turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GERÇEKLERE GÖZLERİNİ KAPATANLAR FAŞİZME BOYUN EĞER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

02 ARALIK 2020

Ülkenin geldiği nokta elbette son geldiği nokta değildir. Bunun geçmişi de sonrası da bugünü de vardır. Bu yüzden de şöyle bir gezintiye çıksak neler görürüz neler. Bir zamanlar sağ partiler iktidar olmak için kapı kapı dolaşıp az kömür, makarna, çay, şeker, yağ, bulgur dağıtmadılar. Bazı evlerde onları çalıştıracak elektrik yoktu ama sırtlanılıp sırtlanılıp bu yoksul evlere buzdolabı, çamaşır makinesi vb. beyaz eşya da verildiğini çok gördük.

İşsizliğin kökü kazanamıyordu ama hiç değil iktidara yandaş olan kimselere de iş bulunabiliyordu. Paranın açmadığı kapı mı vardı, kimlerin satın alınıp kimlerin nasıl kapitalizm bülbülü yapıldığını da çok gördük. Yani iktidarın eli boldu, kendisi ise kendisine oy verenlere karşı bonkör.

18 yıl sonra deniz bitti. AKP ve saray iktidarı korona virüs salgını nedeniyle ihtiyaç içinde olan halkın hiçbir istediğini yerine getiremez oldu. Çünkü ekonomi çökmüş kasada para bitmişti. Bu yüzden de kamuya ait fabrika ve kurumlar tek tek satıldı. Hukuk oldu guguk. Eğitimin içi boşaltıldı, cahilliği baş tacı eden iktidar eğitimin canına okudu. Demokrasi kısıtlı da olsa vardı ama şimdi tek kişi ne derse onun yapıldığı bir yere geldik dayandık. Yaşananlar akıl almıyor ama yığınların sessizliği anlaşılır gibi değil. Ne olmuştu da biz buraya gelmiştik? Yığınlar niçin tepkisizler bu kadar?

Kalkmak zorundayız. İşe gitmek ne edip edip ekmeğimizi kazanmak ve eve ekmek götürmek zorunluluğumuz var. Maske tak, hayat eve sığar denilse de görüldüğü gibi bizler eve sığamıyoruz. Koştura koştura toplu taşım araçlarına tıklım tıklım binerek işimize gitmemiz gerekli. Hep birlikte bir arada çalışıp aynı yemekhanede yemekte yiyeceğiz. Evimize gelip ev halkıyla aynı ortamı paylaşacak virüs almışsak virüsü de yakınlarımıza bulaştıracağız. En zor iş koşullarında çalışırken bile gıkımızı çıkarmayacağız. Hastalansak bile çalışacağız. İşten atılmamak için ölümü bile göze alacağız. Eve de kapanacağız, kendi içimize de. Usluluk bizim şiarımız olacak. Sözün özü usluluk ve uysallık bizim sıfatımıza yerleşecek fakat sabır taşı çatlasa da biz çatlamayacağız.

Çok çalışacağız, ekonominin çökmesini biz önleyeceğiz. Birilerinin kasalarını paralarla biz dolduracağız. Onların çarkının dönmesi için hiçbir özveriden kaçınmayıp eşekler gibi çalışıp soru bile sormayacağız. Ki şu virüs salgını bittiğinde bizim sırtımızdaki keneler felaketin içinden daha bir semirerek çıkabilsinler. Çıkabilsinler ki niteliği faşizm olan bir iktidarın uydurmalarından faşizm neymiş öğrenelim.

Varsın ülke birilerinin kölesi haline gelsin. Varsın ülke diğer bütün alanlarda olduğu gibi siyaseten de bir çıkmazın için düşüp siyaseten de boğulsun. Yeryüzünde insanlık onca bedel ödeyerek köleliği kaldırsın ama yerine de modern köleliği kabul etsin. Kapitalizm paraya övgüler düzsün ve paranın dini, imanı, ırkı olmaz diyerek aşağılar gibi görünüp birileri bizlerin canına okusun. Her gün onlardan beş vakit ezan okur gibi uyduruk kapitalizm vaazı dinleyelim. Birileri Tanrı ile bizi kandırsın ama onlar bu yolla gerçek tanrılarını yani paralarını bizim gözümüzden ırak tutmayı başarsınlar. Böylece bir avuç insanın atıp tuttuğu yalana kanıp her birimiz modern köle olmaya övgü düzelim.

İyi geçinelim, bizim canımıza okuyanlarla. İyi geçinelim, tek kişinin ağzından çıkan söze inanarak o tek kişiyle. Olmadı her birimiz birer uysal yurttaş olup vatanseverleşelim ki birileri tepemizde horon tepsin. Savaş çıksın, salgın alsın başını yürüsün kısacası bütün yıkımların okkalısını yaşayalım ama sabırlı olmayı elden bırakmayalım. Ne güzel değil mi? Ne buyurmuş Erdoğan, “Hiçbir denetimin olmadığı dijitalleşmenin bizi götüreceği yer faşizmdir.” Bu buyruğa bakıp asıl noktayı gözden kaçırıp göğe bakalım, göğe bakalım ki faşizm bizin iliğimizi kemiğimizi kurutsun.

Bizler de faşizmin ninnisiyle uyuyup ninnisiyle uyanalım da bu iş nasıl olacak? Şimdiye kadar ol dediğini olduran egemenlerin dediklerine mi teslim olacağız yoksa tarihe bakıp nasıl dünün sömürücüleri tarihten silinip gitmişlerse, bugünün sömürücü düzeni kapitalizmin de silinip gideceğine adımız gibi inanalım ve işimiz kapitalizmi yeryüzünden silip süpürmek olsun.

Gerçeklere gözümüzü kapatmayalım çünkü gerçeklere gözünü kapatanlar faşizme boyun eğer.

Nazım’ın seslendiği ‘BÜYÜK İNSANLIK’ için faşizmi yenmek bu kadar zor mu?

Zor olmadığını da kanıtlayalım.


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA