
LÜBNAN GERÇEĞİ'NİN ÖĞRETTİKLER
TURGUT KOÇAK
ONURSAL GENEL BAŞKAN
Lübnan’da iç savaş dönemini anımsayanlar bilir. Her gün kaç yer bombalanır, kaç kişi acımasızlığın pençesinde yaşamını yitirirdi. O dönemde de hiç kuşku duyulmasın ki, bu kanlı boğuşmayı hazırlayan güçler, başını ABD’nin çektiği emperyalistlerdi.
Bu kanlı süreç Suriye’nin çok büyük katkıları ile ortadan kaldırıldı. Bu yüzden de haklı olarak Suriye Lübnan’lıların sempatisini kazandı. Suriye yanlısı örgütler gelişip güçlenmekle kalmadılar, halk desteğinin yüzde 80’leri geçen kısmını da arkalarına almayı başardılar. Siyasallaşarak seçimlere katılıp parlamentoya girdiler, hükümette yer aldılar.
1967’den bu yana bölgede İsrail, ABD ve Batı’nın da desteği ile tam anlamıyla bir terör estirdi. İsrail terörüne karşı direnen Filistin’de Hamas,Lübnan’da Hizbullah halktan destek görerek yönetimi Filistin’de olduğu gibi ya ele geçirdi ya da yönetime ortak oldu.
Dünya enerji kaynaklarını ele geçirme planı çerçevesinde Irak’ı işgal eden ABD emperyalistleri Büyük Ortadoğu Projesi adı altında bir plan hazırladı ve plan İstanbul’da tartışılarak, silahlı saldırı örgütü NATO üyesi ülkeleri tarafından onay gördü. Bu çerçevede Türkiye’ye de kendi çıkarları ile örtüşmeyen roller verildi. Eşbaşkanlıklarını ise Bush’un,Blair’in , İsrail başbakanının (Olmert), Recep tayip Erdoğan’ın yaptıkları yazıldı çizildi.
ABD’nin Irak direnişini kıramamasına karşın bölge üzerindeki hesapları hep sıcak tutuldu. Kuzey Irak’ta ABD’nin ikinci İsrail işlevi görecek olan Kürt Devleti’nin kuruluşu tamamlanarak iş BM tarafından tanınmasına kaldı. Şimdi Suriye ve İran’da ABD ve ortakları tarafından bombalanır yada işgal edilebilirdi. Bu yüzden de Suriye’nin üzerine Lübnan’daki varlığı bahane edilerek, İran’ın da Nükleer enerji santrali kurma girişimi öne sürülerek kazanın altına sürekli olarak odun atılmaya başlandı.
Eski Lübnan başbakanlarından Refik Hariri, emperyalist güçlerin emrindeki karanlık güçler tarafından bir suikastla öldürtülerek suç Suriye’nin üstüne yıkıldı. Emperyalist güç odaklarının çıkarlarını savunan yazılı ve görsel iletişim araçları harekete
geçirilerek Suriye tam anlamıyla suçlama bombardımanına tutuldu. Arkasından da sıra emperyalist dünyanın isteklerine geldi. Lübnan’dan Suriye askerleri çekilecekti, çekildi. Suriye’nin istihbarat güçlerini de çekmesi gerekiyordu, bu iş de yerine getirildi.
Ne var ki, İstanbul’da uygulanmasında ortak yargıya varılan Büyük Ortadoğu Projesi bir türlü istenilen ölçüde uygulanamadığından ABD bu gidişten hiç de hoşnut değildi. İsrail terör makinesi hemen harekete geçirilerek Filistin’de operasyonlara girişildi. Çocuklar ve suçsuz insanlar dünyanın gözleri önünde durup dururken katledildiler. Hamas’ın ileri gelen milletvekilli ve siyasetçileri tutuklanarak İsrail hapishanelerine götürüldü. İsrail bu kez de benzer eylemlerini Lübnan’a yöneltti. Çocukları ve sivilleri katletti. Bu katliama Hizbullah’tan yanıt gelince de, bilinen ve 34 gün süren Lübnan’a yönelik vahşetini uyguladı ve 600’e yakını çocuk olmak üzere 1600 kişinin yaşamına mal olan insanlık suç işlendi.
Lübnan’ın bombalandığı 38 gün boyunca hiçbir dişe dokunur karar almaksızın insanların ölümüne ve Lübnan kentlerinin harabeye çevrilmesine seyirci kalan BM , İsrail ‘in ABD emperyalistlerinin verdiği görevi yerine getirdiğine inanmış olacak ki, zar zor ateşkes kararı alabildi. Bu kararın arkasından derhal hareket geçen Batı dünyası ise Barış Gücü’ne ne kadar asker vereceklerini birbiri arkasına açıklamaya başladılar. Bu kervana AKP hükümeti de katılmakta gecikmedi.
BM’nin belirsizliklerle dolu Barış Gücü’nün Lübnan’a gönderilmesi ise akla saldırgan taraf olmayan Lübnan halkının sevgi ve güvenini kazanmış olan Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını getirdi. Oysa saldırgan taraf olan İsrail’di, saldırılansa Lübnan olmasına karşın zapturapt altına alınmak istenen emperyalistler böyle istiyor diye Hizbullah oldu.
İşte tıpkı kabul edilmeyen Mart 2003 tezkeresi’nde olduğu gibi 5 Eylül 2006’da TBMM’de kabul edilen Lübnan’a asker gönderme tezkeresi de geniş halk yığınları tarafından tepkiyle karşılandı, ağır eleştirilere uğradı. Bütün bu gerçekleri kulak arkası eden Başbakan Recep Tayip Erdoğan eğer buna zafer denilebilirse tezkereyi geçirerek, TBMM’de parti grubuna da hakim olduğunu göstererek zafer kazanmış oldu.
Ancak kazın ayağının hiçte öyle olmadığını (biz zaten biliyoruz) Recep Tayip Erdoğan’da, tezkereye oy veren 340 milletvekili de yaşayarak görecekler ve öğreneceklerdir.
Afganistan’a ‘demokrasi’ getireceği savıyla işgal eden Amerika kukla hükümetlerle bir şey yapılamayacağını artık iyice görmeye başlamış bulunmaktadır. Afganistan’da Kabil’de ve çevresinde sıkışan NATO ülkeleri operasyonlarla birlikte kayba da uğramaya başlamışlar ve hemen arkasından da çatışma bölgelerine Türk askerinin de girmesini isteyerek gerekçe olarak da halka buradaki savaşın kafirlerle Müslümanlar arasında olmadığını göstermek olarak ileri sürmüşlerdir.
Gerçekten de doğrudur, bu savaş Müslümanlarla kafirler arasında değildir ama işgalcilerle işgale karşı direnenler arasında geçmektedir. Afganistan’da kimlik olarak ileri sürülen Talibanlar süreç içinde büyük ölçüde kabuk değiştirmişler, gerçekleri daha iyi görmeye başlayarak anti-emperyalist bir kimliğe doğru evrilmeye başlamışlardır.
Türkiye bölgede çok büyük tehlikelerle karşı karşıya olan ülkelerin başında gelmektedir. İşte bunun için AB Türkiye’ye yeni koşullar dayatmaya kalkmaktadırlar. Ermeni, Pontus, Süryani soykırımını tanıyan, Aleviler içindeki bazı unsurlara azınlık statüsü verin demektedirler.AB ile müzakere tarihi aldık diye Ankara’da şenlikler düzenleyen AKP hükümetinin bu son isteklerle balonu iyice sönmüştür. Lübnan’a asker gönderme tezkeresi ise, Bush’un önüne çıktığında Recep Tayip Erdoğan’ın işini kolaylaştırsa da gerçek o ki Erdoğan’ın işini bitirecek ve halkımız yaşamı boyu unutamayacağı tezkereyi Recep Tayip Erdoğan’a vermiş olacaktır.
Sonuç olarak İsrail’in Lübnan’ın bombardımanından çıkarılacak oldukça çok ders vardır. Ve hatta denilebilir ki, Beyrut’un bazı semtleri yerle bir edilir, insanlar canlarından olurlarken nasıl olmuştur da bazı semtlere bir tek bomba düşmemiş kimsenin burnu kanamamıştır ? Ne denilebilir Allah’ın hikmeti işte…