turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AKP ve SARAY İKTİDARI NEREYE KADAR? MHP NEYİN PEŞİNDE?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 KASIM 2020

Türkiye ağır sıkıntılı günlerden geçiyor. 2 Kasım 2002 yılından bu yana öyle bir bataklığa sürüklendi ki bataklığa sürükleyen dinci, gerici ve faşist kadroların yönettiği ülkenin nereye gittiği bile belirsiz. Bu yüzden de ülkenin bütün insanları bu iktidarın yapıp ettiklerinden nasiplerini alıyor ve giderek koşullar daha da bir ağırlaşıyor.

15 Temmuz 2016 Fethullahçı kalkışmayı Erdoğan öyle bir çıkarına çevirdi ki devamında İslami ve faşizan bir anlayışın pat diye içinde bulduk kendimizi. Üstüne üstlük bu oluşumda pay sahibi faşist bir parti olan MHP’de var. O MHP ki yapıp ettikleriyle ülkeyi karanlık bir çukurun içine itiyor adeta. Hepinizin bildiği gibi MHP uzun zamandır devlet kapısından önemli ölçüde dışlanmış bir parti. “Türkiye’ye özgü Başkanlık Sistemi” sonrası MHP önemli ölçüde dışlanmışlıktan kurtuldu. AKP ve sarayın kendisine muhtaç olduğunu iyi bildiği için de bugün istediği gibi ülke içinde at koşturabiliyor. MHP’nin bu hali her ne kadar kazanç gibi görünse de çizmeyi bir hayli aştığından ceremesini de çekmekten kurtulamayacağını gelişmelerle birlikte kuşkusuz MHP de görüp yaşayacak.

AKP’nin içinde yaşanan kopuşlar ve ayrışmalar MHP’yi Erdoğan için vazgeçilmez kılıyor her fırsatta da bu yönde MHP’ye duyulan gereksinim daha da bir artıyor. Dışardan bakılınca görülüyor ki Saray sanki MHP’nin elinde bir tutsağa dönüşmüş. Bu gelişmelerden AKP içinde ve tabanında rahatsızlıktan söz edilse de bu yaklaşımı bizler doğru bulmuyoruz. Çünkü Türk/İslam sentezi her iki partide de öğretisel anlamda bir gerçek olarak dışa vuruyor. Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman olmak belgisinde her iki siyasi akımda birbirlerine benziyorlar. Bu gerçekler ışığında baktığımız zaman her iki partinin tabanında da yüzde 90’lara varan birbirlerine bir yakınlık duyuluyor.

Bu iki çizgiyi daha yakından incelediğimizde her iki hareketinde komünizm karşıtı olduğunu görürüz. Bu iki partiye miras 1945 İkinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra Batı’nın sosyalizm ve Sovyet karşıtlığında vücut bulan soğuk savaş ortamında Milliyetçe ve İslamcı damar sonuna kadar emperyalistlerin oyuncağı olarak kullanılmış ve bu çevreler Batı’nın kontrgerilla örgütlerinde görevler üstlenmişlerdir. Bu benzeşlik ister istemez bugün her iki çizgiyi de dinci, gerici ve faşist iktidar ortaklığında buluşturmuştur.

AKP gibi çağdışı bir parti, bugünkü dünyada Türkiye gibi devinimi yüksek bir ülkeyi yönetemediği gibi ülkemizi şeriat düzeniyle de yönetecek konumda değildir. AKP ve sarayın bu açmazı nedeniyle bugünkü iktidar, iktidarını uzatabildiği kadar uzatmanın peşindedir. Dolayısı ile bunu da ancak MHP ile birlik yapabileceğini düşünmektedir. Öyle ki MHP ile göze alınan şeylere baktığımız zaman akıllara durgunluk veren gerçekler nasıl ortadaysa AKP’nin de şeriat isteğinin yaratacağı gerçekler o denli uçuk kaçık şeyler olduğu için her ikisi de iktidar gerçeğinde birbirleriyle buluşmuş durumdadırlar. Yani iktidar, her ikisi için de artık vazgeçilmez hale gelmiştir.

Bütün yalanlara karşın ekonomi çökmüş. Koronavirüs salgını ile ilgili söylenen yalanların sonuna gelinmiştir. İktidar ne yapasa yapsın ayar tutturamıyor. Dolayısı ile çatırdayan bir gövdeye sahip olan iktidarın da uzatılması gerektiği Erdoğan ve çevresi için kaçınımaz olduğu için Bahçeli bütün bu çözülüşlere karşın son çare bir kale gibi görülüp bu kalaye sonuna kadar tutunulmaya çalışılıyor. Hak, adalet, hukuk mu yokmuş, olabilir. İnsanların yaşamımı kararmış kararsın. Yalanla her şey tersinden mi anlaşılsın isteniyor olsun çünkü yapılan edilen ne varsa “kutsal dava” için yapıldığına göre kitapta yeri vardır diye düşünülüyor.

Eee bu durumda AKP-MHP ömrünü uzatmak için nasıl bir yol seçecek dersiniz? Daha mı baskıcı ve zulümcü kesilecek yoksa uygun bir yöntemini bulup geri mi çekilecek?

Görüldüğü gibi işler iyi gitmiyor. Yalana sonuna kadar devam ediliyor. AKP ve saray iktidara geldiği gün ajandasında ne varsa uygulamak istiyor fakat bunu da götürecek içerde ve dışarda destekleri kendisine yetmiyor. Son olarak Hukuk reformuydu, AB ve ABD’ye yaklaşma hesabı da bildiğini okumak için bir taktikti ama bu taktik bile bir anda gerisin geri çöküverdi. Bu durumda MHP’ye gün doğuyor. MHP iktidarın devamı için daha otoriter olunması gerektiği konusunda ısrarlı. Çünkü davulun tokmağı biliyor ki kendi elinde. Sorumluluğu paylaşmayan ama iktidarın tüm nimetlerinden yararlanan bir MHP durmadan tuzak üstüne tuzak peşinde. İyi Parti’ye tuzak kuruluyor. İyi parti’nin PKK’ya yakın durduğu yaygarası ile İyi Parti ile ilgili AKP ve saray bir şeyler düşünüyorsa da daha baştan bu söylemlerle AKP ve Sarayın önünü kesiyor. Dolayısı ile de iktidar seçeneği için bir tek kendisi kalıyor ki sonucunda da koparılması gereken ödünler MHP’nin önüne seriliyor.

Bahçeli, mafyaya niye gereksinim duydu? Alaattin Çakıcı bir siyasi partinin Genel Başkanı’nın nasıl oldu da dava arkadaşı oldu? MHP yoksa bu yoldan kendisi için bir dinamiz mi yaratacağını sanıyor? Olup bitenler tam tersini gösteriyor. MHP bu şansı denemekle bir anlamda diyebiliriz ki ayağına kurşun sıkmıştır. Dolayısı ile de MHP önümüzdeki günlerde bir fenomen olarak bile kalamayabilir. Bu gerçekler ışığında demokrasi güçlerinin MHP’ye yüklenmesi çok ama çok önemli olacaktır. Bu yüklenme karşısında MHP’nin dağılıp küçülmesi kaçınılmazlaşacak kendisiyle birlikte AKP ve saray iktidarı da dağılıp yok olacaktır.

Önümüzdeki dönem seçimlerden sık söz edilecek fakat Erdoğan’ın kazanamayacağı bir seçime de gitmeyeceği açıkça ortadadır. Bu yüzden de 2023’e kadar iktidarını Erdoğan sürdürmeye çalışacaktır. Ancak önümüzdeki günler gelişmelere baktığımız zaman pek çok şeye de gebedir. Yani Erdoğan istemese de erken bir seçim olasılığı da vardır.

Erken seçime dirense de tüm muhalif partiler erken seçim konusunu hem iktidarın geldiği noktayı ortaya koyarak hem de erken seçim yapılmasını bir kampanyaya çevirip yığınların anlayacağı bir şekilde ve yığınların isteğine en etkili yanıtları vererek sürdürürse seçimlerde kaçınılmazlaşır ve bu hareket yeni bir çıkış yolunun önünü açabilir.

Tabi tüm demokrasi güçleri gücünü etkili bir şekilde ortaya koyabilirlerse…


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA