turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YAŞADIKLARIMIZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

07 HAZİRAN 2020

İnanıyorum ki Türkiye’de yaşananların hemen hiçbiri dünyanın başka bir ülkesinde yaşanmıyordur.

Yaşanmıyordur çünkü beğenelim ya da beğenmeyelim hemen her ülkede kabullenilmekte zorlanılsa da insanlar attıkları ya da atacakları adımlarla ilgili olarak neyle karşılaşacaklarını üç aşağı beş yukarı bilirler. Bizim ülkemizde ise kimse ne zaman neyle karşılaşacağını ne bilir ne de kestirmelerinin olanağı vardır. Sadece düşünürler ki burası Türkiye burada her şey olur.

Böyle düşünülmesi iyi midir yoksa kötü müdür diye soruyorsanız bence kötüdür çünkü süreç içerisinde insanoğlu her şeyi kanıksıyor. Madem burası Türkiye’dir her şey olabiliyorsa yaşadıklarımız da bizleri şaşırtmamalı değil mi?

İçeri atılabilirsin, işinde olabilirsin, aç ve işsiz de kalabilirsin, milletvekili isen hiçbir önemin de yoktur hakkın da. Senin bir yerde bulunuyor olman hasbel kader olmuşsa da bir muktedir çıkar buraya kadar der işin de bitmiş olur.

Ha evet, gerçi ülkemizde 200 yıldır sürdürülen bir demokrasi mücadelesi vardır var olmasına da olup bitenlere ve geldiğimiz noktaya baktığımız zaman bu işin de fasa fiso olduğunu yaşadıklarımızla bir güzel anlarız. Hani kendimizi olmayan şeylere bir kaptırırsak var ya pembe düşler prensesi ya da prensi olup çıkmamız işten bile değildir. Sonrasında ise pembe düşlerin hemen hepsi hüsranla sonuçlanır bizler de ya umutsuzluğa düşeriz ya da Allah kahretsin ben mi kurtaracağım bu halkı deyip ya köşemize çekiliriz ya da dünya nimetlerinden yararlanmak için yandaş yalaka olup çıkarız. Böylece de bir gün önce söylediklerimizin ve savunduklarımızın bizi bağlayan hiçbir yanı kalmaz yürür gideriz düştüğümüz çirkefliğin içinde.

Ya da ne bileyim iflah olmaz bir iyimserizdir hacı bekler gibi halkın bir gün gelip arkamıza düşeceğini bizler de kahraman bir kumandan edasıyla at üstünde umutsuzca terk ettiğimiz şehre yeniden gireceğimizin hayalini kurdukça kendimize bir hayal dünyası inşa eder bugün yarın diyerek Azrail’in dört kollusuna bininceye kadar bekler dururuz. Öyleyse? Öyleyse falan yok, sizin halk dediğiniz kitle sonuçta bir yığındır. Yığınlar bugüne kadar geriye dönüp bir bakın tarihe çaktıkları tek bir çivi var mıdır acaba? Yığın, yığın kaldığı sürece de ne kendisinin farkındadır ne de kendisine atfedilen ‘ilahi’ gücün farkında. Aslında biraz daha sözlerimizi keskinleştirirsek halkın içinde yığının bir parçası konumunda olan işçi sınıfının da konumu farklı değildir. Onca şey yaşanır, onca baskı ve zulümle karşı karşıya kalınır her ne hikmetse Nazım Hikmet’in şiirinde yazdığı gibi;

“…
ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın
ne de polis farkında”

İşçiler de ne kendisinin ne de “ilahi” gücünün farkında bile değildir. O zaman aklınızdan madem böyle ne diye işçi sınıfı deyip duruyoruz diyorsanız demeyin arkadaş. Demeyin çünkü sonuçta bizim söylediklerimiz söylenmeli ve bir sonraki kuşaklara da adam gibi aktarılmalıdır. Çünkü dünü bugüne bağlayan, bugünü de yarına bağlayacak olan sosyalizm mücadelesinde söyleyenlerin sayısı ne olursa olsun aktarım yapılabiliyorsa günü geldiğinde de bir işe yarayacağı tartışılamaz bir gerçekliktir. Yalnız burada benim işaret ettiğim şey; lafı buraya kadar getirip kitleleri de işçi sınıfını da silgeç anlamında değildir. Ben daha çok halk kuyrukçuluğu ve işçi kuyrukçuluğu yapılmaması yönünde bir uyarıda bulunuyorum o kadar. Çünkü bu gerçekleri bilimsel olarak içselleştiremezsek arabayı ne zaman devireceğimizi de kestiremeyiz.

Evet, dönelim yine başa. Yönetenler rahat değiller tamam da onların rahatını kaçıracak hatta uykularından da edecek bir korku da yaşıyor değiller. Bir tehlike mi sezdiler bugüne kadar başvurdukları yollara başvururlar, yetmezse ilacın dozunu biraz daha arttırıp işin içinden çıkıverirler olur biter. İşte bu yüzden egemen güçlere karşı hazırlıklı olmalı ve onların tüm ayarlarını bozacak yol ve yöntemler de bulmanın bir yolunu mutlaka bulmalıyız. Yoksa işin içinden ne keskin söylemlerle ne lafa boğulmuş kuramlarla çıkamayız. Ve hatta bırakalım devrim yapmak gibi bir yüce ideali, adam kalkar der ki şu virüs salgını için 2 bin 226 tedbiri bir raporda topladım, bundan sonra gelişebilecek bir salgında bu rapor ‘rehber’ olarak kullanılacak. Buyurun bu sözlere inananlara bu sözlerin fasa fiso olduğunu anlatalım anlatabiliyorsak. Aslında sözün tılsımı da burada bence. Bu sözler hiçbir şey ifade etmemiş de olsa ona inananlar inanmakla kalmıyorlar, kendilerine ne büyük bir ilahi güç sahibi buldukları için de çok mutlular.

Öyleyse biz ne yapabiliriz?

Önce şu kaf dağından bir inerek başlayalım isterseniz işe. Sonra gücümüz nedir, nelerin üstesinden gelir nelerin üstesinden gelemeyiz hesabını da doğru yapalım.

Mış gibi değil gerçekten ne yapacağımızı bilerek kararlıca yürüyelim ve bize giydirilmek istenen deli gömleğini de yırtıp atalım ki bizler de gücümüzün farkına varalım değil mi?

Yoksa işin kötü yanı sopalanmaktan dayak arsızı olup çıkmak da var.

Bilmem anlatabildim mi?


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA