SGB

ve

ÜRETİM İÇİNDEKİ GENÇLİĞİN

 ÖRGÜTLENME SORUNU

Ali Ziya Çamur

         Sosyalist Gençlik Birliği, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin politik hattını benimsemiş gençlerin buluştuğu bir çatı oldu yetmiş dörtlerden bu yana.  Önce Genç Sosyalistler Birliği olarak örgütlendi. Ama TSİP içine sızmış, sosyalist savaşımda zaaf taşıyan kimi unsurlar TSİP’te barınamayacaklarını anlayınca  GSB’nin emanet edildiği kadroyu da yönlendirerek  kendi zaaf ve eksikliklerini erdem gibi gösteren başka politik oluşumlara  kapağı attılar.  Bu gidiş, TSİP’i zayıflatmak yerine güçlendirdi.  İdeolojik açıdan TSİP’in  işçi sınıfı partisi niteliği daha da belirginleşti. Bu yıllarda TSİP’in politik savaşım hattını benimseyen öğrenci, emekçi gençler Sosyalist Gençlik Birliği’nde bir araya geldi . 1978’e dek  SGB, işçi  gençlik, köylü gençlik ve öğrenci gençlik arasında yaptığı çalışmalarla TSİP’in Türkiye sosyalist hareketi içindeki gelişimiyle paralel bir gelişim ve ilerleme  gösterdi.  Ancak 1978’de TSİP MYK’sı  içindeki  kimi düşünsel dalgalanmalar çatlağa dönüşünce SGB   yönetimi TSİP’in içinden çıkan TKP-B çizgisini benimsedi. Bu ayrışma sonucunda bu çizgi, MYK tarafından tasfiye edildi.  İşte TSİP’e en büyük güç kaybettiren olgulardan biridir bu durum.

Her ne kadar TSİP’te kalan gençler,  daha sonra Sosyalist Gençler Birliği adıyla yeniden bir örgütlenme içine girse de her iki  SGB,  bu ayrışmadan sonra çalışma alanlarını ve güçlerini tekrar toparlayamadan 12 Eylül faşist darbesi  geldi.  Bu her iki kadrodan kimileri yurt içinde zindanlara atıldı. Kimileri yurt dışına geçti.  Daha sonraki süreçte TSİP’in önce TBKP’ye  sonra ÖDP’ye angaje edilme çabalarına karşı çıkan  Turgut Koçak öncülüğündeki kadrolar, 1993’te  yeniden diriliş atılımlarını başlattı. TSİP’in 1974’te ortaya konulan politik hattı savunan çizgisini benimseyen öğrenci ve emekçi gençler yeniden  SGB’yi oluşturma çabası içine girdiler.  SGB, İlk kuruluşunda aldığı işçi, köylü ve öğrenci  gençliği simgeleyen üç yumruklu amblemle eski SGB kadrolarını  Turgut Koçak önderliğinde derlenip toparlanmaya çalışan  TSİP‘e çekerken  yeni genç sosyalistler için örgütlenme merkezi oldu.  Ancak 2000 yılında TSİP Genel Merkezinin polisçe  basılması, Turgut Koçak ve iki MYK üyesinin tutuklanması, partinin derlenip toparlanma sürecinde kesintiler oluştursa da 25 Aralık 2005 Genel Kuruluyla TSİP ve SGB; Türkiye sosyalist hareketi içinde Marksist, Leninist   tavrı tutturamayan sağ ve sol sapmalara, şovenizme ve AB işbirlikçiliğine savrulmalara karşın dimdik bir duruş gösterdi. 

İşçi, köylü, öğrenci gençliğin  bu savrulmalar içinde  belirsizliğe yönelişine “Dur !” diyen SGB, artık örgütlenme çabalarını hızlandırarak   gençlik içinde özellikle de emekçi gençlik arasında  sesini yükseltebilmeyi ön plana almalıdır. Bu yazıda bu konudaki  somut durum ve eksiklikleri  ortaya koyarak,  bu konudaki görüş ve önerilerimizle  var olan suskunluğu yapıcı bir tartışmaya dönüştürmeyi   amaçladık.

I. GİRİŞ:

Neden özellikle emekçi gençlik?  Türkiye sosyalist hareketinin sınıf  savaşımından koparılması,  Sınıfsal duruştan yoksun yanlış yönelimlerin  gençliğin savaşımını öğrenci gençlik içine hapsetmesi,  emekçi gençliğin  özgül alanlarında boşluklar oluşmasına neden olmuştur.  Emekçi gençlik, ne işçi sınıfıyla tamamen kaynaşabilmiş, ne de sosyalist savaşımın  odak noktası yapılan öğrenci gençlikle  aynı eylemde buluşabilmiştir.  Sonuç olarak yaratılan bu boşluk, burjuvazi tarafından doldurularak, emekçi gençlik, futbol fanatizminin ya da  arabesk uyuşukluğun içine çekilmeye çalışılmaktadır.  Bu durum karşısında  geleceği bir an önce yaratabilmek adına emekçi gençliği de politik çalışmaların içine çekmek gerekmektedir. Bu  bugün yapılamazsa,  yarın sınıf savaşımı adına yola çıkıldığında yanımızda yürüyecek emekçi bulmak  güçleşecek, 12 Eylül faşizmi sonrası dağılan  sınıf safları  daha da seyrelecektir.

         “Emekçi gençlik” kavramı,  kentte, çeşitli iş kollarında çalışan  çırak ve genç işçilerin dışında kırsal alanda tarımsal üretim alanlarında kol gücüyle çalışan köylerdeki genç emekçileri de kapsamalıdır. Bugün köyden kente göçüşün yoğunlaşmasıyla birlikte köylülüğün kentlerde sürmesi; çeşitli iş  kollarında çalışanların kırsalla bağlarını koruması artık “işçi gençlik” ve  “köylü gençlik” arasındaki ayrımı da giderek ortadan kaldırmaktadır. 

         Genç emekçiler arasında çalışabilmek, onları sınıf savaşımında parti hatlarına çekebilmek için öncelikle onların sorunlarını ve karşılaştıkları güçlükleri iyi bilmek gerekir.  Onlar için yakıcı olan bu sorunları bilmeden çözüm yollarını gösteremeyiz.  Bu nedenle işe onları tanımaktan başlamak gerekir.

         II. GENÇ EMEKÇİLERİN KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR:

         Bugün Türkiye’de emekçi gençliğin yoğun olduğu iş kolları  genel olarak “inşaat, tekstil,  otomotiv sanayisinin yan kolları, atölye düzeyinde imalât  ve montaj  sanayi, mevsimlik tarım işçiliği...v.b. olarak sınıflanabilir. Bu alanlar, aynı zamanda ucuz emek sömürüsünün en yaygın şekilde yaşandığı iş kollarıdır.  Emekçi gençliğin, kadınlar dışında kalan büyük bölümünün askerliğini yapmamış oluşu,  bu sömürüyü daha da katlandırmaktadır.   Çünkü büyük  işletmelerde askerliğini yapmış erkek işçiler  tercih edilmektedir. Bunun en önemli nedeni, askerliğe gidecek olan işçiye “askerlik tazminatı” vermek zorunda oluşudur.  Ayrıca askerliğe gitmemiş olan genç işçiler,  ancak geçici bir süre için çalıştırılabilmektedir. Büyük işletmelerde işverenin geçici işçi çalıştırması yasalar açısından zor olduğundan, işverenler, askerliğini yapmamış erkek işçileri tercih etmemekte; bu durum onlar için daha yoğun bir sömürünün kapılarını açmaktadır. Askerliğini yapmamış genç işçiler,   ancak küçük atölyelerde  —çoğu zaman sigortasız— çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Böyle bir zorunluluk, genç emekçilerin alabileceği ücreti azaltmaktadır. Ambalaj ve tekstil sanayisi  dışında genç kadın emekçinin iş bulabilmesi  de oldukça  güç görünmektedir.  Bu durum da genç kadın emekçilerin alabilecekleri ücreti düşürmektedir.  Bunun dışında genç kadın emekçilerin iş yerlerinde karşılaştıkları cinsel sömürü, taciz... vb sorunlar da büyük önem taşımaktadır. 

Genç emekçileri yoğun  olduğu iş kollarında sendikal savaşımın hiç olmayışı ya da zayıf oluşu karşılaşılan önemli sorunlardan iridir.  Kimi iş kollarında  işbirlikçi sendikacılık egemenken, özellikle inşaat  ve tarım iş koluna yönelik sendikanın olmayışı  genç emekçilerin sömürüsünü pekiştirmektedir.   Başkaldırıyı önlemek amacıyla, taşeronlarca feodal bakışla işçi toplanması bu alanlarda çalışmayı daha da güçleştirmektedir. Ayrıca varolan  sendikal yasalar da genç emekçilerin sendikal savaşıma katılmalarını daha da zorlaştırmaktadır.  Çünkü, sendikalı olabilmek için işçinin on altı yaşından büyük olma koşulu aranması, on altı yaş altında çalıştırılan genç emekçilere sendika kapısını kapatmaktadır.  Toplu sözleşme yapabilmek için  aranan % 51 sendikalı işçi barajı ve sendikalı olmanın atölyelerde  yarattığı olumsuz  durumlar  genç emekçilerin sendikal savaşım verebilmesinin önüne konan bir başka engeldir 

Genç emekçilerin bir bölümünün ailesiyle birlikte yaşaması sonucu  üst yapıda etkisini sürdüren  feodal değer yargılarının emekçi gençlik üzerinde yaptığı baskıda bir başka sorundur. Ailesiyle ya da akrabasıyla yaşayan genç emekçiler,  aile-akraba  baskısı ve erkek egemen kültürün  genç kadın  emekçilere baskısı altında  bireysel özgürlüklerine sahip olamamakta,  bu durum da onların sınıf bilincine ulaşmalarını daha da güçleştirmektedir.  Yasal olarak da ebeveynlerine bağlı olan 18 yaş altı genç emekçiler, bu boyunduruktan  kurtulabildikleri ölçüde  sınıf savaşımında  etkin yer alabileceklerdir.

Genç emekçilerde görülen bir başka  durum da işçi sınıfıyla tamamen kaynaşamamaları sonucu sınıf bilinci eksikliğidir.   Öğrenim yaşantısını yeni bitirmiş ve geçici bir işe girmiş genç emekçi, ancak uzun bir işçilik süreci sonunda sınıf bilincine varabilecektir.  İlköğretim okulunu  ya da liseyi bitiren ancak askerlik yaşı gelmeyen bir genç için işçilik,  askerlik zamanı gelene dek boş durmasını önleyecek geçici bir meslek durumundadır.  Lise mezunu işçilerin içlerinde besledikleri üniversiteye girme umudu, bu kesimin sınıfsal bakış açısını daraltmaktadır.  Meslek lisesi mezunları için de aynı durumun söz konusu olduğu söylenebilir. Ancak onlar  için farklı sömürü mekanizmaları da çalışmaktadır. Bir yandan “staj” adı altında  çok düşük ücretle çalışılırken mezuniyetten sonra  atölyelerde, küçük işletmelerde “mektepli” küçümsemesiyle vasıfsız çırak işlemiyle karşılaşmaktadırlar.   Tüm bunlara, atölyelerde usta-çırak ilişkileri içinde ve bir gün  ustabaşı olup, belki de küçük  bir atölye açma  umutlarıyla yaşayan genç emekçileri de eklersek emekçi gençliğin küçük burjuvazi ile  işçi sınıfı arasında gidip gelen bir tabaka oluşturduğunu daha iyi görürüz. Emekçi gençliğin yoğun olduğu iş kollarında   vasıfsız işçiliğe, diğer iş kollarına göre daha fazla gereksinim duyulması  bir başka önemli sorundur. Vasıfsız işçiler, ancak asgarî ücretle iş bulabilmektedir. İşveren, vasıfsız işçinin pazarlık gücünden yoksunluğunu göz önüne alarak   düşük bir asgarî ücretin yanında genç emekçiye bir de zorunlu fazla mesai ve  ağır angaryalar dayatmaktadır.  Pazarlık gücünden yoksun olan vasıfsız işçi, verilen ücrete ve dayatılan ağır iş koşullarına razı olmak zorunda kalmaktadırlar.  Bir süre sonra, ağır iş koşullarına dayanamayıp işi bırakan vasıfsız genç emekçinin yerine bir yenisi girecek; daha sonra aynı biçimde o işçinin yerine de bir başkası gelecek, bu kısır döngü sürüp duracaktır.   Yapılan iş, belli bir uzmanlaşmayı,  vasıflı olmayı gerektirmediğinden işini bırakan işçinin yerine    yenisini bulmak, işsizliğin egemen olduğu ülkemizde hiç de zor olmayacaktır.  Bu nedenle böyle bir kısır döngü, işverenlerin de işine gelmektedir hep.  Sonuçta çoğunluğunu genç emekçilerin oluşturduğu işçi kesimi, ağır bir sömürü zincirinden kurtulamamaktadır. 

Atölye üretiminin kendine özgü koşulları da  genç emekçilerin üzerine çöreklenen bir başka baskı halkasıdır. Atölyelerde varolan  usta-çırak ilişkileri, meslek öğretmek adına “Eti senin, kemiği benim.” sözünde somutlanan ağır bir sömürüyü getirmektedir. Kimi zaman  ustabaşıyla patronun aynı kişi olduğu küçük işletmelerde  genç emekçinin sınıf savaşımı gücünü kazanması olası değildir. 

Genç emekçilerin karşılaştığı bir başka önemli sorun da yukarda sözünü ettiğimiz iş kollarında sigortasız çalışmaya itilmesidir.  Sigortasız işçiyi işten çıkarmak, işveren için  daha kolay ve zahmetsizdir. Ağır iş koşulları içine ittiği vasıfsız genç emekçinin bir süre sonra işi bırakacağını bilen işveren, çıkış tazminatını ödememek için  olabildiğince sigorta işlemlerini geciktirmeye çalışmaktadır. Kaldı ki, çıkış tazminatı alabilmek için de en az altı ay sigortalı çalışmak gerekmektedir.  Diyelim ki, genç emekçi, altı ay – bir yıl direndi, aynı işyerinde çalışmasını sürdürdü. İşverenler için bunun da kolayı vardır.  Denetleyicilerin gözünü boyamak için işçiyi birkaç ay sigortalı gösterdikten sonra altı ay dolmadan kâğıt üzerinde işten çıkmış gösterir. Aralığı uzatacak biçimde belli sürelerle bu işlemi yapar. Genç emekçi, bu patron kazığının farkına,  uzun yıllar sonra emeklilik hesaplarını yaptığında, bilgi-işlemde karşısında umduğu iş gününden çok daha az bir iş gününün gelmesiyle   varabilecektir.   Bu gibi durumlar işverenler için geniş bir sömürü olanağı doğuran bir manevra alanıdır.

III. BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

Baştan beri vurguladığımız  üzere, ülkemizde genç emekçiler, belirtilen nedenlerden dolayı işçi sınıfıyla tamamen kaynaşabilmiş ve onun eylemlikleri içinde  yer almış, ne de ülkemizde sosyalist savaşımın  odak noktası yapılmış ve öğrenci gençlikle eylem birliği yapabilme fırsatı yaratılmıştır.  Genç emekçilerin bu durumu, önümüze iki aşamalı  bir savaşım süreci ve örgütlenme  anlayışı getirmektedir.  Bu süreç, belirtilen iş kollarının  özgün yapısıyla iç içe geçebilir ya da birbirinden kesin çizgilerle ayrışabilir.   Bu durum, o iş kolundaki geçmişten gelen savaşım geleneğiyle belirlenebilir.  Bu konularda  SGB’ye , genç sosyalistlere düşen sorumlulukları şu biçimde toparlayabiliriz:

1.ACİL GÖREV, “DEMOKRATİK İŞ KOLU ÖRGÜTLENMELERİ”Nİ HAYATA GEÇİRMEK; BURALARDA  VE VAROLAN ÖRGÜTLERDE ÖNCÜ SINIF GÜÇLERİNİ ETKİN KILMANIN DİNAMİĞİNİ YARATMAKTIR:

Genç emekçilerin  emeğini ucuza satmasının sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik sorunların yanına, bir de genç emekçilerin genç olmaktan kaynaklanan sorunlarını eklersek ortaya oldukça karmaşık ve çözümü güç sorunlar yumağı çıkmakta. Ayrıca genç emekçilerin üzerine örtülmeye çalışılan sendikal , demokratik ve politik örgütsüzleştirme baskısını; örgütlenme geleneğinin eksiklik  ve zaaflarını da hesaba katmalıyız.  Eksik ve zaaflara sahip geleneğin üzerine halkları saran faşizm karanlığını; faşizmin sınıfsal karakterinin özellikle işçi sınıfı ve emekçi kitleleri  yoğun baskı, politikadan uzak tutma anlayışlarını da göz önüne aldığımızda genç emekçilerde yolun hemen başındayken kitlesel bir siyasal örgütlülük ve sınıf bilinci oluşturmak oldukça güçtür.  Bu nedenle sosyalist savaşım açısından genç emekçiler arasında yapmamız gereken ilk ve en önemli çalışmayı DEMOKRATİK İŞ KOLU  ÖRGÜTLENMELERİ aşamasıyla başlatabiliriz.  Bu aşama, yaşama geçirmemiz gereken ilk önemli sorumluluğumuz olmalıdır. 

Faşizan baskıları ve emekçiler üzerindeki kültür emperyalizmi yoluyla kimliksizleştirme, apolitikleştirme  çabalarını  göz önüne aldığımızda, başlangıçta her iş kolunda   “en geniş genç  emekçi kitlelerini   iş kolunun özgül sorunları ve demokratik sorunları” çerçevesinde  bu örgütlülüğü oluşturabilmek en acil görevlerden biridir.  Bu örgütlenmede temel hedef,  iş kolu biriminde  bir araya toplanılabilecek genç emekçilere demokratik örgütlülük bilinci verebilmektir. Genç emekçileri kendi çalışma yaşamları içerisindeki iş kolu sorunlarına  duyarlılaştırmak ve “hak arama” savaşımının  içine yönlendirebilmektir.   

Diğer hedefimiz de faşizm karanlığının genç emekçiler üzerinde yoğunlaştırdığı,  yılgınlık yaratmayı amaçlayan, toplumsal ve kültürel baskılar olmalıdır.  Demokratik iş kolu örgütlenmelerinde,   düzenin emekçi düşmanı yaklaşımlarına,  kapitalizmin sömürü anlayışına ve   yazılı -  görsel basın aracılığıyla her an yaşamımıza pompaladığı kültür emperyalizminin etkilerine karşı “alternatif kültür üretimi”  çalışmalarına ağırlık verilecektir. Kültürel ve ahlâki temelde faşizmin bu yöndeki baskılarını delen genç emekçiler, bir sonraki aşama olan  “İŞ YERİ BİRİMLERİ” öncülüğünde sınıf savaşımında çok daha kalıcı örgütlülükler ve kazanımlar yaratacaklardır. Bunların yanında yapılması gereken bir başka önemli görev de politik ve o iş kolunu ilgilendiren tüm konularla ilgili tartışmaların, eğitim çalışmalarının ve diğer eğitici etkinliklerin  örgütlenmesidir.  Bu çalışmalarda  “ÇALIŞMA KURULLARI” oluşturulmalı ve bu kurullardan bir tanesinin görev alanı, yukarda belirtilen konularda yeni örgütlülükler yaratmak olmalıdır.

DİÖ’ler genç tarım emekçilerinin yoğun olduğu kırsal kesimlerde giderek üretici birliklerine dönüşebilir ya da tarım iş kolu örgütlenmesi olarak bağımsız  bir demokratik örgüt olarak varlığını korur.

Genç sosyalistler, “Demokratik İş Kolu Örgütlenmeleri”  (DİÖ)  çalışmalarıyla  genç emekçileri  hemen “sosyalizm saflarına katabilecekleri” gibi bir saplantıya kapılmamalıdırlar.  Çünkü DİÖ’lerin yapısı, tamamen sosyalist işçilerden oluşan  homojen bir yapı oluşturmayacaktır. DİÖ içerisine, o iş kolunda işçi olarak çalışan  — kemikleşmiş faşistler ve gericiler dışında— herkes katılabilecektir. Sosyalistler, demokratlar, sosyal demokratlar ve etkin çalışmalarla kazanılabilecek arada duran kişilerle DİÖ’ler içerisinde çok sesliliği oluşturmak gereklidir.  Sonuçta DİÖ’ler “demokratik kitle örgütü” olacaktır. Genç sosyalistlere düşen sorumluluk tutum ve tavırlarıyla “öncü sınıf güçleri”yle birlikte bu çalışmaların en önünde yer alarak genç emekçilerin güvenini ve sempatisini kazanmaktır. 

 2. POLİTİK SORUMLULUĞUMUZ “İŞ YERİ BİRİMLERİ”Nİ YAŞAMA GEÇİRMEK OLMALIDIR:

İşsizliğe, düşük ücretlere, sigortasız çalıştırmaya, iş kazalarına denetimsizliğe, angarya, dayak, zorunlu fazla mesaiye, on altı yaşından küçük işçi istihdamına sendikasızlaştırmaya, genç emekçileri sendika yönetiminden uzak tutan yasalara ve grev kırıcılığında kullanılmaya karşı oluşturulacak bir demokratik program ekseninde genç emekçilerin politik ve sendikal örgütlenmesinde  bir patlama yaratabilecek  “İş Yeri Birimleri” (İYB) örgütlülüğü yaratılmalıdır. Öncelikle bu genel tanımlamadan sonra, İYB’nin nasıl bir yapı ve iç işleyişe sahip olmalarını da belirlemek gerek. 

İYB, sınıf savaşımını iş yerlerinde  veren ve  üretim içinde yer alan işçiler tarafından oluşturulan taban örgütlenmeleridir.  Sınıf bilincine sahip işçilerin öncülüğüyle oluşturulacak İYB, bir bütün olarak işçi sınıfının çıkarlarını ve isteklerini  iş yerlerinde güncelleştirerek gelişebilecektir.  İYB, en geniş işçi kitlesine seslenecek kadar  “çok”, ancak kolayca bir araya gelerek karar alıp ve bunu en hızlı biçimde yaşama geçirebilecek kadar “az” sayıda  işçi tarafından oluşturulmalıdır. Yanlış anlamalara yol açmamak için bu “az”lığı açmak gerek:  Buradaki “az sayıda işçi”  kavramı İYB içinde yaratılacak demokratik işleyişle oluşturulacak yönetim erkini belirtmektedir.  Anlaşılmalıdır ki, İYB bir taraftan tabandan kopmamayı,  diğer taraftan  hantal ve işlemez bir yapı olmamayı ilke edinecektir.  Bu süreçle birlikte geniş kitlelerce benimsenebilecektir.

Kırsal kesimde çalışan tarım emekçileri İYB’leri sürekli ya da geçici çalıştıkları köyler bazında  oluşturacaklardır.  Her köyde bir İYB oluşturulacak, diğer İYB’lerden farklı  olarak az topraklı yoksul köylülüğü de yanlarına çekmenin sorumluluklarını taşıyacaklardır. İYB, işçi sınıfının savaşımında önceleri politik olmayan istemlerle yola çıkabilir. Burada önemli olan, ekonomik savaşımın  politik savaşıma dönüştürülmesi ve giderek

İYB’nin  istemlerinin politikleştirilmesi, son aşamada da bu örgütlenmelerin  demokratik halk iktidarının, oradan da   proleterya diktatörlüğünün çekirdekleri  durumuna getirilebilmesidir.  Geçmişte Büyük Ekim Sosyalist devrimi öncesi Lenin’in yaşama geçirdiği “işçi  sovyetleri”  deneyimi, bizler için  önemli bir örnektir.  İYB’de bu hedefe uygun bir çalışma anlayışı yaratılmalıdır.  Bunun yanı sıra  genç emekçiler arasından gençliğin tüm antifaşist güçlerini bir araya getirmek ve iş yeri biriminde politikalar üreterek bunu kitlesel bir anlamda gerçekleştirmek de İYB’nin hedefleri arasında olacaktır.  Tek bir işçinin “özel” sorunundan, iş yerinde bütün işçilerin “genel” sorununa kadar her konuda çözüm üretmeye ve tavır almaya yetenekli bir duruma getirileceklerdir.

Sendikasız iş yerlerinde salt sendikalaşma savaşımı vermek İYB’nin çalışma alanını sınırlar. Elbet böylesine demokratik istemler için de gereken savaşım yapılacaktır.  Sendikalaşma İYB’nin de destekleyeceği ve pratiğine katılacağı bir istemdir.  Hedefleri arasına  sendikasız iş yerlerinde çalışan genç emekçileri sendikalılaştırmayı da koyacaktır.  Ama İYB’nin temel savaşım çizgisi, salt sendikalılaştırma değildir. Bunu,  iş kolu biriminde  DİÖ’de tanıtıcı, eğitici ve pratiğe yönelik çalışmalarını gerçekleştirerek  yapacaktır.   Buradan kazanılacak kadrolar hem SGB’ye hem de partiye dinamizm kazandıracaktır.

         III. SONUÇ:

         Sınıf savaşımına genç emekçileri yönlendirmenin  ve sosyalizm saflarına kazanmanın onların arasında örgütlenmekten  başka bir seçeneği yoktur.  Bu hedef için gerekli sınıfsal bakışımız  budur.  Elbette tartışmalarla, üretilebilecek yeni seçeneklerle bu öneri demeti daha da olgunlaştırılacaktır.  Ancak işin en önemlisi, bir an önce eyleme geçmek, bu olgunlaştırılabilir önerileri pratiğe dökmektir.  Biliyoruz ki diyalektiğe göre durmak gerilemektir. Öyleyse bu alanda ileri atılmanın ön koşullarını oluşturmalıyız. 

Günümüzde çeşitli sosyalist hareketleri oluşturan kitlelerin perspektifine  baktığımızda  ağırlıklı olarak aydınları ve öğrencileri görürüz. Öncü işçilerin ve genç emekçilerin sayısı çok  düşüktür. İşte öne sürülen dağılmışlığın, parçalanmışlığın temelinde  bu perspektif yatar. Biraz kabaca kaçsa da görülen odur ki, “Körler, sağırlar birbirini ağırlar.” tekerlemesinden  öte bir şey değildir. İşte bu sessizliği, bu kör zinciri kırarak kitleselleşmenin, iktidar seçeneği oluşturabilmenin  hesabı  burada  DİÖ ve İYB’nin bir an önce hayata geçirilmesinde  yatmaktadır.

 


İLETİŞİM FORMU

NOT: MESAJLARINIZ EN GEÇ İKİ GÜN İÇERİSİNDE CEVAPLANDIRILACAKTIR

 

NOT: telefon numaranızı yazmak istemiyorsanız birkaç rakam yazınız.

[- Sayfayı yazdır - ]


SAYFA BAŞI

ANA SAYFA