinin yıkılmasının arkasından iyice
sağcılaşan ve Avrupa liberalliğinin kuyruğuna takılan kimseler burjuva
sosyalizmini ısıtıp ısıtıp yığınların önüne getiriyorlar. Geçmişteki örgüt
saflarını gözlerini kırpmadan terk edenler ve sağcılaşarak sözde sosyalizmi
kurtarmaya soyunanlar gidip geldikleri yerde aradıklarını bulamamış olacaklar ki
yeni yeni arayışlarla bir kez daha ortalığa dökülüyorlar. Çıkardıkları dergide
eski Komünizmle Mücadele Dernekleri kurucularının bile yazılarına yer vererek
çıkış yollarını renklileştiriyorlar.
Sosyalizmi bu kadar kendine göre anlayanların bilimle ve işçi sınıfı
devrimciliği ile ne ilgisi olabilir? İşleri güçleri; cahil, bir şeyden anlamaz
baldırı çıplak tarifi yapıp küçük burjuva yüce gönüllülüğünü doyurmaktan
ibaret olanların politik alanda kısmetinin açıldığını bir bilen, bir duyan ya da
gören mi olmuştur ki yeniden aynı kirli suya bir kez daha atlıyorsunuz? Tıpkı
sosyalizmi körün fil tarif ettiği gibi anlamışsınız. Doğrusu size bravo...
Ertuğrul Kürkçü ve Sizler
Ertuğrul Kürkçünün SEHini de içinizde işaret edip duranlar
oldukça fazla. İşçi sınıfı öğretisini bu denli önemsemeyerek her türden görüş ve
anlayışların işçi sınıfı öğretisi içinde barınacağını düşünenler açıkça
söylüyoruz ki, sosyalizmden pek bir şey anlamamış olanlardır. Çünkü; işçi sınıfı
adına politika yapanlar öğretisel birliğin ve örgütsel birliğin sosyalizm
savaşımında ne denli can alıcı olduğunu bilmemelerinin olanağı yoktur.
Bugün, SEHin değil böyle bir kaygısı komünizm adını kullanacak kadar
bile yürekli değildir. Komünizm adını kullanmamayı halkımızın bu adı kullanmaya
hazır olmadığını düşünenler, aslında kendileri hazır olmayanlardır. Halk hazır
olmayabilir, sözünü ettiğimiz kimseler geniş anlamıyla halk tarifinin içine
giren kimseler değildir. Bunlar iyi kötü yıllardır Türkiyede sürdürülen
sosyalizm savaşımında adı geçen kimselerdir ki, asıl kötü olan da budur.
Türkiyede geniş emekçi yığınlar ve gençlik üzerinde şaşalı isimlerinden
dolayı baskı kurmuş olanlar ve onları yanıltanlar aslında ne pahasına olursa
olsun deklase edilmeleri gerekenlerdir. İşte bu nedenle SEH gerçekten sosyalizm
adına ülkemizde bir politik hattı tutamayacak kadar tutarsız bir
organizasyondur. Organizasyon demeyi bilinçli olarak seçiyoruz. Çünkü daha başka
isimle anılmayı hak etmediklerini düşünüyoruz.
Sorun salt öğretisel ve örgütsel alanda da değildir. Bugün
ülkemizde kendilerine sivil toplum örgütü demeyi uygun görenler o anlayışa
göre de bir işlevsellik yüklenmişlerdir. Bunlar, AB ve Soros beslemesi olmayı da
göze almış yapılardır. Bu nedenle Ertuğrul Kürkçünün adının geçtiği yerde
aklımıza bu beslenmişlik gelmektedir. Kürkçü ve arkadaşları ne adına olursa
olsun ABden çok yüklü bir para koparmışlardır. ABnin kimsenin kara kaşı kara
gözü için para vermediğini hepimiz bildiğimize göre ve de AB
kapitalist-emperyalist bir ortaklık olduğuna göre nasıl olmuştur da kapitalizmin
canına okumak için örgütlenmeye soyunmuş, adı devrimci savaşımlarda geçen Kürkçü
ve arkadaşlarına 1 milyon eroya yaklaşan bir para verilebilmiştir.
Salt bu yüzden bile bir insanın sosyalistliği tartışılabilir. Tartışıyoruz da.
Bizim bu söylediklerimize içinizde aldırmayanlarınız ve bunları söyleyenleri dar
ulusalcılıkla suçlayanlarınız olabilir. Bunların yaşamın gerçekleri karşısında
bir öneminin olduğunu komünist öğretiden küçücük de olsa nasibini almış
olanların bilmiyor olmasını ya da öyle gözükmesini bizler asla anlayamayız.
Sizlere de önerimiz anlamamanız ve bu görüşlerin karşısına dikilmenizdir.
Ve zaten, yaşamda her şey böyle böyle bozulur. Adam parayı
alalım biz yine işimize bakarız diyebilirsiniz. Bakamazsınız. Çünkü kimin
ekmeğini yiyorsanız onun kılıcını çalarsınız. Bugün Rusyada ve diğer eski
Sovyet topraklarında bu tür yapıların hangi hizmetlere koşulduğunu ve koşulmak
istendiğini bütün dünya hainlikleri ile birlikte görmüş bulunuyor. Size benzer
bir yakıştırmamız olmamasına karşın nereye doğru yürüdüğünüzü size
anımsatıyoruz.
Çevrenize kimi toplarsanız toplayın, bunlarla ne kadar renklenirseniz renklenin
asla yüce komünizmin rengini tutturamayacaksınız. Buna izlediğiniz politik
hattın izin vermesinin olanaksızlığını yaşayarak öğreneceksiniz. Aslında uzun
yürüyüşünüzden bu dersleri çoktan çıkarmanız gerekirdi ya neyse.Yani Ertuğrul
Kürkçünün çevresinin oluşturduğu SEH erinde gecinde silinip gidecektir. Ancak
o yalan bu yalan birazda sen oyalan örneğinde olduğu gibi yüreği sınıf
hareketinden yana atmayanlar için bir süre daha oyalanma adresi olarak bilinecek
ve bir süre sonra da o adreste kararacaktır. İşte o zaman adressiz kalanların
izini bir kez daha sürecek ve bu ülkenin işçisine ve emekçisine bir kez daha
açıklayacağız. Çünkü; Beşiktaş Düğün Salonunda TSİP yıkıcılarının yaptığı
toplantıda Ertuğrul Kürkçünün yaptığı konuşmayı hiçbir zaman unutmuş değiliz.
Kürkçü, o konuşmasında TSİPin sosyal bir vaka olmadığını, TSİPin
kapatılmasının ya da kapatılmamasının da sosyal bir vaka olmayacağını
söylemişti
Güneş Doğudan mı Doğuyor?
Mustafa Suphi yoldaş ve arkadaşlarının Baküde topladığı
Doğu Halkları Kurultayı o dönemin içinde bulunulan politik ve sosyal olayları
açısından önemi büyüktür. Bu kurultay da bu nedenle yapılmıştır.
Benzer bir kurultay toplamayı akıl ederek Ankarada ve İstanbulda Doğu
Halkları Kurultayı toplantısı düzenleyenler ise hayal içinde yüzmektedirler.
Bir şey yapmış olmak için bir şey yapanları yaşamın doğruladığı asla görülmüş
değildir. Güneşin izini sürerek bir kez daha güneş doğudan doğar biye
bağırsanız bile, sınıf çizgisi olmayan duruşunuz yüzünden ne yazık ki güneş
nereden doğarsa doğsun sizin üstünüze doğmayacaktır.
Eski TSİPli eski şarap mı?
Sizlerin yüreği TSİPliyim demeye elvermediği için kendinizi
eski TSİPliyim diye tanımlıyorsunuz. Çünkü kullanabileceğiniz kendinize başka
bir sıfat bırakmamışsınız. Bir şey yerine konulmak için de bu eski sözcüğüne
sarılıyorsunuz. Birey olmak için yırtındığınız günleri unutmuş değiliz. Niye
oraya buraya dalıp çıkarken bireyliğinizi kullanmıyorsunuz da sık sık eski
TSİPli betimlemesine sarılıyorsunuz?
Artık sizlere diyoruz ki, TSİPin yakasından düşün. Kendinize
çizdiğiniz yolu tepe tepe kullanarak hangi bataklıkta kulaç atacaksanız atın!...
TSİP, bugün politik yaşamda öğretisiyle, örgütsel varlığı ile dinamik ve
kendisine güvenli olarak dimdik ayaktadır. Bizim tuttuğumuz bu hattın
birilerinin ağzında sakız olmasına izin vermeyeceğimizi bilin.
Onca yer dolaşıp dolaşıp TSİPliliğinizi unutamamışsanız
sizin mecnunluğunuza bir şey yapılamaz. Gerçekten de TSİPli olmayı geçmiş
dönemde içselleştirmiş olsaydınız bugüne kadar attığınız her adımı adam gibi bir
gözden geçirir ve yaptıklarınızla ilgili kendi vicdanınızı ve sizlerin peşine
takılıp savrulanları rahatlatan bir şeyler yazar çizerdiniz. Ama nerede sizde o
yürek, hiç nerede görülmüş küçük burjuva yiğidinin yaptığı yanlışların
özeleştirisini yaptığı
Konuşulanlar ve yazılanlar herkesin aynasıdır. TSİP genel sekreterliğini yapmış
olan Yalçın Yusufoğlunun da söyledikleri ve yazdıkları ortadadır. Salt
yazdıkları ve söyledikleri değil ne yaptığı da ortadadır. Bunca yanlışı
yapabilme babayiğitliğini kaç kişi gösterebilir? Hem bu yanlışları yapacaksın
hem de orada burada akıl hocalığına devam edeceksin.
NE PİŞKİNLİK!..
Sonuç olarak kendi küllerinden ancak ve ancak Zümrüdüanka kuşu dirilir. Bu
nedenle ne Kızılcık ne SEH ne de başka bir arayışla hiçbir yere varılamaz.
Varılsa da öyle yere varılır. Sofralarda rakı parlatarak ve eskiyi anarak ortada
dolaşanların bugüne dair söyleyeceklerinin olduğunu sanmak aldatıcıdır, geçmişe
dair bol bol bir onbaşıdan askerlik anıları dinlemek gibidir. Bir süre sonra da
herkes bu askerlik öykülerinden bıkacak ve kıyı bucak kaçacak delik arayacaktır.
SAYFA BAŞI
ANA SAYFA
|