SOSYALİZM YOLUNDA TSİP

Tarih, sınıflar savaşı tarihidir. Kendi yüzyılımızın savaşları da, çatışkıları da aynı nedenlere dayalı olarak çıkmış, insanlık yok olup gitmekte olan sınıfların zalimliğine ve yok olup gitmemek için direnen sınıfların neler yapabileceğine tanık olmuştur. Bu gerçekler ışığında değişimin öznesi politik yapılanma olarak ortaya çıkan komünist partiler, zaman zaman insanlık adına akıl almaz özverilere imza atmış, zaman zaman da akıl durgunlukları yaşayıp parçalanıp bölünerek küçülüp etkisizleşmişlerdir.

1917 Büyük Ekim Devrimi sonrası kendilerine iyice güvenleri artan komünist partiler, başta gelişmiş kapitalist ülkeler olmak üzere, diğer bütün ülkelerde insanlığın yazgısını değiştirmek yönünde savaşım vermişler, geniş emekçi yığınlarının kurtuluş umuduna dönüşerek yığınların gönüllerini kazanmışlardır. Akıp giden tarih ırmağının yönüne yön vererek tarihi akışı daha da hızlandırma başarısını göstermişlerdir. Ne ki, tarihsel değişimin gerçekleşmediği ülkelerde sömürücü sınıflar güçlerini sonuna kadar kullanarak ve toparlanarak yeniden yönetim erkini ellerinde tutmayı başarmış, çürümüşlüğün içinden bir kez daha kendileri çıkmıştır. Değişimin öznesi olan komünist partilerse ister istemez başarısızlığa düşüp, başarısızlığın faturasını kendilerine çıkarmakla kalmamış, bir yandan parti saflarında yer alan, yenilgi dönemlerinde kolaylıkla saf değiştirecek olan zayıf halkalar ana kütleden koparlarken, parti içinde bozgunun getirdiği hizipleşmeler de alabildiğine artarak partilerin gücünü büyük ölçüde tüketmiştir. Bu arada egemen sınıflarda boş durmamış, komünist partilerin bölünüp parçalanması için ellerinden gelen ustalığı göstermişlerdir.

Doğal olarak bu denli iç çekişmeler, öğretisel ve örgütsel ayrılıkları da gündeme getirmiş, partiler bu görüş ve örgütlenme anlayışı çerçevesinde bölünmüş, ayrı ayrı partiler olarak ortaya çıkmışlardır. Başta Avrupa olmak üzere, dünyanın her yerinde birbirlerine benzer ufak partiler tarih sahnesi içinde yerlerini alarak burjuvazi için değil ama birbirleri için ayakbağı haline gelmişlerdir. Bizim ülkemizde de yaşananlar; başka ülkelerdeki yaşananlarla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Özetle; Türkiye Sosyalist Hareketi kolay kolay bir araya gelemeyecek denli bölünüp parçalanmıştır. Bu yüzden de ayrı ayrı dereler olarak akmaktalar, sonuçta bir yerlerde azalıp tükenmekte kör çeşmeye dönmektedirler.

Gerçeklerin bu denli yalın olmasına karşın, sol ve sosyalist yapıların en basit konularda bile bir araya gelmemeleri insana düşündürücü gelse de, gerçeğinde çok önemli nedenler taşıdığı da unutulmamalıdır. İşin burasında aklıma Amerika Komünist Partisi’nin öyküsü geliyor. O parti ki, hem öğretisel, hem de örgütsel olarak güçlü bir partiydi ve de Amerika’yı sallamaktaydı. Süreç içinde böylesine etkili bir parti iç çekişmelerle eski gücünü yitirdiği gibi dünün yoldaşları bugünün düşmanlarına dönüştüler. Dolayısıyla 1917 Büyük Ekim Devrimi’ni gerçekleştirmiş olan Bolşevik Parti’nin hakemliğinden doğal ne olabilirdi ki? Amerika Komünist Partisi’nin yaşadığı iç çekişmeyi sonlandırmak için Sovyetlere giden DÜNYAYI SARSAN ON GÜN’ÜN yazarı John Reed, ne yazık ki sonuç alamamış ama kendi sonunu trajik bir şekilde yaşamıştır.

Aynı şey bizim ülkemiz için de söz konusudur. 1970’lerde ülkemizde yükselen devrimci savaşıma karşın özellikle Sovyet geleneğine bağlı üç parti söz konusuydu. TSİP, TİP, TKP. TKP, her zaman için SBKP’nin hakemliğine başvurulduğunda kabul gören bir parti olduğu için yıllarca TKP’nin yanlış politikaları düzeltilemedi ve sözü geçen bu parti SBKP ile birlikte yok olup gitti. Oysa pekâlâ TSİP, TİP ve TKP birlikteliği 1970’lerin yükseliş döneminde değişimin ebeliğini yapabileceklerken 12 Eylül 1980 faşizminin pençesine düştüler. Diğer iki parti tarih olurken TSİP kendi küllerinden 1980 sonrası yürüttüğü politikaların gücüyle yeniden doğdu ve sosyalizm yolunda savaşımını sürdürüyor.

Geçmişte yaşananlardan gerekli dersler ne yazık ki, alınmış değil. Bu kez sahnede eski aktrist ve aktörlerin hepsi olmasa da, değişen fazla bir şey yok. Yalnız bu kez durum biraz faklı. Çünkü hakemliğine başvurulacak ortada ne SBKP var ne de başka bir parti. Bu yüzden de parçalanmış da olsa Türkiye Sosyalist Hareketi’nde var olan özneler bundan böyle ürettikleri politikalarla ya varlıklarını sürdürecekler ya da yok olup gideceklerdir. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi yaptığı politik analizlerden bu sonucu çıkarmıştır. Bu yüzden de kendi konumlanışını bu gerçekler ışığında yapmaktadır. 12 Haziran 2011 parlamento seçimlerinde seçim işbirliği yapılamamış olmasına, türlü gerekçeler getirenler bir kez daha ne kadar cüce olduklarının umarım farkına varmışlardır. TSİP, bu gerçeğe defalarca parmak basmıştır. Üzülerek söylemek isteriz ki, yaşam bizi ne yazık ki haklı çıkarmıştır. Oysa biz sol adına seçimlere giren bir partinin gerçekten de başarılarına kendi başarımız gibi sevinecektik. Bir önerimiz var; kastettiğimiz parti ve yapılar aynanın önüne geçip kendilerine bir güzel bakmalıdırlar. O kadar…
Dün, parçalanmışlık ve bölünmüşlük içinde süren savaşımın akışı başkaydı, bugün daha bir başka. Dün sol ve sosyalist hareketler kendilerini bir yerlere yaslıyor sözde oralardan aldıkları yetkilerle üst perdeden konuşarak kendi dışındakileri yok saymaya uğraşıyordu. Bu girişim bir ölçüde de olsa başarılı olmuyor değildi. Ancak köprülerin altından çok sular geçti. Türkiye tamı tamına 30 yıl süren hâlâ da etkileri her alanda görülen 12 Eylül faşizmini yaşadı, yaşıyor. Birçok hareket daha 12 Eylül faşizmi ile birlikte politik varlığına veda etti. Birçoğu da hat değiştirip sağa ya da sola savrularak yoluna devam etti. TSİP ise, bir ilki kanıtlamak ve gerçek bir işçi sınıfı partisinin nasıl olduğunu göstermek istiyordu ve inandıkları doğrultu da sonuna kadar da yürüdü.

Ne var ki, TSİP’in onca emeklerini boşa çıkaranlar örgütün tepesinde yer alanlar oldu. Bunlar Sovyetlerde yaşanan yıkılışı da bahane ederek bir an önce partiyi terk etmek istiyorlardı ettiler de. Bunu yaparken oldukları gibi davransalardı buna da bir diyeceğimiz olmazdı. Bunlar sözde gerçekleştirilen “BİRLİK” için çalışmak gerektiğini parti tabanına anlatmak için her yolu denediler. Bu yüzden de kendileriyle yollarımız ayrıldı. Ancak parti bütünlüğüne verdikleri zarar ise hiçbir zaman unutulmayacak denli etkili oldu. Gittikleri yerlerde neler yaptıklarını uzaktan da olsa gördük, izledik. Hemen her gittikleri yerde akıl hocalığına soyundularsa da kimsenin onları dinleyeceği yoktu. Sonuçta da girdikleri yerden geldikleri gibi uzaklaştılar. Bugün bunların hemen hepsi ortalıkta geçmişin rantını yemek için dolaşıp dursalar da kimsenin onlara prim verdiği yok.

Kuşkusuz konumuz bu değil. 12 Eylül faşizminden sonra kendi sürekliliğini sürdüren bir tek TSİP oldu. Ancak eski gücünde olmayan bir TSİP vardı artık. Her türlü öğretisel ve örgütsel hücumlar karşısında direnmiş ve ayakta kalmış bir TSİP. İlginçtir, zor dönemler geçtikten sonra politik sahneye çıkan örgütler oldu. Hiç kuşku yok ki, bunlardan birisi de 12 Eylül 1980 öncesi benzer bir hareketten geldiğini söyleyen bugün TKP adını alan örgüt. Bu örgütle zaman zaman yolumuzun kesiştiği olmadı değil, oldu. Ancak her defasında yolumuzun kesişmiş olması daha ileri adımlar atmamızı getirmedi. İlk yolumuz bu arkadaşlarla daha TSİP ve STP kurulmadan gerçekleşti. Gelenek çevresiyle bir araya gelip birçok konuyu tartıştık. Sonuçta birlikte yürümeye karar vermeden önce 8 sayı Devrimci Sosyalist İşçi Partisi bülteni çıkardık. Çalışmalara eski TKP’den kendilerini ‘Komünist Birlik’ olarak adlandıran başını Mehmet Oğur arkadaşın çektiği bir grup da katıldı. Görünüşte her konuda anlaşmıştık, birlikte parti kuracağımızı ilan edeceğimiz İstanbul Kuruçeşme’de bir toplantı düzenledik. Toplantıya gitmeden önce bir kez daha durumu gözden geçirdik ve gördük ki, parti konusunda aynı şeyleri savunmuyoruz. Biz gerçek bir işçi sınıfı partisinin ideolojik ve örgütsel birliği olmalı derken onlar; bizden farklı düşündüklerini söylediler. Onlara göre TSİP, kurulacak parti içerisinde varlığını sürdürecek, kendileri de Gelenek çevresi olarak var olacaklardı. Metin Çulhaoğlu’na bizzat şunu söyledim. O zaman siz gidecek Sosyalist Birlik Partisi’ne katılacaksınız. Herkes kendi yoluna gitti. Onlar STP’yi, bizde TSİP’i yeniden kurduk. STP içinde yaşanan tartışmalar sonucu Metin Çulhaoğlu ve arkadaşları (Genel Başkan dahil) 63 kişi partiden atıldılar. Onlar da Birleşik Sosyalist Partiye gittiler. Tıpkı benim kendilerine o zaman söylediğim şey oldu.

STP kapatıldı, SİP kuruldu. Sosyalist İktidar gazetesinde adı geçen arkadaşlar bir yazı yazdılar. “TSİP’le birlikte parti kuracaktık, onlar vazgeçtiler. Neden vazgeçtiklerini anlayamadık, kendi iç işleridir diye düşündük, bunlar işçi sınıfının öncüsü olamazlar ama artçısı olurlar dedik.” Tabi ki, kendilerine yanıt verdik. Verdiğimiz yanıt hem olayın nasıl yaşandığıydı hem de anafor akımların nasıl olacağı ile ilgiliydi. Sonra bunlar unutuldu. Adı geçen arkadaşlar TKP adını aldılar ve bir de Yurtsever Cepheleri oldu. TKP’nin hem cephe anlayışını, hem de programatik duruşlarını eleştirdiğimizde kimi arkadaşlardan acayip yanıtlar aldık. Önemsemedik geçti. Bir gün öğrendik ki, cephe anlayışlarını değiştirmişler, artık bizim dile getirdiğimizin benzeri bir noktaya gelmişler. İyi dedik, belki bundan sonrası iyiye gider. Olmadı, TKP’de değişen hiçbir şey gözlemleyemedik. 2007 seçimlerinde ise kendilerini dost bir parti olarak koşulsuz desteklediğimizi içerden yazdığım bir yazıyla kamuoyuna açıkladık. Partinin üst kademesinden olmasa da tabanlarından ve önemli isimlerinden olumlu yanıtlar aldık. Sonra bunların hepsi unutulup gitti. 2009 Yerel seçimlerinde TKP bize değil ama başka politik çizgilere çağrıda bulundu. Yanıt alamayınca da kendileriyle görüştük. Görüşmemiz hiç ilerlemedi kapanıp gitti. Son olarak kendileriyle 12 Haziran 2011 seçimleri için ilişkimiz oldu. Bizim yazdığımız seçim işbirliği mektubunun aynısını TKP, biz hariç Halkevlerine, EMEP’e, ÖDP’ye çıkardı ve bir dizi görüşme yaptıktan sonra görüşmeler sonuçsuz bitti. Sıra bize gelmişti. Kendileriyle görüştük. Görüşmelerimiz yakışıksız bir şekilde yanıtsız bırakıldı. Sonradan öğrendik ki, bizimle görüşmeler aslında TKP bütünlüğü içinde yapılan görüşmeler değilmiş meğer. Çünkü yapılan görüşmeleri TKP’nin Genel Başkanı başka türlü aktarıyordu. İstanbul’da arkadaşlarımızla görüşen Aydemir Güler başka türlü öğrenmişti. Oysa bizim tutumumuz çok açıktı. Kendilerine seçim işbirliği yaptığımıza dair birlikte bir yazılı açıklama yapalım nedenlerini de bu açıklamada ortaya koyalım demiştik. Onlar birlikte yazılı basın açıklaması yerine kendilerini koşulsuz desteklediğimize dair bir açıklama yapmamızı istediler. Kendilerine yazılı sunduğumuz yazı ya da iki gün içinde yanıt vereceklerin söylemelerine karşın susarak böyle bir görüşme yapılmamış gibi davrandılar.

Sonra seçimlere yalnız girdiler. Seçimlerden kendi adlarına iyi sonuç alacaklarını ve seçim sonrası sosyalist solda tekleşeceklerini umuyorlardı olmadı. 500 bin boyun eğmeyen insan bulamadılar. 61 oy alarak hedefi ancak onda bir oranında tutturabildiler. Böyle bir durumun değerlendirimi Genel Başkan’dan değil de Kemal Okuyan’dan geldi. Ona göre TKP’ye sol düşmandı bu yüzden kendilerine oy verilmemişti. 3 milyon yeni genç seçmen listeye yazılmıştı, onların oyunu da AKP almıştı. Çünkü gençlik içinde televizyonda parti adına bir liseli de konuşturulmuş olsa da sonuç umdukları gibi olmamıştı. En önemlisi şuydu Okuyan’ın değerlendirmesinin. İnsanlar TKP’ye çok yakınlardı, ama aceleleri vardı, bu kez de CHP’ye oy verecekler sonra dönüp TKP’de çalışacaklardı. vs, vs…

Öteki grupların ise sorunları oldukça başka. TSİP’e benzeyen yanları gerçekten de çok az. Bununla birlikte onlarla da seçimler olsun, başka konularda olsun işbirliği yapılmaz değil yapılır. Ancak her nedense olumlu bir adım atmaya gelince bunlar bir türlü gerçekleştirilemiyor. Bu yüzden öyle büyük sözler sallayarak sınıf siyasetinin yapılamayacağını herkesin görmesi gerekir. Öncelikle derdi olanların sözlerinin arkasında durmaları bizce her şeyden daha önemli hale geldiyse oturup düşünmek gerekli. Biz TSİP olarak oturup düşündük. Bundan böyle sosyalizm savaşımını hakkıyla örgütlemek ve kendi yolunda kararlıca yürümek bizim işimizdir. TSİP’in sözü sözdür. TSİP’in kimseye minnet borcu yoktur. Bu yüzden de TSİP gerçekten de sosyalist solda yalnız ve rakipsizdir. Dolayısıyla bütün partili arkadaşlarıma ve parti dostlarına buradan bir kez daha ilan ediyorum ki, BİZ BUNDAN SONRA İŞİMİZE BAKMALIYIZ. Derdi olan gelir bizi bulur…


ANA SAYFA